İSLAM AHLAKINDA
HAYÂ

Dr. Halil KILIÇ
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı


قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ)
مَا كَانَ الْفُحْشُ فِى شَيْءٍ إِلاَّ شَانَهُ، وَمَا كَانَ الْحَيَاءُ فِى شَيْءٍ إِلاَّ زَانَهُ.


Enes b. Malik’ten rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
“Arsızlık nerede ve kimde olursa olsun çirkinleştirir; hayâ ise nerede ve kimde olursa olsun zarifleştirir.”
(Tirmizi, Birr, 47)
Hz. Peygamber (s.a.s.), kırk yaşında peygamber olarak görevlendirilmesinden vefat ettiği ana kadar insanları tek ve eşsiz olan Yüce Allah’a imana davet etmekle kalmamış, imanın hayatı tümüyle kuşatan, kişinin eylemlerine ve söylemlerine tesir eden aksiyonel bir boyutunun olduğunu da her daim vurgulamıştır. Bu minvalde Allah Resulü bir gün ashabına imana dair şunları söylemiştir:
“İmanın yetmiş küsur şubesi vardır. Bunların en üstünü ‘Lâ ilâhe illâllâh’ (Allah’tan başka ilah yoktur) sözüdür. En alt derecesi ise yoldaki eziyet veren şeyleri kaldırmaktır. Hayâ da imanın bir şubesidir.” (Nesai, İmân, 16)
Bu hadiste de görüldüğü üzere imanın başlangıç noktası -ki bu aynı zamanda imanın en üstün derecesidir- Allah’tan başka hiçbir varlığı ilah olarak kabul etmemektir. Hadiste, insanların gelip geçtiği yerlerde onlara rahatsızlık verebilecek şeyleri izale etmek gibi topluma faydası dokunacak ufacık iyilik bile imanın bir yansıması olarak vurgulanmıştır. Buradaki asıl vurgu ise hadisin son kısmında yer alan “Hayâ da imanın bir şubesidir.” cümlesindedir.
Hiç şüphesiz Hz. Peygamber’in farklı farklı zamanlarda üzerinde en çok durduğu konuların başında hayâ konusu gelmiştir. Zira hayâ, müminin imanının kalitesini ortaya koyan en somut göstergelerden biridir. Hz. Peygamber’in “İnsanlık, ilk günden beri bütün peygamberlerin üzerinde ittifak ettikleri bir söz bilir: Şayet utanmıyorsan, dilediğini yap!” (Buhari, Edeb, 78) hadisinde ifade ettiği şey de tam olarak hayâdır.
Utanma, çekinme, ar, namus, iffet gibi kavramları kapsayan hayâ, nefsin çirkin davranışlardan rahatsız olup onlardan uzaklaşmasıdır. (Râgıb el-İsfehânî, el-Müfredât, “ḥyy” mad.) Hz. Peygamber’in “Arsızlık nerede ve kimde olursa olsun çirkinleştirir; hayâ ise nerede ve kimde olursa olsun zarifleştirir.” hadisinde ifade ettiği hayâ, mümini her türlü kötülük ve ahlaksızlıktan koruyan bir kalkan, sağlam bir zırhtır. Bu zırhı kuşanan, Peygamberî/Kur’ani ahlakla ahlaklanır, zarif ve iffetli bir mümin olur ancak bu zırhı terk eden kendisini ahlaksız akımların girdabından ve şeytanın çekim alanından kurtaramaz.
Hayâ sadece giyim kuşamla ilgili bir şey de değildir. Hayâ dilde de gözde de zihinde de olmalıdır. Dilin hayâsı; yalan, küfür, gıybet gibi her türlü kötü sözden uzak durmaktır. Gözün hayâsı “Mümin erkeklere/kadınlara söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar…” (Nûr, 24/30-31) ayetlerinde ifade edildiği üzere harama bakmamaktır. Zihnin hayâsı da dinen yasak olan her türlü nefsani ve şehevi düşüncelerden sıyrılmaktır.
Hayânın bir başka boyutu da vücütta örtülmesi gereken yerleri usulüne uygun örtmek demek olan tesettürdür. Sanılanın aksine tesettür, sadece başörtüsü takmaktan ibaret değildir. Tesettürün temel amacı, vücut hatlarını olabildiğince gizleyerek cinsiyet merkezli değil şahsiyet merkezli bir iletişim kurmaktır. Bundan dolayı içini gösterecek şekildeki şeffaf ve vücut hatlarını belli edecek şekildeki dar olan kıyafetlerle tesettür emri yerine getirilmiş olmaz. Tesettür konusundaki temel ilkelere uymak kaydıyla örfe ve kültüre göre farklı giyim tarzlarının olması mümkündür.
Yine sanılanın aksine tesettür sadece kadınlara mahsus bir emir değildir. Erkekler de tesettüre riayet etmekle mükelleftir ve dinen örtülmesi gereken yerlerinin namaz kılarken, çalışırken, yürürken, oturup kalkarken kapalı kalmasına ve kıyafetlerinin vücut hatlarını belli edecek darlıkta olmamasına dikkat etmek zorundadırlar.
İster erkek ister kadın, bir Müslüman’ın tesettüre sadece şeklen riayet edip düşünce, eylem ve söylemleriyle hayânın diğer boyutlarını ihmal etmesi durumunda tesettür emri tam manasıyla yerine getirilmiş olmayacaktır. Tesettür emrine icabet ettiği hâlde diğer boyutlarıyla hayâya uygun davranış sergilemeyenler, hem kendi (hayâ) surlarında gedik açmakta hem de İslam’a ve İslam’ın evrensel mesajına gölge düşürmektedirler.
Netice olarak, güzel ahlakı tamamlamak için gönderilen Hz. Peygamber (s.a.s.) “Her dinin bir ahlakı vardır; İslam’ın ahlakı da hayâdır” (İbn Mace, Zühd, 17) buyurmak suretiyle dinin gönderiliş gayesi olan ahlakın hayâ ile var olacağını söylemiştir. Öyleyse her bir müminin hayâ zırhını kuşanarak güzel ahlaka erişmek ve bu zırhı delecek her türlü eylem ve söylemden uzak durmak için çaba sarf etmesi, dünya ve ahiret saadeti açısından hayati önem taşımaktadır.