TAKVA ELBİSESİ: TESETTÜR
Dr. Hüseyin ARI
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı
يَا بَنٖٓي اٰدَمَ قَدْ اَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاساً يُوَارٖي سَوْاٰتِكُمْ وَرٖيشاًࣞ وَلِبَاسُ التَّقْوٰى ذٰلِكَ خَيْرٌؕ ذٰلِكَ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ
Ey Âdem oğulları! Size mahrem yerlerinizi örtecek giysi, süsleneceğiniz elbise yarattık. Takva elbisesi, işte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ın ayetlerindendir. Umulur ki düşünüp öğüt alırlar.
(A‘râf, 7/26)
İnsanoğlunun hikâyesi Allah’ın meleklere, ”Ben bir halife yaratacağım.” hitabından sonra Hz. Âdem ve eşini yaratıp cennete yerleştirmesiyle başlar. (Bakara, 2/31,35) Allah onlara her türlü nimetten istifade edebileceklerini buyurur ancak belirli bir ağaca yaklaşmalarını yasaklar. Allah’ın rahmetinden kovulmasına sebep olarak gördüğü Hz. Âdem’den intikam almak ve onun Allah katındaki değerini düşürmek gayesi güden iblis, cennette nimetler içerisinde yaşayan Hz. Âdem ve eşine türlü türlü vaatlerde bulunarak yasak meyveyi yemeleri için vesveseler verir. Çünkü o, Hz. Âdem ve eşinin yasak meyveyi yediği takdirde mahrem yerlerinin kendilerine görüneceğini ve böylece insanın müstesna ve yüce bir konumdan düşeceğini bilir. Nitekim yasak meyveyi yemeden önce cennete mahsus bir elbiseyle müzeyyen Hz. Âdem ile Havva, iblisin vesveselerine aldanarak yasak meyveyi yiyince birbirinin mahrem yerlerini görüverirler ve utanma hissiyle hemen yapraklarla kapatmaya çalışırlar. (A‘râf, 7/20-22, 27; Kur’an Yolu Meal ve Tefsiri, 2/510)
Bu kıssadan anlaşıldığına göre insanın baş düşmanı şeytanın vesvesesine kanan Hz. Âdem ve Havva’nın ilk hatasıyla birlikte üzerlerindeki cennet elbisesi çıkarılmış ve onlar bir anda kendilerini çıplak hissederek fıtratlarında var olan utanma hissiyle mahrem yerlerini örtmeye çalışmışlardır. Onların mahrem yerleri kendilerine görünür olunca hemen örtmeye girişmeleri, hayâ duygusunun ve buna bağlı olarak ortaya çıkan örtünme ihtiyacının insana özgü bir değer olarak ilk insanın genetik kodunda var olduğunun; vücudun mahrem yerlerini teşhir etmenin ise insanın fıtri ve doğal yapısına aykırı bulunduğunun delilidir. Nitekim küçük çocukların soyunurken utanıp bir kenara çekilmek istemeleri ya da anneleri onları giydirirken kendilerine bakan yabancı gözlerden rahatsız olmaları bunun göstergesidir (Hadislerle İslâm, 4/256) Allah Resulü (s.a.s.) de beden mahremiyetinin hayâ ile ilişkisini bir vesileyle bize açıklamıştır. Açıkta yıkanan bir adam görünce minbere çıkıp müminlere hitaben “Allah halîmdir, hayâ sahibidir, kusurları örtendir. Hayâyı ve örtünmeyi sever.” (Nesai, Gusül, 7) buyurmuş ve hayâ ile örtünme arasındaki münasebeti göstermiştir.
Dinimizde tesettür ve beden mahremiyeti konusunda zikredilecek temel erdemlerden biri de iffettir. Geniş anlamlı bir terim olan iffet, “cinsel konularda ahlak kurallarına bağlı kalarak insanın namusunu, şerefini ve haysiyetini koruması” manasına da gelmektedir. Kur’an-ı Kerim’de “Evlenme imkânı bulamayanlar, Allah lütfundan ihtiyaçlarını giderinceye kadar iffetlerini korusunlar...” (Nûr, 24/33) ayeti dar anlamıyla iffetten bahsetmektedir. İffetle ilgili yükümlülüğü iki yönlü düşünmek gerekir: Bunlardan birincisi, kişinin kendi iffetine halel getirecek her türlü söz ve davranıştan kendisini muhafaza etmesidir. Bu sorumluluk, Allah hakkıyla ilgilidir. Zira kişinin iffetini muhafaza etmesi, Allah’a karşı bir sorumluluktur. Diğeri ise başkalarının iffetini ihlal edecek söz ve davranışlardan sakınmasıdır. Bu da kul hakkıyla ilgilidir. Çünkü iffetini muhafaza etmeye çalışan bir insanın iffetine yönelecek her türlü sözlü ve fiilî taciz, onun beden mahremiyetini ihlal etmek ve hakkına girmek anlamı taşır. Hz. Peygamber (s.a.s.) bu hususa, Hz. Ali’ye yaptığı nasihatlerinden birinde şöyle dikkat çekmiştir: “Ey Ali! Birinci bakışına ikincisini ekleme (kasıtlı olarak harama bakma). Çünkü kasıtsız olarak gerçekleşen birinci bakış senin için hoş görülürse de ikinci bakışa hakkın yoktur.” (Ebu Davud, Nikâh, 43)
Hayâ duygusu ve iffet erdemiyle beden mahremiyetini sağlayan insan, dinimizin kadın ve erkek için ayrı ayrı belirlemiş olduğu tesettür emriyle de hem öz saygısını muhafaza etmekte hem de başkalarının etkilerine maruz kalmaktan kurtularak özgürleşmektedir. (Huriye Martı, “Hz. Peygamber’in Hadislerinde Bir Değer Simgesi Olarak Beden ve Mahremiyeti”, Marife: Dini Araştırmalar Dergisi, 2009, s. 9)
Örtünmeyle ilgili ayetlerde Allah Teâlâ, erkeklere hitaben gözlerini haramdan sakınmalarını ve iffetlerini korumalarını emrederek insanların beden mahremiyetini ihlal etmemelerini emretmekte; kadınlara hitaben de ilave olarak örtünmenin sınırlarını çizmekte ve kötü bakışlardan kadınları korumayı murat etmektedir. (Nûr, 24/30-31) Ayrıca kadınların düşük karakterli ve ahlaki zafiyeti olan kimseler tarafından rahatsız edilmemesi amacıyla dışarı çıkarlarken dış elbiselerini üzerlerine almalarını tavsiye etmektedir. (Ahzâb, 33/59)
Gerçek anlamda tesettür, kişinin iç dünyasında yaşadığı hayâ duygusunun ve iffet erdeminin dışa yansımasıdır. Dolayısıyla Müslüman bunu hem fıtratın bir gereği hem de Allah’ın bir emri olduğu bilinciyle yapmalı, tesettürün ruhuna aykırı tavır ve davranışlardan kaçınmalıdır. Bu hususta Hz. Peygamber’in (s.a.s.) uyarıları dikkat çekicidir. Bedeni örtecek kıyafetlerin çok dar ve içini gösterecek derecede şeffaf olmaması gerektiğini ifade eden Resul-i Ekrem giyinik oldukları hâlde çıplak gibi görünen ve bedenlerini teşhir eden kadınların cennetten mahrum kalacakları konusunda ümmetini uyarmıştır. (Müslim, “Cennet”, 52)
İşte bu noktada serlevha yaptığımız ayette ifade edilen “takva elbisesi” tanımlaması dikkat çekmektedir. Allah Teâlâ bu ayette bir nimet olarak insanı soğuktan,sıcaktan koruyacak elbiseler yanında “rîş” diye ifade edilen ve insanın estetik duygusuna hitap eden güzel ve göz alıcı kıyafetler yapacak imkânları lütfettiğini belirttikten sonra takva elbisesinin, yani insanı Allah’a karşı gelmekten koruyacak manevi bir elbisenin öneminden bahsetmektedir. Bu ayetten anlaşıldığına göre insanoğlu güzel kıyafetlerle örtünmeyi sağlar. Bu, Allah’ın insanlara verdiği bir nimettir. Ancak bu ihtiyacı estetik ölçüleri de dikkate alarak giderirken Allah’ın koyduğu sınırlara da dikkat edilmesi gerekir. Kişi elbiselerle zahiren örtünebilir ancak gerçek örtünmeyi sağlamak için takva elbisesine büründüğü takdirde Allah’a karşı gelme korkusunu iliklerinde hisseder ve ona karşı hayâsızlıktan ve iffetsizlikten uzak durur.