MURAT KEKİLLİ İLE
MÜZİK HAYATI
ÜZERİNE…

Söyleşi: Mahir KILINÇ

Yıllardır rock müziği ile uğraşan başarılı bir sanatçımızsınız. Sizce müzik ve özellikle de rock müzik insanların sadece eğlenmesi için midir yoksa eğlenmeden öte farklı amaçlara matuf bir araç mıdır?
Her insanın kuşkusuz kendine özgü yetenekleri vardır. Bu yetenekleri küçük amaçlar için de kullanabilir büyük amaçlar için de. Ancak hem bu dünyaya hem de öbür dünyaya adını yazdırmak isteyen insanlar, yeteneklerini büyük amaçlar uğruna kullanabilen kimselerdir. İşte o zaman insandaki o yetenek de yerini bulmuş ve rüşdünü de ispatlamış olur. Rock müzik de eğlenceden ziyade bir amaç doğrultusunda kullanılan, kendi içinde protesto barındıran ve bir denge misyonu taşıyan müziktir. Böyle bir misyon olan rock müzik, dünyadaki adaletin başkenti Anadolu ile birleşince daha da anlam kazanır. Anadolu rock müziği denildiğinde artık insanların aklına, dünyadaki adaletsizliğe bir başkaldırı, bir dengeyi sağlama haykırışı gelmelidir. Eğlencenin de ötelerine taşınan ve belirli bir amaca matuf olarak insanlığın karşına çıkan Anadolu rock müziği bu misyonu anlatırken de aşk ile anlatır.
Anadolu rock ile halk ozanlarının eserlerini insanlarla buluşturdunuz. Halk ozanları ve eserleri bugüne neler söyler? Günümüz insanı bu eserlere neden kulak vermeli?
Hiç şüphe yok ki tarih ile bağlarını koparan toplumlar millet olma vasfını yitirirler. Tarih ile bağlarımızın dolu dolu olduğu ve yaşandığı yerdir Anadolu’muz. Buradan yetişen halk ozanlarımızın her biri de Anadolu’nun tarih ve kültür elçileridir. Onların sözlerine, şiirlerine, eserlerine ne kadar kulak verirsek aslında kültürümüze, tarihimize, medeniyetimize o denli kulak vermiş olacağız. O yüzden Anadolu halk ozanlarının fikirlerinin -her ne kadar güncellenmeye ihtiyacı olmasa da- modern saundlarla yeni nesillere aktarılması da bir zorunluluk olmuştur. Değişen ve dönüşen dünyada zaman sürekli olarak insanoğlunun aleyhine işlemiş, giyiminden kuşamına, kişisel ve toplumsal zevklerinden fikirlerine kadar pek çok değişim söz konusu olmuştur. Böylesi çok hızlı ve sürekli değişim içerisinde bizi biz yapan Anadolu’muzu ve onun barındırdığı tarihi, kültürü günümüz insanına sunmalıyız. Edepli bir müzik edepli bir edebiyat ve edepli bir beyaz perde ile dünya gençliğinin fikirlerine dilediğiniz gibi yön verebilirsiniz. Bu, günümüz dünyasında zor da olsa mümkündür.
En sevdiğiniz şarkı olarak “Geç Erdim”den bahsediyorsunuz. Bu şarkının sizdeki anlamı, karşılığı nedir?
Kişinin kendini her şeyin üstün görmesi ve bu duyguyla başkalarını aşağılayıcı davranışlarda bulunması olarak bilinen kibir, insanlık için bilinen en kötü hastalıktır. Bu kötü hastalığın tedavisi ise tevazu gözüyle bakabilmektir. Her şeyin tek bir Allah’tan geldiğini bilen birinin kibirli olması mümkün değildir. “Geç Erdim” şarkısının ana temasında da bu vardır.
“Karanlığın inkâra açık sorularını sordum
Mealin sesten eksilttiğine
Ve varlığımın son tefsirinde
Sezginin bir dilsiz ravi olduğunu buldum”
sözleriyle başlayan şarkı, sorular ve cevaplardan oluşur; bir yerde neden sonuç ilişkisine dayanır. Kibrin cüzzamlı yanından, insanları düşürdüğü ukalalık hastalığından söz eder. Kişinin iç dünyasına ve benliğine yönelik derslerin yer aldığı bu eser, benim için çok önemli bir yere sahiptir.
Başarılı müzik kariyerinizin yanı sıra yardımseverliğinizle de insanların gönlünde taht kurmuş bir kimsesiniz. Yardımsever olmak ve insanlara iyilik yoluyla ulaşmak sizin gönül dünyanızda nasıl bir yere sahip?
İnsan, sosyolojik bir varlıktır ve tek başına değil de toplum içerisinde anlam kazanır ancak. Toplum içerisinde insanın insani vasıf kazanabilmesinin temel şartlarından biri de empati yapma yeteneğidir. Kişi eğer empati yapabiliyorsa ve bunu yaşamına dönüştürebiliyorsa insandır. Bununla ilgili Lev Tolstoy der ki: “Acı duyabiliyorsan canlısın; başkalarının acısını duyabiliyorsan insansın.” Dolayısıyla diğer insanların sıkıntılarını, acılarını yüklendiğinizde ve bunlara çözümler aradığınızda iyilik etmiş olmakla kalmıyor insanlığınızı da bulmuş oluyorsunuz. O yüzden bir başkasına yapılan iyilik insanın kendi insanlığına bir yolculuktur. İnsanlar, kendilerine dönük bu yolculukta huzur bulur ve refaha kavuşurlar. İşte bu yüzden iyilik insana gerçekten iyi geliyor. İyiliğin ve iyilerin olmadığı bir dünya insanlar için çekilmez oluyor. Bizi insan yapan değerlerimize sahip çıkmalı ve onları korumalıyız. Bu değerleri yok sayarsak sonunda nasıl bir türe dönüşürüz, hiç düşündünüz mü?
Filistin’de ve özellikle de Gazze’de yaşanan drama hiçbir zaman sessiz kalmadınız ve “Yıkılasın İsrail” adlı şarkınızla da âdeta Filistin’in sesi oldunuz. Sanatçı kimliğinizle bu meselede insanlara vermek istediğiniz mesajlardan bahsedebilir misiniz?
Filistin, benim inancımın ilk başkentidir. Filistin halkının özgürlüğü aile bağlarından veya sevgisinden daha önemlidir. Görürüm veya göremem bilmiyorum ama Filistinli kardeşlerimizin özgür olduğu günü hayal ediyorum. Hepimiz bu fâni dünyadan bir şekilde göçüp gideceğiz. Ancak insanların, insanlığın ve özellikle de Müslümanların temel meselesinin Filistin olması gerektiğini düşünüyorum. Müslümanların tekrar şaha kalkabileceği yerdir Filistin. Hani Cahit Zarifoğlu diyor ya: “Filistin, bir sınav kâğıdı; her mümin kulun önünde.” Aslında Filistin sadece müminlerin değil tüm insanlığın önünde duran bir sınav kâğıdı. O yüzden insanlar insanlık onuru olarak Filistin’e bakmalı, o uğurda ne yapabileceğini düşünmeli ve herkes kendince bir iyilikte bulunmalı. Filistin’deki ve özellikle de Gazze’deki Müslüman kardeşlerimiz için ne yapabilirsek yaptıklarımız hem bu dünya semalarında yankılanacak hem de ahirette bizleri bulacak. O yüzden insan olarak ve özellikle de Müslüman olarak onurumuz Kudüs’e ve Filistin’e sahip çıkmalıyız.
Türkiye Diyanet Vakfının düzenlediği “Uluslararası İyilik Ödülleri” töreninde “Yurt İçi Vefa Ödülü”ne layık görüldünüz. Diyanet İşleri Başkanlığımızın insanların iyiliğine uzanan bu yolculuğuna dair düşüncelerinizi bizimle paylaşabilir misiniz?
Ben bir sanatçı olarak Gazze, Arakan ve Doğu Türkistan özgür olana kadar eylemlerime devam etmeyi düşünüyorum inşallah. Çünkü oralardaki zulmü elimden geldiğince, dilim döndüğünce duyurarak zulüm karşısında mücadele etmeye çalışıyorum. Diyanet İşleri Başkanlığının da iyiliğe ve iyi insanlara yönelik sürdürmüş olduğu bu çalışmasını da takdirle karşılıyorum. Çünkü iyiliğe dair yapılan her çalışmanın insanlara “Kötülük karşısında hâlâ iyilik var. Ve iyi ki de var.” sözünü söylettiğini düşünüyorum. Kötülüğün her türlü propagandasının yanında iyiliğin ve iyiliğe dair hayatların konuşulması insanlara bir umut aşılıyor. Bu tür çalışmaların yapılmasını ve sayılarının çoğalmasını önemsiyorum. Bizi de ödüle layık görüp aradıklarında “Ya ben o ödülü hak edecek bir şey yapmadım ki!” demiştim. Bu konuda benden çok daha duyarlı ve fedakâr insanların olduğunu da söylemiştim. Aslında o ödülü bir yerde o insanların adına almış oldum. Teveccüh gösterip bizi ödüle layık gören herkese şükranlarımızı sunuyorum.
Filistin ve Mescid-i Aksa için sesiyle, sözüyle, duruşuyla kendini gösteren, Türkiye Diyanet Vakfının insanlığın hizmetinde olduğu her alanda çalışan bir TDV gönüllüsü olarak insanlığın iyiliği ve selameti adına ne gibi mesajlar vermek istersiniz?
Az önce de zikrettiğim gibi Filistin ve Mescid-i Aksa sadece Müslümanların değil insanlığın onuru. O yüzden insanlık olarak kendi onurumuza sahip çıkmalıyız. Özellikle de Müslümanlar olarak Filistin ve Mescid-i Aksa özgür olana dek elimizden ne geliyorsa yardımda bulunmalıyız, mücadele etmeliyiz. Allah hepimizin yardımcısı olsun. Çünkü insanlığımızın en önemli savaşında hepimizin buna ihtiyacı olacak. Filistin ve Mescid-i Aksa özgürlüğüne kavuştuğunda tüm insanlık özgürlüğüne kavuşmuş olacak.
ÖZ GEÇMİŞ
Murat Kekilli, 18 Nisan 1968 yılında Adana’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini de Adana’da tamamladı. Ailesinin maddi durumunun iyi olmaması nedeniyle tatillerde Adana ve Ceyhan’da karpuz tarlalarında çalıştı. Adana’da Gençlik Sarayında piyano çalan bir arkadaşından etkilenerek müzik hayatına piyano ile başladı. Askerlik dönüşü 1992 yılında girdiği sınavla kazandığı Adana Devlet Konservatuvarından bir yıl sonra ayrıldı. 1994’te geldiği İstanbul’da Kilikyalılar adlı rock müzik grubunu kurdu. 1996 yılında ise Yolcular grubu ile çalıştı ve bu arada Eşek Gözlüm albümünü çıkardı. Sonrasında Bu Akşam Ölürüm albümüyle büyük bir çıkış yakaladı. 2000 yılında rock müzik dalında “En İyi Sanatçı Ödülü”nü aldı. Anadolu rock müziğini insanlara sevdiren sanatçının Yedialtı, Avara, Bir Ahir Zaman, Kalbimdeki Darp, Gümüş Teller adlı albümleri de bulunmaktadır. Hâlen Türkiye Diyanet Vakfı gönüllüsü olarak pek çok iyilik hareketi içerisinde yer alan Kekilli, müzik hayatını da sürdürmektedir.