HAFIZLIĞIN BEREKETİ
Hayriye KOÇ
Balıkesir Bandırma Kur’an Kursu Öğreticisi
Hafız bir hoca hanımın hayalidir kendisine verilen emekleri bir gün gelip başka bir yüreğe nakşetmek. Satır satır, sayfa sayfa hıfzettiği ilahi kelam, o genç zihinlere ince ince işlenirken onlara yardımcı olmak. Rabbimin inayeti ve lütfuyla atanıp Kur’an kursu hocası olduğumda hafızlık kurslarında görev alabilmek için yanıp tutuşuyordum. Atandığımda ilk işim, müftülüğümüze bağlı bir hafızlık kursunun olup olmadığını öğrenmek oldu. Elbette Kur’an-ı Kerim’i öğretmek, insanlara günlük ibadetlerinde, sosyal ilişkilerinde rehberlik etmek eşsizdi. Fakat ben hafız yetiştirmek için çıkmıştım bu yola. Yetişkinlerle çalışmayı da çok seviyordum ama bir yanım hep eksikti. Bir gün hafız hocası olacağım inancıyla düzenli olarak ezberlerimi tekrar ediyor, kendimi gelecekteki öğrencilerime, o yüzünü dahi görmediğim ama kalbimde şimdiden yer açtığım kızlarıma hazırlıyordum.
Nasip oldu, İstanbul Esenyurt’ta bulunan Güzelyurt Kız Kur’an Kursu’nda göreve başladım. Orada o öğrenciler her gün beni hayret makamına çağırıyorlardı. Ben de hafızdım. Yıllar önce aynı bu genç kızlar gibi rahlenin başına oturup ezber yapar, dersimi vermek için büyük gayret gösterirdim. Ama şimdi sanki o yılları yaşayan ben değilmişim gibi her gün o gençlerin yüzlerinde açan gülleri, hafız olma yolunda gösterdikleri gayreti, ezberlerini verince yaşadıkları sevinci görüp hem hayret ediyor hem de Rabbime şükrediyordum. Yüzüne okuma sınıflarımızda yetişen talebelerden hafızlık yapmayı isteyenleri, ayrıca imam hatipli öğrencileri kabul ediyorduk. Hafızlık sınıfına yazılmaya hak kazanınca nasıl mutlu olduklarını bugün bile capcanlı hatırlarım.
En güzel yıllarım kesinlikle hafız yetiştirdiğim yıllardı. Kızlarım, en masum hâlleriyle Kur’an-ı Kerim’i ezberlemeye başlıyorlardı. Onlara bir mucizeye bakar gibi bakardım. Biri hastalansa içim giderdi. Bilirdim, dersinden geri kalacak diye üzülecek, ezber yaparken zorlanacak. Derslerini dinlerken de nasıl böyle hatasız, hiç şaşırmadan okuyorlar diye yine hayret eder, Rabbime hamdederdim. Hâlbuki ben de hafızdım ve benzer süreçlerden geçmiştim. Yine de ilahi kelam her gün bereketini ve mucizelerini bize açıyordu. Hafız dinlemek çok özeldi. Hele bitirip o son dersi verdiği gün... Sonra defalarca tekrar yapıp sınava girerlerdi. İçeride öğrenci ter dökerdi, dışarıda ben.
Yıl 2021, mesleğimin onuncu yılıydı. Bu heyecana alıştığımı düşünüyordum artık. İnsan bu tatlı heyecana alışamıyormuş. İyi ki de alışamıyor. Kızlarım hafızlık sınavına girdiler. Dört öğrencim heyecan doluydu. Onları sakinleştirmeye çalışıyordum ama benim de kalbim en az onlarınki kadar heyecan içindeydi. İlk öğrencim çağrıldı. Kalan üç kızım ve ben mırıl mırıl dualar okuyor, heyecanlanmaması, hata yapmaması için niyazda bulunuyorduk. Kapı açılıp kızım çıktığında derin bir nefes aldım. Sonra diğer kızım girdi sınava ardından üçüncü... Son olarak da dördüncü öğrencim, benim dört yapraklı yoncamın o son yaprağı... Rabbim, diyordum içimden. Bu dört yaprağı birbirinden ayırma hepsine hakkıyla hafızlıklarını ellerine almayı nasip eyle.
Sınavları güzel geçmişti. Artık sonuçların açıklanmasını beklemek kalıyordu. Yaklaşık iki hafta sürüyordu bu durum. Sınavdan çıkınca kızlarımı bir şeyler içmeye götürdüm. Onlara yine hafızlığın değerini hatırlattım. Hafızlığın bereketini hayatınızın her anında göreceksiniz, diyordum. Maddi ve manevi, bugün ve gelecekte... Hayatınızın her anında Kur’an-ı Kerim’in taşıyıcısı olmanın hem sorumluluğunu hem de bereketini hissedeceksiniz. Sınav sonuçlarını heyecanla beklediğimiz günlerden biriydi. Sabah kalktım. Çocuklarımı okula göndermek için hazırladım. Kızımı okula uğurladım. Küçük de kreşe gidiyordu. Ortanca ise pek keyifsizdi. Adı Tarık. Hani normalde okula gitmemek için nazlanan bir çocuk da değil. Karnım ağrıyor, dedi. Her gün severek okula giden çocuk şimdi gitmek istemiyor. Ben de ister istemez bu karın ağrısını ciddiye aldım. Kursa haber verip sağlık ocağına uğrayacağımı söyledim.
Oğlumla hazırlandık ve çıktık. Çocuk ağlıyor, ben ne yapacağımı bilemiyordum. Sağlık ocağına geldik. Arabayı park ettim. O sırada telefonum çaldı. Arayan diğer hoca arkadaşımdı. Müjdeli haberi veriyordu. O yoncanın yaprakları ayrılmamış, dördü de kazanmış, sevinç içinde kursa gitmemi bekliyorlarmış.
Tarık’ı alıp doktorun yanına geçtim ama çocuk ağlıyor, ben gülümsüyorum. Gözlerim evladımda ama yüreğim hafız kızlarımın sevinciyle dolu. Hemen işimiz bitsin, çocuğumun nesi var öğreneyim de kursuma, kızlarıma koşayım diye düşünüyordum. Çok şükür ciddi bir şeyi yokmuş, biraz üşütmüş. Doktor, Tarık’ı odadan çıkartıp size bir şey söylemem lazım dedi, müsaadenizle. Buyurun, dedim. Siz yukarıdaki kursun hocasısınız değil mi? dedi. Evet, diye cevap verdim. Hatta bugün kızlarımın sınav sonuçları geldi, aslına bakarsanız heyecanım da telaşım da bundan, dedim. Çabucak onların yanına koşmak, her birini tebrik etmek istiyorum, dedim. Ne oldu, diye sordu. Dört kızımın da hafızlık sınavını başarıyla geçtiklerini, sonuçların biraz önce açıklandığını, tam da doktora gelirken öğrendiğimi söyledim. Doktor Bey cebinden bir zarf çıkarttı. Bakın Hoca Hanım, dedi. Bunu ben bu sabah hazırladım, nedeni bana kalsın ama bugün buraya gelmeniz bir tesadüf değil, rica ederim bu hediyeyi o kızlara ulaştırın, adımı filan bilmesinler, ölmüş anneciğine dua istiyor, deyin yeter. Kızlarımın sonucu açıklanmadan hediyeleri hazırlanmıştı işte. Bir yandan gülümsüyor, bir yandan yaşaran gözlerime mani olamıyordum.