HACCIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
“İnsanlara hac ibadetini duyur; gerek yaya olarak gerekse yorgun argın develer üzerinde uzak yollardan gelerek sana ulaşsınlar. Böylece kendileri için faydalı olan şeyleri açık seçik görsünler ve Allah’ın onlara rızık olarak verdiği, belirlenen günlerde kesecekleri kurbanlık hayvanlar üzerine O’nun adını ansınlar. Artık onlardan hem kendiniz yiyin hem sıkıntı içindeki yoksulları doyurun.”
(Hac, 22/27-28.)
İslam’ın beş temel esasından biri hac ibadetidir. İbadetlerin temel gayesi ise müminlerin Allah’a karşı kulluk vazifelerini yerine getirebilmelerini, şükürlerini ifade edebilmelerini ve arınmalarını temin etmektir. Namaz, oruç ve zekât gibi ibadetler yanında hac ibadeti de hem bireysel hem de toplumsal anlamda ferdin ve ümmetin vahdet ve dirilişini her daim canlı tutmanın önemli vasıtalarındandır.
İnsanlar için yeryüzünde kurulan ilk mabet Kâbe’dir. Yüce Allah, Hz. İbrahim’i Kâbe’nin bulunduğu yere yerleştirmiş, Kâbe’nin yerini hazırlayıp ona göstermiş (Matüridi, Tevilatü Ehli’s-Sünne, 7/406; Nesefi, Medariku’t-Tenzil, 2/435.), sadece kendisine kulluk etmesini ve Allah’a ibadet edecekler için Kâbe’yi temiz tutmasını emretmiştir. (Hac, 22/26.) “İnsanlara hac ibadetini duyur; gerek yaya olarak gerekse yorgun argın develer üzerinde uzak yollardan gelerek sana ulaşsınlar.” (Hac, 22/27.) buyruğuyla Müslümanların hac ibadeti için burada toplanmalarını istemiştir. Yüce Allah’ın, “Böylece kendileri için faydalı olan şeyleri açık seçik görsünler...” (Hac, 22/28.) şeklindeki beyanı haccın Müslümanlar için farklı açılardan pek çok faydası olan bir ibadet olduğu gerçeğinin ifadesidir. Öyle ki hac; namaz ve oruçta olduğu gibi nefis, zekâtta olduğu gibi mal itibarıyla imtihanın her ikisini de bünyesinde barındıran bir ibadettir. Dünyalıklardan sıyrılmak; vatandan, çoluk çocuktan ayrılmak suretiyle kendimizle baş başa kalmak; fâni âlemden baki âleme doğru olan yürüyüşümüzde kendimizi kontrol etmemiz gerektiğini hatırlatmak gibi dinî ve dünyevi faydaları olan bir ibadettir hac. (Nesefi, Medariku’t-Tenzil, 2/436.) Böylece hac ibadetiyle arınır, kirlerinden temizlenir Müslümanlar. (Hac, 22/29.)
Belli bir zamanda ve belirli mekânlarda gerçekleşen hac ibadeti Müslümanlara zaman ve mekân mefhumunu, her şeyin bir düzen içinde gerçekleştiği şuurunu kazandırmaktadır. Bütün Müslümanları aynı zaman ve mekân içinde manevi bir ittifak anlayışına ulaştırmaktadır. (Tahsin Görgün, “Hac”, TDV İslam Ansiklopedisi, 14/398.) Dünyanın dört bir yanından hac için Kâbe’ye akın eden Müslümanlar, farklı kollardan çağlayarak akıp gelen derelerin bir denizde karşılaşması, birleşmesi, bir olması gibi buluşurlar Kâbe’de, Arafat’ta, Müzdelife’de, Mina’da. Hep birlikte açarlar ellerini Arafat’ta duaya. Birlikte yaparlar Müzdelife vakfesini. Ve omuz omuza tavaf ederler Kâbe’yi, yan yana ziyaret ederler Safa ve Merve’yi. Bütün bu ibadetlerin her biri, niyette ve amelde birliğini temsil eder biz Müslümanların.
Peki, yönü aynı, niyeti aynı, hedefi aynı olan Müslümanların bu vahdeti sadece tavaf, say ve vakfe gibi ibadetler için mi geçerlidir? Bütün bunları yaptıktan sonra kalplerimiz paramparça, istikametimiz farklı farklı mı olmalı? Bu ibadetlerin bizlere verdiği bir ders, bir mesaj yok mu acaba? Allah’ı bir, peygamberi bir, kıblesi bir olan biz Müslümanların bugün içinde bulunduğu tefrika ve umursamazlığı izah etmenin bir yolu var mı acaba? Dahası, birbirini aldatmaya, dışlamaya, ötekileştirmeye çalışmalarını anlamak mümkün mü?
“Ey iman edenler! Hep birden barışa girin. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin; çünkü o, apaçık düşmanınızdır.” (Bakara, 2/208.) buyruğuyla barış ve İslam üzere yaşamayı, dostluk ve barışa yönelmeyi, birbirimize karşı düşmanca duygular besleyip fitne ve fesat çıkarmaktan kaçınmayı istemektedir Yüce Allah. (Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, c.1 s. 324-325.) “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın...” (Âl-i İmran, 3/103.) buyurmak suretiyle birlik ve beraberliği emretmektedir biz Müslümanlara. Günde beş vakit cemaatle namaz kılmak, haftada bir cuma namazında buluşmak, zekât ibadetiyle ümmet arasında maddi ve manevi bağlar kurmak yanında her yıl ifa edilen hac ibadeti de sadece belli bir beldede ya da belli bir ülkede değil, dünyanın dört bir yanından gelen dilleri, ırkları ve renkleri farklı farklı olan Müslümanlar arasında buluşmayı, birleşmeyi ve kaynaşmayı sembolize eder. Hz. İbrahim’den itibaren, temsil ettiği sembolik değerlerin ötesinde hac ibadetinin bugünün Müslümanlarına da hitap eden pek çok yönü vardır elbette. Haccın kendileri için sağladığı faydalara şahit olmalarının (Hac, 22/28.) bir hikmet olarak zikredildiği bu ibadetin ifası süresince günaha sebep olacak davranışlardan, kavga ve gürültüden uzak durulması yönündeki ilahi beyan da (Bakara, 2/197.) hac ibadetinin Müslümanlar üzerinde tezahür etmesi gereken başka faydalarına bir işarettir.
Gerek başlangıç itibarıyla topluca Kâbe’ye akın edilmesi gerek tavaf, say ve vakfe gibi ibadetleriyle hep birlikte yapılması gerekse niyet ve davranış itibarıyla Müslümanları aynı hedefe yöneltmesi gibi özellikleriyle hac, baştan sona birlik ve beraberliğin, vahdetin, ümmet olmanın ve ümmet gibi hareket edebilmenin temsilidir. Bu kadar güzelliği ve yüce değerleri bünyesinde barındıran bu ibadetin kazanımları sadece bu ibadetin yerine getirilmesi süreciyle sınırlı kalmamalıdır elbette. Hac ibadetinde tüm dünyaya verdiğimiz bu güzel mesaj ve portrenin özümüze ve ruhumuza da sirayet edebilmesi ve dahası bizlerin yaşam biçimi hâline gelebilmesi oldukça elzemdir. Bu sayede Müslümanlar olarak tüm dünyaya vereceğimiz mesajın daha güçlü, daha etkili olacağı muhakkaktır. Kendi içimizdeki ihtilaf ve çekişmelerden uzak, hangi milletten veya coğrafyadan olursa olsun Müslüman kimliğiyle öne çıkan, İslam şemsiyesi altında bir olan bir toplumu hakiki anlamda inşa edebilmemiz, İslam coğrafyasında akan kan ve gözyaşlarının dinmesine vesile olacaktır Allah’ın izniyle. Zira hakiki anlamda iman ve gereğince bir yaşam Müslümanların üstünlüğünü de beraberinde getirecektir.
Haccın vahdet ve dirilişimize vesile olması duasıyla...