EVLİLİKTE TARTIŞMA ADABI

Cihan ULUÇ
Psikolog

Evlilik, iki farklı insanın bir araya gelerek yeni bir dünya kurma serüvenidir. Beklenti farklılıkları, hassasiyetler ve meselelerin önem sıralaması gibi nedenler evlilikte tartışmalara neden olabilir. Bekârken evliliği zihnimizde yüce bir yere koyup hiçbir sorunun olmadığı tozpembe bir dünya beklentisi içerisine girebiliyoruz. Fakat her ne kadar çiftler arasında benzerlikler olsa bile iki farklı duygu, düşünce ve anlayış dünyasının bir araya geldiği bir durumda çatışma kaçınılmazdır. İyi evliliklerde de kötü evliliklerde de kavga, fikir ayrılığı ve tartışma olur. Burada meselenin özü tartışma ve kavganın yıkıcı değil yapıcı olmasıdır.
Yıkıcı Tartışmaların Özellikleri
Yıkıcı tartışmalarda çiftler birbirlerine karşılık vermeyi ve kendilerini savunmayı hedeflerler. Karşı tarafın ne dediğinden çok kendi diyeceklerine odaklanırlar ve böylece eşlerini anlayamazlar. Yıkıcı tartışmalarda diğer dinleme biçimi ise önemsizleştirmek ve değersizleştirmek adına zayıf noktaları yakalamak niyetiyle dinlemektir. Bu da tartışmanın ana konusundan uzaklaşıp dallanıp budaklanmasına ve bambaşka bir noktaya gelmesine neden olur.
Yıkıcı tartışmalarda taraflar soruları kafa karıştırmak veya tuzağa çekmek için sorarlar. Buradaki hedef anlamak değil, galip gelmektir.
Yıkıcı tartışmalarda taraflar birbirinin sürekli sözünü keser, meramını anlatmasına müsaade etmez ya da konuyu alakasız bir noktaya getirirler. Böylece yine asıl konu konuşulamaz hâle gelir.
Yıkıcı tartışmalarda tarafların birbirinin karakterine yönelttiği sert ve genelleyici eleştiriler vardır. Elbette çiftler zaman zaman birbirlerinin yaptıklarından, tutumlarından şikâyetçi olabilirler fakat asıl sorun, bu şikâyetin kişinin davranışından çıkıp doğrudan karakterini hedef almış olmasıdır. Örneğin; “Cimrisin.”, “Sorumsuzsun.”, “Beceriksizsin.”, “Korkaksın.” gibi ifadeler doğrudan kişiliği hedef alan eleştirilerdir. Bu ifadelere maruz kalan eşten olumlu bir çıkış, bir kabul ya da muhasebe bekleyemeyiz. Savunmaya geçip karşı tarafın eksikliklerini benzer eleştirel tonda söylemesi daha muhtemeldir.
Yıkıcı tartışmalarda karşı tarafın deneyimi veya yaşadığı şey adına iddialı yargılar vardır. “Bu davranışın beni sevmediğini gösterir.”, “Seven insan bunu yapmaz.”, “Ben senin içini biliyorum.” gibi ifadeler muhatabın dünyası adına hüküm vermektir. Bazen karşı tarafın; “Hayır öyle hissetmedim.”, “Öyle düşünmedim.”, “Öyle bir şey aklımdan bile geçmedi.” demesine rağmen ısrarla atıflarında diretirler; bu da meseleyi çıkmaza sokar.
Yıkıcı kavgalarda duygular karşı tarafı manipüle etmek için kullanılır. Üzüntü, öfke, kıskançlık gibi güçlü duygular; bir baskı unsuru olarak kullanılabilir. Örneğin; bir taraf kendisi için önemli bir meseleyi konuşacakken diğer tarafın aniden öfkelenmesi ya da aniden bir ağlama krizi geçirmesi gibi. Bu da yine meseleyi ana ekseninden saptırır ve asıl problemi konuşmak imkânsız hâle gelir.
Yıkıcı kavgalar deyince seslerin yükseldiği; bağırma, çağırma ve hakaretlerin havada uçuştuğu hatta bazen de fiziksel şiddete vardığı durumlar akla gelebilir. Ancak bazen sessizliğin de yıkıcı etkisi vardır. Taraflardan biri sessizliği kendi avantajına kullanarak, kasıtlı olarak yanıt vermeyerek haklı pozisyonunu güçlendirir. Fakat karşı taraf için bu sessizlik “Keşke bağırsa çağırsa ama böyle sessiz kalmasa.” şeklinde serzenişlere yol açabilir.
Yıkıcı kavgalar, çiftlerin kendilerini güvende hissetmemelerine, sürekli savunma hâlinde kalmalarına, evliliği bir danstan çok bir savaş alanı gibi algılamalarına yol açar. Bu da boşanmaların klasik nedenlerinden biri şiddetli geçimsizliğe doğru götürür.
Yıkıcı ve Boşanmaya Götüren Kavgalar Nasıl Önlenir?
Niyetiniz Nedir?
En başta niyetimizi gözden geçirmemiz iyi bir başlangıç olabilir. Niyetimiz nedir? Neyi amaçlıyoruz? Haklı olmayı mı yoksa anlayıp anlaşılmayı mı? Çözmeyi mi yoksa sürüncemede bırakmayı mı? Anlaşmaya mı yakınız yoksa inatlaşmaya mı? Geçinmeye mi niyetimiz yoksa sorunları büyütmeye mi?
Tartışmalarınızı Tanımak: En Çok Neyin Kavgasını Veriyorsunuz?
Çiftlerin kavgalarını tanımalarını; en çok hangi meselelerin etrafında dönüp durduklarını, birbirlerini nasıl çileden çıkardıklarını, kavgada aldıkları tutumları ve bu tutumların konuyu nereye götürdüğünü fark etmeleri gerekir. Böylece daha sakin kalabilmek ve yeni stratejiler geliştirme imkânı ortaya çıkabilir.
Burada tartışma sorunlarını ikiye ayırmakta fayda var; hızlıca çözülebilecek problemler ve derin problemler. Örneğin, Ayşe ile Ahmet çifti akşamları çöpün dışarı çıkarılmasının Ahmet Bey’in görevi olduğu hususunda karara varmışlar. Fakat Ahmet Bey bu aralar işlerinin yoğunluğundan dolayı sürekli çöpü atmayı unutuyor ve bütün gece ev çok kötü kokuyor. Sabah uyanınca bunu gören Ayşe Hanım ise öfkeden küplere biniyor. Buradaki problem derin bir nedenden değil, son zamanlarda Ahmet Bey’in işindeki yoğunluktan (dış faktör) kaynaklanıyor. Akşam için buzdolabına hatırlatıcı notlar asılması, telefona alarm kurarak ya da işteki yoğunluğu geçene kadar geçici bir süreliğine Ayşe Hanım’ın çöp atma işini üstlenmesi ile bu problemler çözüme kavuşturulabilir. Buradaki sorun çözülebilir problem olarak değerlendirilebilir.
Diğer bir örnekte ise Fatma ile Mehmet çiftinin arasında ne zaman bir anlaşmazlık olsa Mehmet öfkeleniyor, yüz ifadesi değişiyor ve hiddetle konuşmaya başlıyor. Fatma ise Mehmet’in bu tavrından ötürü geriliyor, içine çekiliyor, ağlamaya başlıyor ve söyleyeceği bir şey varsa da söyleyemiyor. Mehmet’e göre bu durumda bir sorun yok, eşinin neden bu kadar büyüttüğünü anlayamıyor. Böylece asıl konuyu konuşmak yerine Mehmet’in öfkeli tutumu mevzu bahis oluyor.
Buradaki problem, yukarıdaki çöp atma örneğinden daha girift görünüyor. Sebebi ise ortaya çıkan durumun şahsiyet özelliklerinin bir parçası olması. Mehmet, duyguları daha yukarıda yaşayan biri, Fatma ise daha akılcı ve sakin bir biçimde tartışmayı, konuşabilmeyi istiyor. Mehmet’in sesi yükseldiğinde bunaldığını hissediyor ve duygusal olarak taşıyor. Duyguların ifade ediliş şekli kişilik özellikleri ile bağlantılı olduğu için hızlıca çözümü ve değişimi oldukça zordur. Ancak burada birbirlerinin duygusal üsluplarının farkına varıp saygı göstererek ve karşıdaki tavrın aslında kendileri ile alakalı olmadığını fark ederek orta bir nokta bulabilirler.
Tartışma Anlarında Kendini Yatıştırabilme Becerisi
Kavga anlarında meselenin yoğunluğuna göre nabız yükselir, kalp atışı hızlanır, kan dolaşımı artar ve beden âadeta bir savaş durumu için hazır hâle gelir. Bu sebeple gergin tartışma anlarında, özellikle yıkıcı sonuçlar doğurabilecek duygu yükselmelerinden tartışmaya ara vermek, meseleyi geçici süreliğine buzluğa kaldırmak, tartışmayı öfke ile sürdürmekten daha fazla fayda verecektir. Kavgaya ara vermek, uzaklaşmak, başka bir zamana tehir etmek, bir yürüyüş yapıp gelmek, ılık duş almak gibi boşluklar hem kendini anlatabilme hem de eşinizi anlama ihtimalinizi artırır. Anlattıkça sakinler, anladıkça sakinleştirirsiniz.
İki Farklı Doğru Olabilir
İlişkiler söz konusu olduğunda her zaman tek bir doğru yoktur. Olayların tek bir çözümü de yoktur. Duruma, kişiye, koşullara göre bu çözümler değişebilir. Her zaman uzlaşamayacağınız konusunda uzlaşmak bir seçenek olabilir.
Eşi Savunmaya Ya da Saldırıya Sevk Etmeyecek Şekilde Derdini Anlatmak
Bazı çiftler tartışma anında en son söylenecek şeyi en önce söylerler, sinirler gerilir, üsluplar bozulur ve tabiri caizse iki tarafın da şirazesi kayar. Burada genelde karşı tarafın neyi yaptığı ve neyi yapmadığına dönük suçlayıcı, aşağılayıcı ya da genelleyici bir üslupla karşılarız. Bu üslup, değil meseleyi çözmek daha da karmaşık hâle getirir. O yüzden derdimizi, rahatsızlığımızı ya da talebimizi olabildiğince “ben dili”yle kendi duygularımız ve düşüncelerimiz üzerinden ifade etmeliyiz. Böylece karşı tarafında savunma ve saldırıya dönük tarafları daha az aktif olacaktır. Örneğin, eşinizin bu aralar arkadaşları ile sık dışarı çıkmasından rahatsız oldunuz. “Sen ne biçim eşsin? Sürekli dışarıdasın? Evin yok mu senin? Sorumsuzsun.” gibi tepkiler, karşı tarafta önce savunma sonrasında ise saldırı davranışını tetikleyecektir. Burada asıl ifade edilmesi gereken şey eşiniz sık dışarı çıktığında size ne olduğudur ve buna bağlı olarak ondan beklentinizdir. Örnekten devam edecek olursak “Bu aralar sık dışarı çıkıyorsun, arkadaşlarınla olmak sana iyi geliyor, yarın akşam da birlikte plan yapalım mı? Seninle dışarıda vakit geçirmeyi özledim.” gibi bir ifade tarzı ise ilkine göre daha işlevsel olacaktır.
Aktif Dinleme Becerileri
Kendini ifade etmek kadar dinlemek de aynı derecede önemli bir beceri. İyi ve doyumlu bir evliliğe sahip çiftler birbirlerini dinleyebilen, duygularına, düşüncelerine alan açabilen çiftlerdir. Aktif dinlemede karşı tarafın ne dediğini duymaya ve anlamaya dönük tarafımız aktiftir. Derdimiz söylediklerine yanıt vermek, kendimizi savunmak değildir. Gerçekten eşimizin derdi nedir, duygusu nedir, onu yükselten şey nedir, bunları anlamaya çalışmak temel niyetimiz olmalıdır.
Tartışmalarda Geçmişi Getirmek
Bu durum çiftler arasında en sık görülen durumlardan biridir ve maalesef asıl tartışma konusundan hedefi saptırır ve bambaşka noktalara getirir. Böylece meselenin konuşulması ve çözümlenmesi zorlaşır. Bu hususta çiftler o anda sadece önlerindeki meseleyi konuşmak üzere anlaşabilirler.
İyi ve Mutlu Çiftler Tartışmadan Değil, Yıkıcı Kavgadan Kaçınır
Evlilik içerisinde yaşanan tartışmalar, aynı zamanda çiftlerin birbirini, isteklerini ve ihtiyaçlarını tanımak adına fırsattır. Özetle nasıl tartıştığımız evlilik içi doyumumuzu, evlilik içinde hissettiğimiz güvenlik duygusunu etkiler. Tartışma meselesini halledebilen, birbirlerini kırmadan dökmeden, hakarete ve alaya vardırmadan tartışabilen çiftler evliliklerini geleceğe güvenle taşıyabilirler.