RESULÜLLAH (s.a.s.) DÖNEMİNDE HAFIZLIK VE SAHABE MODELİ
Prof. Dr. Abdullah Emin ÇİMEN
İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
• Resulüllah (s.a.s.) Döneminde Kur’an Eğitimi (Hafızlık)
Resulüllah’ın (s.a.s.), bir elçi olarak Kur’an’ı muhataplarına aktarma görevi vardır
Peygamberler, insanlara Yüce Allah’ın mesajlarını ileten elçiler olmalarının yanı sıra aslında insanlar için büyük nimet/hediye statüsündedir. (Âl-i İmran, 3/164.) Aldıkları görevleri eksiksiz yerine getirirler. Yaratılan ilk insandan itibaren Allah, insanoğluna elçiler göndermiştir. (Âl-i İmran, 3/34.) Bu çerçevede ilk seçilen elçi aynı zamanda ilk yaratılan insandır. Peygamberimiz Hz. Muhammed de (s.a.s.) bu elçilerden biri olarak ahir zaman ümmetine son peygamber (hatemu’n-nebiyyin) olarak gönderilmiştir. (Ahzab, 33/40.) Onun son derece güvenilir bir elçi olduğunda şüphe yoktur. Şuara suresinde, “Ben size gönderilmiş son derecede güvenilir bir elçiyim.” ifadeleri, beş defa tekrarlanarak Hz. Muhammed’in güvenilirliğinde şüphe olmadığı âdeta kesinleştirilmiştir. (Şuara, 26/107,125,143,162,178.) Zira peygamberler emanete asla ihanet etmemişlerdir. Onun Allah’tan aldığı vahiy Kur’an-ı Kerim’dir. Hz. Muhammed (s.a.s.) Kur’an’ı önce kendisi Allah’tan öğrenmiş, ancak bu öğrenme işi Cebrail aracılığıyla sema (işitme) yoluyla gerçekleşmiştir. Sema yoluyla öğrenmiş olduğu Kur’an’ı tekrar Cebrail’e okuyarak arz etmiştir. Daha sonra da muhatapları olan sahabeye arz yoluyla bizzat kendisi öğretmiştir. Bu öğretim esnasında Kur’an’a hiçbir ilavede bulunmadığı gibi hiçbir eksiltmede de bulunmadan kendisine vahyedileni aktarmakla yetinmiştir. (Necm, 53/3,4.) Zira Allah Teâlâ, Kur’an’ı hem lafız hem de mana olarak koruma işini kendi zatına atfetmiştir. (Hicr, 15/9.)
“Ey Elçi! Rabbinden sana indirileni tebliğ et!” (Maide, 5/67.) hitabı gereği Hz. Muhammed (s.a.s.), kendisine gönderilen Kur’an’ı muhataplarına aktarma göreviyle sorumludur. “Sen ancak bir uyarıcısın!” (Fatır, 35/23.), “Şüphesiz biz seni hak ile müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.” (Bakara, 2/119.), “Kalk ve uyar!” (Müddesir, 74/2.), “Öğüt ver, san ancak öğüt vericisin.” (Gaşiye, 88/21.), “Elçiye düşen, sadece tebliğdir.” (Maide, 5/99.) “Kendilerine indirileni insanlara açıklaman için sana Kur’an’ı indirdik.” (Nahl, 16/44.) ayetleri de onun tebliğ ve uyarma görevlerine vurgu yapmaktadır.
Resulüllah (s.a.s.), muallim-i evvel ve Kur’an’ın ilk “Fem-i Muhsini”dir
Resulüllah (s.a.s.), Kur’an’ın ilk “fem-i muhsin”idir. Kur’an’ı Cebrail’in kendisine öğrettiği şekilde ilk okuyandır. Kur’an’ı nasıl okuyacağını bizzat Allah ona şöyle emretmiştir: “Kur’an’ı tertil üzere oku!” (Müzzemmil, 73/4.) Tertilin niteliği ise bizzat kendisi tarafından uygulamalı bir şekilde ortaya konulmuştur. Kur’an’ı ilk ezberleyen olması yönüyle “Seyyidü’l-Huffaz” olan Resulüllah (s.a.s.), muallim-i evveldir. Kur’an öğretme metodunun en belirgin özelliği tane tane, harf harf okutmasıydı. Kendisine arz ve sema yoluyla öğretileni muhataplarına aynen aktarmıştır.
Resulüllah’ın (s.a.s.) gündeminde Kur’an öğretiminin (hafızlığın) önemi
Hafızlığın Resulüllah’ın (s.a.s.) gündeminde ne denli önemli olduğunu tespit edebilmek için aşağıdaki hadis kaynaklarında yer alan birkaç ana başlığa göz atmamız yeterli olacaktır: “Kur’an hafızı olmanın fazileti”, “Kur’an okuyanın üstünlüğü”, “Kur’an’ın ve Kur’an okuyanın fazileti”, “Zorlanarak da olsa Kur’an okuyanın fazileti”, “Ümmetimin en faziletli ibadeti, Kur’an okumaktır.”, “Kur’an eğitim ve öğretiminin fazileti”, “Namazda Kur’an okumak ve Kur’an öğretmenin fazileti”
Hadis literatüründe yer alan bu başlıklar Resulüllah’ın (s.a.s.) Kur’an ezberlemeye verdiği önemi ortaya koyması bakımından anlamlıdır. Bir sahabiye yaptığı şu tavsiye de konunun önemini ortaya koyması bakımından hayli açıklayıcı niteliktedir: “Ey Ebu Zer! Allah’ın kitabından bir ayet öğrenmek için sabahleyin evden çıkman, yüz rekât namaz kılmandan daha hayırlıdır.” (İbn Mace, Muhammed b. Yezid, Sünen, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1992, Mukaddime, 16; Deylemi, Ebû Şuca‘ Şireveyh el-Hemedani, Kitabu Firdevsi’l-Ahbari bi-Me’suri’l-Hitabi’l-Muharreci ‘ala Kitabi’ş-Şihab, (tah. Said Zağlûl), Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut, 1986, V, 338.); “Kur’an’ı okuyunuz, muhakkak ki o, kıyamet günü ehline ne güzel bir şefaatçidir.” (Darimi, Fazailu’l-Kur’an, 1.)
“Ben muallim olarak gönderildim.” (İbn Mace, Mukaddime, 17.) şeklindeki söz fehvasınca Mekke’de Daru’l-Erkam’da, Medine’de ise Ashab-ı Suffe’de Kur’an eğitimi ve hafızlığına devam etmiştir. Bireysel olarak verdiği Kur’an derslerinin yanı sıra toplu dersler de vermiştir. “Mescid-i Nebevi’nin yanında bazı evlerde de eğitim ve öğretim faaliyetleri yapılıyordu.” (Bozkurt, Nebi-Küçükaşçı, Mustafa Sabri, “Medine”, DİA, Ankara, 2003, XXVIII, 310.) Peygamberimizin (s.a.s.) Kur’an eğitimi ve hafızlık metodunun daha ziyade sözlü ezberletme şekline dayandığını söyleyebiliriz. Bu eğitimler esnasında sahabeden bazıları kendisine yardımcı olmuştur. Abdullah b. Mesud, Salim Mevla Ebi Huzeyfe, Muaz b. Cebel, Ubeyy b. Kab, Musab b. Umeyr (ö. 3/625), Ebu Ubeyde b. el-Cerrah (ö. 18/639), Eban b. Said b. el-As (ö. 13/634), Amr İbn Ümmi Mektum (ö. 23/643), Ubade b. Samit (ö. 34/654), Amr b. Hazm (ö. 53/673) gibi sahabiler, bunlar arasında sayılabilir.
Ubade b. Sâmit, Resulüllah’ın (s.a.s.) Kur’an eğitim metodu hakkında şu açıklamada bulunmuştur: “Mekke’den biri Medine’ye hicret ettiğinde, ona Kur’an öğretmemiz için Resulüllah (s.a.s.) bu kişiyi bizden birine verirdi. Resulüllah’ın mescidinde Kur’an tilavetinden kaynaklanan bir uğultu duyulurdu. Bu uğultunun Kur’an okuyuşunda yanılma ve karışıklığa neden olmaması için okurken seslerini azaltmalarını emretti.” (Zürkani, Menahilü’l-‘İrfan, I, 169.) Sadece erkeklerle değil hanım sahabilerin de Kur’an eğitimi ile meşgul olan Resulüllah (s.a.s.) öncelikle eşlerinden Hz. Aişe, Hafsa ve Ümmü Seleme’nin eğitimleriyle meşgul olmuş, daha sonra da bu hanımlar ona diğer hanım sahabilerin Kur’an eğitiminde yardımcı olmuştur. (Çimen, “Hafızlık Müessesesi”, Din Eğitimi, s. 102-104.)
• Kur’an Eğitimi (Hafızlık) Ve Sahabe Modeli
Sahabenin Kur’an eğitimi ve ezberleme (hafızlık) yöntemi
Sahabe, Kur’an öğrenme, öğretme ve ezberlemede (hafızlık yapmada) birbirleriyle âdeta yarış hâlindeydi. Sahabeyi Kur’an öğrenme ve öğretmede en çok motive eden hadislerin başında gelen rivayet şu şekildedir: “Sizin en hayırlınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir.” (Buhari, Fezailu’l-Kur’an, 21.)
Sahabe, Kur’an ezberlerken tarihsel bir orjinalite oluşturan peygamberî bir metot takip etmiştir. Ayetlerin ahkâmını önce anlama sonra hayata geçirme anlayışını merkeze alan bir ezber yöntemi takip etmişlerdir. Bu bağlamda emir/nehiy, helal/haram ve ahkâmla ilgili hususlar dikkate alınarak ezber yapılır, yapılan ezberin muhtevası hayata aktarılmadan diğer bölümleri ezberleme işine girilmezdi. Abdullah b. Mesud şu bilgileri vermektedir: “Biz Resulüllah’tan (s.a.s.) on ayet öğrenince onun içeriğini (helalini haramını, emrini nehyini) tam olarak öğrenmeden daha sonra indirilen diğer on ayete geçmezdik.”(İbnü’l-Cevzi, Zadu’l-Mesir, I, 4.) Bundan anlaşıldığına göre ashap, Kur’an’ı onar ayet onar ayet öğrenir, onunla amel eder, sonra bir diğer on ayete geçerdi. Hz. Ömer’in ise Kur’an öğreniminde şöyle bir tavsiyesi vardır: “Kur’an’ı beşer ayet beşer ayet öğreniniz. Çünkü Cebrail, Peygamberimize (s.a.s.) Kur’an’ı beşer ayet beşer ayet getirmiştir.” (Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliya, IX, 319.)
Vahyin ilk muhatabı olan sahabe nesli, Kur’an’ın tamamını ezberlemeyi çok büyük bir olay olarak nitelendirmişlerdir. Nitekim Enes (r.a.), Kur’an ezberlemenin veya bir sureyi baştan sona ezbere bilmenin sahabe arasında geldiği anlamı anlatmak için şu ifadeleri kullanmıştır: “Bizden biri Bakara suresini ve Âl-i İmran suresini ezberlediğinde o kişi gözümüzde büyür ve içimizdeki değeri çok fazla artardı.” (Kurtubi, Ahkamu’l-Kur’an, VIII, 19.) Sahabenin Kur’an okurken takındığı tutuma benzer bir tutumun sonraki bazı ulema arasında da varlığını sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Gazali’nin naklettiğine göre Ebu Süleyman ed-Darani şöyle demiştir: “Ben bir ayeti okur dört veya beş gece onu düşünürüm. Onu tam olarak düşünüp anlamadan diğer bir ayete geçmem.” (Gazali, Ebu Hamid Muhammed b. Muhammed, İhyau ‘Ulumu’d-Din, Mektebetü Mısr-Daru Mısr li’t-Tıbâa, Kahire, I, 277.) Bütün bunlardan sahabenin ve sonraki ulemanın Kur’an okurken ve ezberlerken asıl maksatlarının “Kur’an’ı mümkün olan en kısa zamanda okuyup bitirmek değil, onu anlayarak, kavrayarak, üzerinde düşünerek okumak” olduğu açıktır.
Sahabe ve sonraki dönemlerde Kur’an ile çok meşgul olup ezberleyenler için kullanılan bazı kavramlar
Kur’an-ı Kerim ile çok meşgul olan ve bazen de onu ezberleyenler için sahabe ve sonrasında ilk asırlarda hafız kelimesinin kullanılmadığı, bunun yerine “hamilu’l-Kur’an/hameletü’l-Kur’an”, “ehlü’l-Kur’an”, “kurra” gibi kavramların kullanıldığı anlaşılmaktadır. (Ebu Davud, Edeb, 24; Ahmed b. Hanbel, III, 127; Buhari, Vitr, 7, Fezailu’l-Kur’ân, 8.)
Buhari, Müslim ve Ebu Davud gibi temel hadis kaynaklarında yer alan “kurra” kavramı yerine göre “cem” kelimesinin kullanıldığı da bir gerçektir. “Kurra” kavramının bazen “Kur’an kıraati konusunda uzman kişiler”, bazen “ilim sahibi kişiler”, bazen de “kıraat alanında uzmanlaşmış veya ilim ehli kişiler olmayıp ibadet maksadıyla çokça Kur’an okuyan, namaz kılan, ayrıca kendilerine verilen görevleri yerine getiren sorumlu kişiler” anlamında kullanılması (Öz, Mustafa, “Kurra”, DİA, XXVI.) hasebiyle yerine göre Kur’an’ın bir kısmını veya tamamını ezberleyen kimse anlamına gelebileceği gibi Kur’an ezberleme işiyle hiç alakası olmayan bir anlama da gelebileceği anlaşılmaktadır.
“Cem” kavramı İbn Sa’d ve Kastallani gibi âlimlere göre Kur’an’ı tamamen ezberlemek, Nevevi’ye göre “kıraat” yani sadece okumak anlamına gelmektedir. (Bozkurt, “Hafız”, XV, 75 (Nevevi, Yahya b. Şerefuddin, Tehzibu’l-Esma ve’l-Luğat, (nşr. F. Wüstenfeld), Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut, ts., II, 2, 83, 86; Çimen, “Hafızlık Müessesesi”, Din Eğitimi, s. 96-97.) Fahrettin Razi, “Biz Kur’an’ı zikir için kolaylaştırdık.” (Kamer, 54/17.) ayetinde geçen “zikr” kelimesinin “hıfz” yani ezberleme ve muhafaza etme anlamına geldiğini söyleyerek Kur’an’ın hem ezberlenmesinin mümkün olduğunu hem de gönderilen hiçbir kutsal kitaba nasip olmayan bir şekilde kolayca ezberlenebildiğini belirtmiştir. (Razi, Tefsiru’l-Kebir, XXIX.)
Daha sonraki dönemlerde ortaya çıkan “hafız” kelimesiyle birlikte çoğulu olan “huffaz”, “kari”nin çoğulu olan “kurra”, “hamil” ve “sahibu’l-Kur’an” gibi kavramlar Kur’an’ı ezberleyenler için kullanılmaya başlamıştır.
Kur’an’a dair bilgisi daha fazla olan, yaşarken de öldüğünde de daha üst makamdadır
Resulüllah (s.a.s.), Kur’an ile daha çok meşgul olanları şehit bile olsalar, daha öncelikli bir makamda değerlendirmiştir. İmam Buhari konuya dair şöyle bir olay nakledilmektedir: Cabir b. Abdullah: Resulüllah (s.a.s.) Uhud şehitlerinden iki kişiyi bir elbise (tek kabir) içinde birleştirip akabinde, “Bunların hangisi Kur’an’ı daha çok öğrenmiştir?” diye soruyordu. İki şehitten hangisinin daha çok Kur’an bilgisine sahip olduğu kendisine bildirildiğinde onu kabirdeki lahdin içinde öne koyuyor ve şöyle diyordu: “Ben bu şehitler üzerine bir şahidim.” (Buhari, Cenaiz, 74.)
“Kur’an öğretmek” İslam toplumunda en büyük prestij kaynağıdır
Öteden beri insanlar değişik eylem ve aktivitelerle yaşadıkları toplumlarda statülerini üst seviyelere çıkarmak için çaba gösterirler. Peygamberî toplumlarda ise en büyük makam, mevki ve prestij “Kur’an öğretmek” ile elde edilebilir. Şayet bir Müslümanın hayat hikâyesinde, bugünkü ifadeyle “öz geçmişinde” belli bir süre “Kur’an öğretmekle” meşgul olduğuna dair bir bilgi yoksa o kişi İslam toplumunda çok muteber bir Müslüman olarak kabul edilmez. Bu açıdan Kur’an öğretimiyle meşguliyet, İslam toplumlarında Müslümana prestij kazandıran en önemli meşguliyet olarak kabul edilir. Konuya dair rivayet şöyledir: Sahabe-i kiram bir gün Resulüllah’ın da bulunduğu bir mecliste kendi aralarında bir kimseden sitayişle söz ediyor, o şahsı öve öve bitiremiyorlardı. Konuya müdahil olan Resulüllah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Siz bu adamın Kur’an öğrettiğini gördünüz mü (ki ondan övgüyle söz ediyorsunuz)?” (Ahmed b. Hanbel, VI, 66.)
Sahabi sonrası tabiin neslinin Kur’an öğretimi ve hafızlıkla meşguliyetleri
Birçok sahabinin Kur’an öğretme işiyle meşgul olduğu bilinen bir husustur. Tabiin neslinde de bu hassasiyetin devam ettiği anlaşılmaktadır. Zira aşağıdaki rivayet bunun açık delillerinden biridir. “Sizin en hayırlınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir.” hadis-i şerifinin, tabiinin önemli âlimlerinden Ebu Abdurrahman es-Sülemi nezdindeki değerine dair şu rivayet dikkat çekicidir. Nitekim bu zat Hz. Osman’ın halifeliği döneminden Haccac’ın Kûfe valisi olduğu döneme kadar uzun bir süre, Kûfe mescidinde insanlara Kur’an öğretmekle meşgul olmuştu. O, ömrünü Kur’an öğretmeye adama sebebini şu şekilde açıklamıştı: Beni bu mescitte bu kadar bir süre Kur’an öğretmekle meşgul eden ve burada oturtan, Allah Resulü’nün (s.a.s.) işte bu sözüdür.