İMAM HATİPLİK VE
İMAM HATİPLER ÜZERİNE BAZI NOTLAR
Dr. Mehmet BULUT
DİB Emekli Başkanlık Müşaviri
Bu makalenin yorucu yanı olmakla birlikte bilgilendirici bir yazı olacağını umuyorum.
Başlıktaki “imam hatiplik”, bir görevi, eski ifadesiyle bir “cihet”i, “imam hatipler” de bu görevi, bu hizmeti cami ve mescitlerde yerine getirmekle görevli kişileri ifade ediyor. Çok değil, 50-60 yıl önce imam hatiplik kavramı yerine Arapça mastar olarak “imamet ve hitabet hizmetleri” kavramı kullanılıyordu.
İmamet ve hitabet hizmetlerinin teşkilatlanması, bu hizmetler için görevli tayininin tarihi kitaplık çapta bir konudur. Burada konuya hassaten Diyanet İşleri Başkanlığı çerçevesinde yaklaşılacaktır.
• Bilindiği gibi imam, hatip, müezzin gibi kavramlar İslam’ın başından itibaren kullanılmıştır. En yalın ifadesiyle cemaate namaz kıldıran kişi olarak tanımlayabileceğimiz “imam”, İslam medeniyetinde çok farklı alanlarda da kullanılmıştır ki burada onlar üzerinde durulmayacaktır. Konumuzu ilgilendiren yönüyle açarsak cami görevlilerinin başında gelen imam, camilerde cuma ve bayram namazlarında, cemaatle kılınan farz namazlarda cemaatin önüne geçerek onlara namaz kıldıran kişidir.
• Diyanet tarihinde imamet ve hitabet hizmetlerini yerine getiren kişiler üç ayrı adla isimlendirilmiştir: “İmam”, “hatip” ve “imam hatip”. Buna göre camilere imamdan başka hatip tayini yapılması durumunda imamet ve hitabet hizmetleri ayrı ayrı kişilerce yerine getirilmiş, hâliyle görevliler de imam ve hatip olarak iki ayrı sınıf teşkil etmiştir. Ancak günümüze doğru gelindikçe bu iki hizmet birleştirilerek camilere sadece “imam hatip” atanmış, bu defa her iki hizmet tek kişi tarafından ifa edilmiştir.
Bir Osmanlı dönemi tatbikatının devamı olarak Diyanet İşleri Başkanlığı döneminde de imam yanında özellikli bir kısım camilere hatip tayini de yapılmıştır. Ancak hatip, devleti temsil eden bir kişi olarak Osmanlı döneminde ayrı bir konumdadır. Resmen hatip tayininin yapıldığı dönemlerde hatiplik, özel izne dayanan bir hizmettir; ilgili makamdan izinli olmayanlar bu görevi yerine getiremezdi. Sadece izinli olan hatiplerin hutbe okuyup cuma namazını kıldırabileceği keyfiyeti Reisliğin ilk döneminde de devam etmiştir. Cami görevlilerinin derecelendirilmesinde de hatip, imamdan öncedir. Bu noktada akla gelebilecek sorulardan biri şudur: Sadece cuma ve bayramlarda hutbe okumak için -buna cuma ve bayram namazlarını kıldırmak da eklenebilir- bir görevli tayini zaid değil midir? Hemen belirtelim ki hatipliğin ayrı bir görev olduğu yıllarda başka meslek erbabından da hatip tayini yapılabilmiştir; burada önemli kriter, etkili hutbe okuyabilmektir. Esasen memur sayılmadıkları dönemlerde imam ve hatiplerin Vakıflar İdaresinden aldıkları ücret çok cüzidir ve geçimlerini temin için başka işlerle de uğraşmak durumunda kalmışlardır. Ticaret, ziraat gibi işlerle uğraşmak onlar için tanınmış yasal bir haktı ve hâliyle suç teşkil etmiyordu.
Diyanet İşleri Reisliği kurulduğunda camilerde görev yapmakta olan hatipler bu görevlerine aynen devam edebildikleri gibi Reislikçe hatip tayinine de devam edilmiştir. Ancak siyasi idarenin zamanla cami ve mescitlerde görevli çeşit ve sayılarının azaltılması yönündeki icraatı doğrultusunda, 1930 ve 1940’lı yıllarda çıkartılan tüzüklerde bir camide imam ve hatip kadrolarında boşalma olduğunda bu iki görevin birleştirilerek bir şahıs tarafından yerine getirilmesi cihetine gidilmiştir. Bununla birlikte, özel durumlarda bir kısım camilere hatip tayinine yine de devam edilmiştir. Ayrıca hatiplik müktesebi olanlar vefatlarına kadar bu ünvanlarını muhafaza etmişlerdir. Nihayet takvimler 1965’i gösterdiğinde 633 sayılı Başkanlığın teşkilat kanununda cami görevlileri olarak sadece imam hatip ve müezzin kayyım kadroları yer almıştır. Buna göre imam ve hatipler “imam hatip”, müezzin ve kayyımlar da “müezzin kayyım” olarak birleştirilerek Başkanlığa sadece bu adlarla kadrolar tahsis edilmiştir.
• Tarihimizde cami ve mescitlerdeki hizmet erbabı günümüzde olduğu gibi imam hatip ve müezzin kayyımla sınırlı değildi. İmam, hatip ve vaiz gibi asli görevliler yanında cüzhan, devirhan, surehan, aşırhan, na’than gibi ikinci derecede sayılan görevliler de istihdam edilmiş, camilerin vakfiyelerinde yer verilen çeşit ve sayıda görevli bulunabilmiştir. Nitekim Reislik döneminde de belli bir tarihe kadar bu uygulama kısmen devam etmiştir. Bilhassa İstanbul ve benzeri şehirlerdeki büyük camilerde istihdam edilen kişilerin sayısı bazen 8-10’u bulmaktaydı ve bunların çoğu müezzin ve kayyımdı. İşte, başta imam ve hatipler olmak üzere bütün bu cami görevlilerini ifade etmek üzere “hademe-i hayrat/hayrat hademesi” kavramı kullanılmaktaydı ve bu adlandırmaya Başkanlık mevzuatında ve yazışmalarda da 1965 yılına kadar devam edilmiştir.
Esasen vakıf hizmetleriyle ilgili bir kavram olan “hademe-i hayrat/ hayrat hademesi” ya da “cami hademesi” tarihî süreçte vakıf müesseselerinde görevli diğer kişiler yanında cami görevlileri için de kullanılmış bir üst kavramdır. Ağırlıklı olarak cami, mescit, tekke hizmetlerinin teşkil ettiği vakıf eksenli hizmetlerde bulunan kişiler için kullanılan genel bir kavramdır ve kavram içerisine birçok hizmet erbabı girmektedir. Cami hizmetleri söz konusu olduğunda bu kavram, Vakıflar İdaresinden maaş alarak hizmet eden imam, hatip, müezzin, kayyım, vaiz gibi hizmet ehli için kullanılmıştır. Hademe-i hayrat, bir anlamda mabetlerin koruyuculuğunu, hizmetçiliğini üstlenmiş, kendilerini hayır işlerine adamış kişilerdir. Bu kavramlardaki “hademe” kelimesinin zamanla anlam kaymasına uğrayarak günümüzdeki manada kullanılmaya başlanmasıyla din hizmeti ifa eden şahıslar için kullanımı terk edilmiştir. Nihayet 22 Haziran 1965’te kabul edilen 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun geçici 7. maddesi ile daha önceki yasal düzenlemelerde geçen bu kavramlar “cami görevlileri” şeklinde değiştirilmiştir. Nitekim söz konusu kanunda Başkanlık taşra teşkilatını oluşturan birimlerin görevlerinden söz edilirken 18. maddede hayrat hademesi yerine “cami görevlileri” kavramı kullanılmıştır. Cami görevlilerini de sadece imam hatip ve müezzin kayyımlar ile vaizler oluşturmuştur. Öte yandan aynı kanunla kurumun merkez teşkilatını oluşturan birimlerden biri “Din Hizmetleri ve Din Görevlilerini Olgunlaştırma Dairesi” adını taşımış (Md. 6), böylece yasada “din görevlileri” kavramı da kullanılmıştır.
Günümüzde Başkanlık bütçesinin genel bütçeye dâhil olması, imam hatipler dâhil bütün cami görevlilerinin bu bütçeden maaş alan memurlar olması dolayısıyla cami görevlileri için bugün de hayrat hademesi kavramını kullanmak, hizmetin mahiyeti itibarıyla uygun olsa da tarihî teamüller açısından isabetli olmayacaktır. Nitekim vaktiyle ücretlerini köy idaresinden alan köy imamları için bu kavram kullanılmamıştır; çünkü köy imamları Vakıflar idaresinden maaşlı görevliler değillerdi.
• Yüz yıllık Cumhuriyet döneminde, bağlı bulunduğu idari merciler açısından imam hatiplik üç devrede ele alınabilir. Diyanet İşleri Reisliği dönemi (1924-1931), Evkaf Umum Müdürlüğü dönemi (1931-1950) ve Diyanet İşleri Başkanlığı dönemi (1950 ve sonrası). Buna göre 1931-1950 arası yirmi yıl boyunca imam hatipler dâhil bütün cami görevlileri asli mercileri olan Reisliğe değil idari yönden Vakıflar idaresine bağlı kalmıştır.
• Tarihî teamülde olduğu gibi Cumhuriyet döneminde de 1965 yılına kadar imamlık bir memuriyet olarak değil, sivil bir hizmet olarak telâkki edilmiştir. Nitekim bilinen anlamda memur sayılmadıkları için imamlar süreçte, adli konularda devlet memurlarının sahip oldukları bir kısım ayrıcalıktan yararlanamamışlardır. Öte yandan imam hatiplik bir meslek, kazanç temin edilen maaşlı bir memuriyet midir, konusu tartışılmıştır. Ancak gelinen noktada bu tartışmalar anlamsız kabul edilmekte, bunun yerine cami ve mescitlerimizde vasıflı, donanımlı, halka her yönden rehberlik yapacak din hizmetlisi yetiştirip istihdam etmenin yolları aranmaktadır. Bu yönde önemli mesafelerin kat edildiğini söyleyebiliriz. Bununla birlikte sürekli yenilenme içinde olunması; vasıflı din görevlisi yetiştirilmesi ve istihdamı konusunda arayışların, çabaların artarak devam ettirilmesi arzu edilmektedir.
• Günümüzde durum farklılaşsa da süreçte genelde imam hatiplerin görevi cami içi hizmetlerle, daha kısa bir ifadeyle camide imamlık yapmakla sınırlı kaldı. Esasen 1930’lu, 1940’lı yıllarda siyasi erk onlardan bu görevin dışına çıkmamalarını talep ediyordu. Buna rağmen bir kısım hizmet erbabı zor zamanlarda bile imamlık yanında isteyenlere Kur’an öğretimi ve dinî bilgiler verme çabası içinde oldu. Esas itibarıyla cami ve mescitleri ibadete açık tutmak, beş vakit namazla cuma, bayram, teravih ve cenaze namazlarını kıldırmaktan ibaret olan bu görevlere 633 sayılı kanunla müftünün izni dâhilinde isteyenlere Kur’an-ı Kerim öğretmek, ibadetle ilgili konularda cemaate bilgi vermek görevi de eklenmiştir. Günümüzde artık din hizmetlisi için sınırları fevkalade geniş tutulmuş bir görev çerçevesi söz konusudur.
• 1965 yılına kadar imam hatipliğe tayin için ön şart olarak belli bir tahsil şartı aranmamıştır. Ancak bütün tarihî süreçte imam hatipliğe ilk defa alınacakların, yapılacak imtihanda ehliyetlerinin tespiti esas olmuştur. Başka bir ifadeyle, ancak sınavla ehliyetini ortaya koyanlar göreve kabul edilmiştir. İlk defa 1965 tarihli 633 sayılı kanunla kadrolu imam hatiplikler için imam hatip okulu ikinci devre mezunu olmaları şart koşulmuş, bu evsafta istekli çıkmaması hâlinde ise birinci devre mezunu olmaları yeterli görülmüştür. Yine bu yasa ile kadrosuz bucak ve köylerde imam hatip olabilmek için, ihtiyaç hâlinde ilkokul mezunu olmak yeterli sayılmıştır. 1976 yılında bile Türkiye’de ibadete açık 50 bin camiden yaklaşık 41 bininde asgari imam hatip okulu mezunu imam hatibin bulunmadığını söylersek durum kendiliğinden anlaşılacaktır. 1995 yılına gelindiğinde ise Başkanlığın yaklaşık 75 bin personelinin yüzde 68’ine tekabül eden 51 bininin imam hatip lisesi mezunlarından oluşması, aradan geçen 20 yıl içinde bu okul mezunlarının teşkilattaki ağırlığını ortaya koymaktadır. Aynı yıl itibarıyla genel personelden dinî yükseköğrenim mezunu olanların sayısı ise 3412’dir ve bu rakam personelin yüzde 4.54’üne tekabül etmektedir.
Günümüzde imam hatiplerin eğitim düzeyi yükseldiği gibi hizmete alımda da artık daha ileri eğitim kriterleri aranmaktadır. Başkanlığın sunduğu hizmet öncesi ve hizmet içi eğitimler de din hizmetlilerinin daha nitelikli hâle getirilmesi doğrultusundaki çabalardandır. Şu anki uygulamaya göre imam hatiplikte en az imam hatip lisesi mezunu olma şartı aranmaktadır.
• İmam hatiplerin Başkanlık ve din hizmetleri açısından fevkalade önemli bir yeri vardır. Diyanet hizmetlerinin temeli, özü imam hatiplik; bu hizmetlerin asıl görevlileri de imam hatiplerdir. İmam hatiplerin halka rehberlik etmek gibi son derece önemli bir sorumlulukları bulunmaktadır. Bu açıdan Reisliğin kuruluşundan itibaren imam hatiplerin iyi yetişmesi üzerinde ısrarla durulmuş, yılların elverdiği ölçüde bu doğrultuda çaba harcanmıştır.
Din hizmeti, imam hatiplik mesleğini bu hizmeti sevememiş, benimseyememiş, özümseyememiş elemanlarla yürütülebilecek bir hizmet değildir; bilakis mesleğini aşk derecesinde severek benimseyen insanların sürdürebileceği bir iştir. Gayreti diniye olmadan din hizmeti olmaz. Adanmış olmayı, kalben hazır bulunmayı gerektiren bir hizmettir imam hatiplik. Mesleklerini icrada isteksiz ve din hizmetinde hasbi gayret gösteremeyen cami görevlilerinin cemaat üzerindeki etkisinin sınırlı kalacağı kuşkusuzdur.
İmam hatipler, Başkanlığın ülkemizin her yerleşim yerinde istihdam edebildiği bir hizmet ordusudur. Onlar, doğumundan ölümüne, düğününden bayramına her an insanımızla beraberdirler. Gayretleri meşkûr olsun.