KUR’AN’IN HAFIZI OLMAK

Prof. Dr. Ali ERBAŞ
Diyanet İşleri Başkanı

Allah’ın insanlığa gönderdiği son vahyi Kur’an-ı Kerim, lafzı, nazmı ve manası ile sözlerin en güzelidir. Yüce Allah, “Kesin olarak bilesiniz ki bu kitabı kuşkusuz biz indirdik ve onu mutlaka koruyan da yine biziz.” (Hicr, 15/9.) ilahi fermanıyla kitabını her türlü müdahaleden muhafaza edeceğini vadetmiştir. Bu ilahi teminatın bir gereği olarak inzal olmaya başladığı ilk günden itibaren Kur’an-ı Kerim, bir taraftan yazılmış diğer taraftan da ezberlenmiştir. Özellikle namazlarda olmak üzere sürekli okunmuş ve her daim Müslümanların inanç, ibadet ve sosyal hayatlarına kaynaklık etmiştir. Böylece yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim, yalan üzerinde ittifak etmeleri mümkün olmayan çok sayıda kişi tarafından satırlara ve sadırlara kaydedilmek suretiyle nesilden nesile aktarılarak günümüze kadar gelmiştir. Şüphesiz Kur’an’ın her türlü tebdil, tağyir ve tahriften uzak bir şekilde bizlere kadar ulaşması ve bunun kıyamete kadar devam edecek olmasının Allah tarafından haber verilmesi, hem ilahi bir mucize hem de biz inananlar için büyük bir güvencedir.
Bu meyanda asr-ı saadetten itibaren Kur’an’ın muhafazasında büyük bir yere sahip olan hafızlık müessesesi, Sevgili Peygamberimizin eğitim metodunun da hep merkezinde yer almış ve güncelliğini her daim korumuştur. Allah Resulü (s.a.s.), Kur’an’ı ilk ezberleyen olarak hafızlığa çok büyük önem vermiş, bu konuda ashabını sürekli teşvik etmiş ve ulaşılması gereken yüce bir ideal olarak hafızlığı ümmetine tavsiye etmiştir. Nitekim “Kur’an’ı ezberleyip okuyan kişi, Allah katındaki seçkin meleklerle birlikte olacaktır. Kur’an’ı zorlanarak da olsa devamlı okumaya çalışan kişiye ise iki kat ecir vardır.” (Buhari, Tefsir, [Abese], 1.) hadisinde ve benzeri pek çok hadiste Kur’an’ı ezberleyenleri övmüş, buna kayıtsız ve ilgisiz kalanları ise kınamıştır. Allah Resulü’nün imamet ve irşat başta olmak üzere herhangi bir görev tevdi edeceği zaman Kur’an’ı en iyi bilen sahabesini tercih etmesi, Bi’r-i
Maune’de yetmiş kadar hafız sahabenin şehit edilmesinden dolayı günlerce üzüntüsünün yüzünden okunması, onun hıfza ve hafızlara verdiği değerin apaçık bir göstergesidir.
Hiç şüphesiz tarih boyunca hafızlık, Kur’an’ın anlam dünyasına muttali olmanın, onun mesajlarını başkalarına aktarabilmenin ve onu hayatla buluşturabilmenin en etkili yollarından birisi olmuştur. Bunun bir gereği olarak Resulüllah’ın rahle-i tedrisinde yetişmiş olan sahabe-i kiram, Kur’an’a hizmet etme hususunda büyük özveride bulunmuş ve bu uğurda birbirleriyle yarışmışlardır. Özellikle İslam coğrafyasının hızla genişlediği dört halife döneminde muhtelif bölgelere hicret etmek suretiyle İslam’a yeni girmiş Müslümanların Kur’an’ı doğru okumaları, doğru anlamaları ve doğru ezberlemeleri için ortaya koydukları çaba dikkat çekicidir. Allah Resulü’nün hafızlığa verdiği değer ve eslafımızın bu konudaki gayretleriyle genç yaşlı, kadın erkek, Arap acem demeden tarih boyunca birçok insan tarafından ezberlenmiş olan Kur’an-ı Kerim, kendisinden önce indirilmiş ilahi hiçbir kitaba nasip olmayan bir payeye nail olmuştur.
Asr-ı saadetten itibaren uzun bir süre sınırlı imkânlarla evlerde ve mescitlerde ifa edilen Kur’an ve hafızlık eğitimi, ilerleyen dönemlerde daru’l- kurra, daru’l huffaz, küttap, sıbyan mektepleri ve medreselerde icra edilmiştir. Bugün hafızlık geleneği, özellikle ülkemizde yaygın bir şekilde faaliyet gösteren “Kur’an kursları” ile kurumsal bir niteliğe kavuşmuş ve daha yapısal, sistematik ve fonksiyonel bir hüviyete sahip olmuştur. Böylece Kur’an kursları, öğrencilerin sadece ezberlerini yaptıkları, yeme içme ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını giderdikleri mekânlar olmaktan çıkmış, bünyesinde sosyal, kültürel ve sportif etkinliklerin de gerçekleştirildiği ve talebelerin çok yönlü olarak geleceğe hazırlandığı etkin kurumlara dönüşmüştür.
Geçmişten günümüze necip milletimiz, kerim kitabımızı okuma, anlama, ezberleme ve hayat rehberi edinme uğrunda büyük fedakârlıklarda bulunmuştur. Gerek ülkemizde gerekse ülke dışında birçok Kur’an kursu inşa etmiş, dernek ve vakıflar kurmak suretiyle buraların ihtiyaçlarını karşılamıştır. Kur’an talebelerine burslar vermiş, ülkelerinde okuma imkânı olmayanları Türkiye’ye getirmek suretiyle okumalarını temin etmiştir. Asırlardır Kur’an’a ve onun talebelerine hizmeti ibadet aşkıyla yerine getiren milletimiz, bu çabayı kendisi için daima en büyük izzet, itibar, kudret ve ikram vesilesi telakki etmiştir. Esasen milletimizin tarih boyunca büyük medeniyetler kurmasında ve karşılaştığı türlü zorlukların üstesinden gelmesinde Kur’an’a ve İslam’a yaptığı bu samimi ve hasbi hizmetlerin rahmet ve bereketi vardır.
Bugün teknolojik gelişmelerin baş döndürücü bir hızla ilerlediği ve bilgiye ulaşmanın zaman ve mekân sınırlarını aştığı bir dünyada yaşıyoruz. Böyle bir vasatta Kur’an’ı doğru okumak ve ezberlemek kadar onu akıl ve kalp birlikteliğiyle tefekkür etmek, onun ahkâmını en güzel bir biçimde yaşamak ve mesajlarını doğru bir yöntemle insanlığa anlatmak, Müslümanlar olarak omuzlarımızdaki ihmal edilemez bir görevdir. Zira bizleri hakka, hakikate, imana, tevhide, ahlaka, adalete, fazilete ve erdeme çağıran; kötülük, günah ve cehaletten uzak durmamızı emreden hayat kitabımız Kur’an’a zihnimizi olduğu kadar kalbimizi de açmak, onun lafzını ezberlemek kadar mana ve mesajlarını da idrak etmek bizim için iman ve kulluk sorumluluğudur. Okuma, ezberleme, anlama, yaşama gibi birbirini besleyen ve destekleyen sorumluluklardan birini diğerine tercih, üstünlük ve öncelik konusu yapmak ise Kur’an’ın amaç ve ruhuna aykırı olduğu gibi onu yaşanan bir hayata dönüştüren Peygamberimizin sünnetine de aykırıdır. Dolayısıyla yüce kitabımızı ezberlemekle müşerref olanların öncelikli görevi Kur’an’ı hiçbir zaman unutmamak, hafızlık vakarını her daim korumak ve ilmi ile amil muttaki birer Müslüman olmaktır. Elbette Kur’an, o zaman hafızının muhafızı olacaktır.