İSTANBUL MÜFTÜSÜ VE DİVAN SAHİBİ ŞAİR
ABDURRAHMAN ŞEREF GÜZELYAZICI
Prof. Dr. Mustafa KARA
Aşka düştüm anladım devlet nedir
Şimdi bildim gaye-i hilkat nedir
Altmışlı yıllarda İstanbul İmam Hatip Okulunda okurken cuma namazlarını daha çok en yakınımızda olan üç camide kılardım. İsmail Ağa, Yavuz Selim ve Fatih Camii. Birincisinin hatibi meşhur Mahmud Efendi, ikincisinin Çolak Mehmet Efendi, üçüncüsünün ise Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı idi. İsmailağa Camii küçük olduğu için hatibini temel özellikleriyle birlikte tanıyordum. Yavuz Selim kenarda kaldığı için cemaati azdı, onun hatibini de yakından görüyor, dinliyordum. Fatih Camii hatibini ise yakından görmüyor, tanımıyordum ama hutbelerinde bir başka eda ve seda olduğunu hatırlıyorum. Hatibin ism-i şerifini ve 1950’li yıllarda İstanbul İmam Hatip Okulunda tefsir derslerine girdiğini daha sonra öğrenecektim.
Hayatının ana çizgileri şöyle:
06.05.1904 tarihinde Selanik vilayetinin Petriç kasabasında doğdu. Babası Petriç müderrisi İbrahim Efendi’dir. Dört yaşında babasını, dokuz yaşında annesini kaybetti. İlk eğitimine memleketinde başlamış, 1912 yılında çıkan Balkan Harbi sebebiyle önce İstanbul’a, sonra Amasya’ya bir sene sonra da Vize-Saray Kasabası’na yerleşerek ilkokulu burada bitirmiştir.
1924’te Darulfünün İlahiyat Fakültesine geçmiş ve buradan 1927 yılında mezun olmuştur. İlahiyat tahsili sırasında Süleymaniye Kütüphanesi’nde açılan kursa devam etmiş ve çeşitli zevattan dersler almış; mezuniyetini müteakip Fatih Millet Kütüphanesi’ne tayin edilerek 10.08.1927 tarihinde bu görevine başlamıştır. Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki hizmeti ile İstiklal Lisesinde Türkçe hocalığı birlikte devam etmiştir.
1932 yılında askerlik görevini bitirmiş ve eski vazifesine tekrar başlamış, ayrıca Hayriye Lisesi edebiyat hocalığına tayin edilmiştir. Üç sene bu görevde kaldıktan sonra 1935 yılında Vefa Lisesi Türkçe öğretmenliğine atanmıştır. Ayrıca Murat Molla Kütüphanesi’nde de görev almıştır. 1937 yılında eşi Hürmüz Hanımı kaybetmesi üzerine 1940 yılında Kevser Hanım ile evlenmiştir.
1941 yılında çıkan II. Dünya Harbi sebebiyle yeniden askere alınmış ve 1943 yılında terhis olduktan sonra Süleymaniye Kütüphanesi Tasnif Heyeti’ne tayin edilmiş ve bu sırada Zeyrek Ortaokulunda Türkçe dersleri okutmuştur. Ayrıca mürşidi Hasib Efendi’nin arzusu üzerine Şehzade Camii’nde, cuma günleri öğleden önce vaaz etmiştir. Bilahare Bayezid, Aksaray Pertevniyal Valide Sultan, Fatih camilerinde de vaaz ve nasihate devam etmiştir. 1948 yılında Kız Öğretmen Okulunda din dersleri hocalığına başlamış ve ders takrirlerini Din Dersleri adı altında toplayarak 1957 yılında neşretmiştir.
1950 yılında İstanbul Müftülüğü “Vaiz ve Hademe-i Hayrat Murakıbı” oldu. Daha sonra İstanbul ihtisas vaizliğine tayin edildi. 1963-1968 yılları arasında Fatih Camii’nde fahri hatiplik yaptı ve bu cami minberinden okuduğu hutbe metinlerini 1970 yılında yayımladı: Fatih Minberinden Müminlere Hutbeler.
Evli ve altı çocuk sahibi, Arapça, Farsça ve Fransızca bilen, 30.11.1972 tarihinde İstanbul Müftüsü olan Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı, bu görevde iken 15.05.1978 tarihinde vefat etmiş olup Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra Edirnekapı-Sakızağacı Mezarlığındaki Hasib Efendi (Serez 1864-İstanbul 1949) mezarının yakınına defnedilmiştir.
Edebî Eserleri
1. Eylül Yaprakları
133 sayfa hâlinde 1938 yılında neşredilen, aruz ve hece vezni ile yazılmış şiirleri ihtiva eden eserin ithaf cümlesi şöyle: “Bu kitabı edebi ışıklarıyla beslendiğim muhterem edip hocam Tahir Olgun’a ithaf etmekle duyduğum şeref sonsuzdur.”
1934 yılında vefat eden kızı Hilal, 1937 yılında vefat eden eşi Hürmüz Hanım için yazdığı hüzün dolu şiirler bu eserindedir. Eşi için kaleme aldığı yedi dörtlüğün ilk ve son mısraları şöyle:
Sen gidince dünya denen bu evden
Tatlı hicranından başka nem kaldı
Başıma bir türbe yapın alevden
Yadigârın bir o cehennem kaldı
…
Geçiyor günlerim hep böyle böyle
Yaşanır mı artık sen söyle böyle
Haber ver sevgilim ki şöyle böyle
Sana kavuşmaya kaç senem kaldı
2. Gönül Yolcuları
Aruz ve hece vezniyle yazılan şiirleri, gazelleri ihtiva eden bu eser 1944 senesinde yayımlanmış ve Fuat Pirinççi’ye ithaf edilmiştir. “Gönül Yolcuları” başlıklı şiirin ilk ve son dörtlüğünü aktaralım:
Gönlüm hakikatin ezel caddesi
Üstünden geçiyor bilseniz neler
Kimya mıdır acep gönül maddesi
Altınlaşır ona değen seneler
…
Faniliği şöyle döndüğün zaman
Mutlak ereceksin ilkbaharına
Ömür yollarında son hedef canan
Sen de katıl “Gönül Yolcuları”na
3. Divan
Emrah Gökçe tarafından yeni harflere aktarılan Divan’ın müellif nüshası damadı Halil Bülent Çorapçı’nın kütüphanesindedir. Hayatı ve eserleri hakkında bilgi veren geniş bir inceleme ile birlikte 2021 yılında Diyanet İşleri Başkanlığınca büyük ebat 750 sayfa olarak yayımlanmıştır: İstanbul Müftülerinden Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı ve Divanı.
Cumhuriyetten önce başlayan aruz veznini küçümseme ve hece ile şiir yazma geleneği 1923’ ten sonra hızlanmış, hatta divanlar neşreden bazı akademisyenler aruzun aleyhinde risaleler kaleme almışlardır. Bu akımla birlikte aruz vezni ile divan yazma geleneği iyice zayıflamıştır. İşte Güzelyazıcı’nın divanı bu anlamda bir kat daha değer kazanmaktadır.
Divan elli beyitlik dua ve yakarışlarla başlıyor. İlk ve son mısralar şöyle:
İnandım aşk ile zevk-i visale Allah’ım
Bıraktım ömrümü nur-i cemale Allah’ım
Tulu-i fecr ile ruhsar-ı kudretin zahir
Gurub-i zülf-i leyal üzre lale Allah’ım
…
Sebata nail iken kavl-i sabitinle Şeref
İçinde ermesin iman zevale Allah’ım
İnâyetinle kıl işrâb feyz-i vahdetini
Bekada vuslatın olsun nevale Allah’ım.
55 beyitlik ikinci şiirin ilk ve son mısraları şöyle:
Fikret-i lailâhe illellah
Halvet-i lailahe illellah
…
Son nefeste rahik-i aşk şeref
Şerbet-i lailahe illellah
“Allah’ım” redifli ikinci şiir ile Divan’ın Tevhid ve Münacaat bölümü tamamlanıyor:
Yaratmış olduğun âlemde her şey dilber Allah’ım
Güzellik kâinatından nümayan yer yer Allah’ım
Gören asar-ı sun’un akıbet mecbur olur bir gün
Huzur-i kudretinde baş kesip Allah der Allah’ım
…
Şeref bir cam-ı memlü içmemiştir bezm-i dünyada
Bırak lutfunlaa nuş etsin şarab-ı kevser Allah’ım
Habib-i ekrem’inden eyleme mehcur ukbada
Ki muhtac-ı şefaattir bu abd-i kemter Allah’ım
3.1. Na’t
Bilindiği gibi Divan edebiyatının geleneklerinden biri de şairlerin şiirlerini bir araya toplayan divan, tevhid ve münacaat ile başlar, na’t ve kasidelerle devam eder, gazellerle tamamlanır. Şairimiz farklı tasnifler kullansa da Hz. Peygamber ile ilgili na’tleri/şiirleri otuzdan fazladır.
Bazı na’tlerin ilk beytlerini aktaralım:
Çeşmim iki ter jale-i gülzar-ı Muhammed
Solmaz ebedi sinede ezhar-ı Muhammed
*
Dillerde nümayan güher-i aşkı Muhammed
Encüm şeb-i hicran dürer-i aşk-ı Muhammed
*
Cuş eyledi kalbimdeki sevda-yı Muhammed
Oldum yine bir bülbül-i şeyda-yı Muhammed
*
Pür-nur olur mu dünya Levlake ya Muhammed
Bomboş kalırdı ukba Levlake ya Muhammed
*
Her zerrede bir şems-i mualla-yı Muhammed
Âlem yüce mir’at-i mücella-yı Muhammed
*
Yığılmış ümmetin Babüsselâm’a ya Resulellah
Nümayan iltifatın has u ama ya Resulellah
*
İlâhidir bütün vasf-ı kemalin ya Resulellah
Bu yüzden yoktur âlemde misalin ya Resulellah
*
Ayine-i zemanede senden güzeli mi var
Sevmek kadar seni bu cihanda emel mi var
3.2. Gazeller
371 gazeli ihtiva eden Divan’ın ana bölümü, şairimizin daha önce yayımladığı şiir kitaplarında yer alan bazı şiirleri de ihtiva etmektedir. Mevlid Kandili’nde kaleme alınan 12 Rebiulevvel 1368/12 Ocak 1949 tarihli Na’t-i Şerif’i ise mürşidi Hasib Efendi’ye ithaf etmiştir:
Hayal-ı Ahmed-i Muhtar’a dil müsecceldir
O feyz içinde hazanım rebiulevveldir
Zılal-i fecr-i ezelden ebed ufuklarına
Bu hilkat üzre akan nur o nur-i hikmettir
Veladetiyle cihan başka bir cihan oldu
Uluvv-i arza mukabil semalar esfeldir
İlim ve irfanından istifade ettiği hocalarından biri de geçen asrın büyük müfessiri Elmalılı Hamdi Yazır’dır. Bir na’tini de ona ithaf etmiştir:
Gönül gülzarı sensiz bir hazandır ya Resulellah
Bahar-ı saha-i aşkın cinandır ya Resulellah
…
Kerem kıl şebnem-i aşkınla süslensin Şeref benden
Ki bağ-ı midhatinde bir fidandır ya Resulellah
Güzelyazıcı, geleneğe uygun olarak birçok klasik devir şairine nazireler yazdığı gibi çağdaş şairlere de nazireler yazmıştır. Bunlardan biri de 1942-1947 yılları arasında Diyanet İşleri Başkanlığı yapan ve bu görevde iken vefat eden Şerafeddin Yaltkaya’dır. Onun
Surud-i san’atı duydum enin u nale gibi
Sarılmadım o mehe çünkü bende hâle gibi
beytiyle başlayan gazeline yazdığı nazirenin ilk ve son beyti şöyle:
Hadika-i emelimde o şuh bir lale gibi
Nücumu çeşm-i şafak çehresinde jale gibi
…
Naziremi Şerefuddin Efendi üstadım
Görünce düştü Şeref der yine muhale gibi
Divan kıtalar/dörtlükler ve beyitlerle sona ermektedir. Dörtlüklerin en güzellerinden biri 23 Temmuz 1973 tarihinde İstanbul Müftülüğünde yapılan törenle ihtida eden bir kız için kaleme alınan dörtlüktür:
Güzel Bir Kızın Müftülükte İhtidası Dolayısıyla
Küfr-i zülfünden tutup iman telkin eyledim
Bir şehadet busesi koydum leb-i handanına
Cilve cilve öyle bir nur oldu kâfir her papas
Ah edip yansın yıkılsın dinine imanına
İstanbul müftümüz vefat ettiğinde cebinden buruşuk bir hâlde beş dörtlük hâlinde yazılmış bir şiir çıkmıştır. İlk ve son mısraları ile yazıyı tamamlıyoruz:
Nereden kaynıyor hayat ırmağı
Bu durmaz karanlık akış nereye
Annem mi açılan mezar kucağı
Ebedi geceden bakış nereye
…
Birkaç rekât namaz zekât oruç, hac
Dualarım gibi kabule muhtaç
Şeref, son nefeste edince mirac
Semalardan koptu alkış nereye