DİLHAYAT KALFA
Besteleriyle Ün Salan Kadın
Meryem DALĞIÇ
Türk İslam Sanatları Daire Başkanı V.
İnsanoğlu yeryüzüne geldiği anda tanışır sesle, ritimle, diğer deyişle musikiyle. Kulağına okunan ezan, annesinin söylediği ninniler, ruhunu besler, teskin eder. Gözlerini kâinata çevirdiğinde ise eşsiz bir orkestraya şahit olur. Esen rüzgârın fısıltısı, akan suların şırıltısı, kuşların cıvıltısı müthiş bir ahengi, melodiyi sunar âdemoğluna. İnsanın bunaldığında, daraldığında kendisini tabiatla buluşturma çabası boşa değildir elbet. Zira kâinattaki bu düzenin, ahengin, ritmin insan ruhuna tesir eden, onu fıtratına yaklaştıran bir yönü vardır.
İnsanın duygu ve düşüncelerini ifade ettiği ve bir iletişim vasıtası olarak gördüğü musikinin birçok tanımı yapılmıştır. Pisagor’a göre müzik, “kâinattaki düzen ve ahengin yansımasıdır”. İbni Sina’ya göre, “birbiriyle uyumlu olup olmadığı yönünden sesleri ve bu sesler arasındaki zaman sürelerini araştıran riyazi bir ilimdir.” Kantemiroğlu da musikiyi, “çıkardığımız seslerin ölçülü bir zamanda bir usulün düzenine uyarak hareket edip belirli bir yerde karar kılıp durması ve işitme gücümüze zevk vermesi” diye tarif eder. Musikinin, Yüce Yaratıcı tarafından âdemoğluna eşsiz bir hediye olduğunu ve ondan başka hiçbir mahlûkata bağışlamadığını ilave eder. (Nuri Özcan, Yalçın Çetinkaya, “Mûsiki” mad., DİA, c.31, s.257)
Müziğin genelde eğlence vasıtası olarak bilinmesinin aksine, bu sanatın, insanın anlam arayışında kendisine kapı aralayan mecralardan biri olduğu zikredilmiştir. Mevlana’ya göre musiki, “Allah âşıkları için ruhun gıdası, gerçek sevgiliye (Allah) kavuşma ümididir.” demiştir.
Türk-İslam medeniyetinde önemli bir yer tutan musiki ile özellikle tasavvuf erbabı, iştigal etmiştir. Musiki, algılama, öğrenme, öğretme, bellek, duygu ve düşünce gibi insana zihinsel ve ruhsal yönlerden tesir eden bir sanattır. İşlevselliği açısından satranca benzetilen musiki, bireyin toplum içinde iletişim kurması, iş birliği yapması, grup hâlinde hareket etmesi ve sosyal bütünlük sağlamasında önemli bir etkendir. Dolayısıyla geçmişten günümüze musikiden hayatın bütün yönlerini kapsayacak şekilde istifade edilmiştir. İbadetlerde (cami musikisi), düğünlerde, savaşlarda, bilhassa hastalıkların tedavisinde musikinin insan psikolojisine etkilerinden yararlanılmıştır. 9. yüzyıldan itibaren psikolojik rahatsızlığı olan hastalar, musiki ile tedavi edilmiş ve bu doğrultuda hizmet veren darüşşifalar inşa edilmiştir. Kuşkusuz tüm ilim ve sanat dallarında olduğu gibi Müslümanlar, musikide de önemli bir merhale katetmiş, bu alana katkıda bulunmuşlardır. Zekeriya er-Razi, Kindi, Farabi, İbni Sina, Safiyüddin Urmevî, Abdülkadir Meraği, Itrî Efendi, Dede Efendi gibi yüzlerce bestekâr ve musikişinas, teorik ve pratik eserler vermişlerdir. (Muhammed Naim Naimi, “Itrî Efendi ve Dede Efendi Özelinde Musiki ve Musikinin Psiko-Sosyal Açıdan Etkisi”, Mutalaa/2, s.95-113)
18. yüzyılda Osmanlı Dönemi’nde yaşayan Dilhayat Kalfa da yaptığı bestelerle, söz yazarlığıyla, icrasıyla musiki tarihine adını yazdıran en önemli kadın bestekârlarımızdan biridir. Doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmeyen ve hayatı hakkında detaylı bilginin bulunmadığı Dilhayat Kalfa, Sultan III. Selim zamanında sarayda yaşar. Devrin musiki hocalarından dersler alır ve iyi bir tambur sanatçısıdır. Ancak onun ismini musiki kayıtlarına geçiren özelliği, yaptığı bestelerdir. Çeşitli musiki dergilerinde 100’e yakın eserinden bahsedilmesine rağmen 12 eseri notalarıyla günümüze ulaşabilmiştir. Farklı makamlarda bu kadar çok eser vermesi, onun ne denli başarılı bir bestekâr olduğunun göstergesidir aynı zamanda.
Mükemmel bir teknik ve üstün bir estetikle eserlerini besteleyen Dilhayat Kalfa, bilhassa evcera makamında ilk eser veren bestekâr olarak geçer musiki tarihine. Yine makamın seyrini kusursuz bir şekilde gösterdiği peşrev ve saz semaileri de önemli besteleri olarak çıkar karşımıza. Sözlü eserleri de güftenin besteyle uyum sağlaması açısından ziyadesiyle dikkat çeker ve takdire şayandır.
Usta bir musikişinas olan Dilhayat Kalfa’nın günümüzde bilinen, terennüm edilen besteleri ise şunlardır: Evc ağır remel bestesi, (Çok mu figanım ol gül-i ziba-hiram için), devr-i kebir mahur bestesi, (Ta-be-key sinemde ca etmek cefa vü kineye), rast ağır hafif bestesi (Nev hiramım sana meyleyledi can bir dil iki) ve saba ağır hafif bestesi (Yek-be-yek gerçi meram-ı dili tekrir ettim).
Eğitimiyle, yeteneğiyle ve zekâsıyla sarayda kalfalık görevine yükselen Dilhayat Kalfa, musiki eğitimleri verir çevresine. Suzidilara makamını Türk musikisine kazandıran, tamburi, neyzen ve hanende olan, birçok besteleri bulunan Sultan III. Selim de genç bir şehzade iken musiki dersleri alır Dilhayat Kalfa’dan. (A. Emsal Çevik, “Türk Musiki Geleneğinde Kadın ve Kadın Bestekârlar”, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, s. 609-637)
Türk musikisinin klasikleri arasına giren nadide eserleriyle bestekârlık vasfıyla ardında güzel bir iz bırakır Dilhayat Kalfa. Saraydaki görevinin ardından gösterişten uzak bir hayatı tercih eder. İki hizmetkârıyla birlikte Sultanahmet civarında bir köşke yerleşir. “Eli açık, gönlü bol” vasfıyla tanınan meşhur kadın bestekârımızın hayata gözlerini yumduğu ev, günümüzde bir otel olarak hizmet verirken ismi de Kadıköy’de bir sokağa verilir. (Talip Mert, “Dilhayat Kalfa’nın Mirası”, Musiki Mecmuası, s. 68-73)