TESETTÜR VE
BEDEN MAHREMİYETİ

Prof. Dr. Ülfet GÖRGÜLÜ
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Kadim Bir Olgu Olarak Örtünme

İnsanlık tarihiyle yaşıt, kadim bir olgudur örtünme. İnsan olmanın gereği olarak hem fıtri bir ihtiyaca hem ahlaki bir duruşa tekabül eder. Aynı zamanda örtünme beden mahremiyetini sağlamada birincil önemi haizdir. Diğer bir ifadeyle dinin mahremiyetle ilgili düzenlemelerinin başında tesettür hükümleri gelmektedir. Kur’an-ı Kerim’in konuya dair anlatımlarında bedeni örtmenin insan için asli bir davranış biçimi olduğu görülür. Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın cennette bir sınanmadan geçirildikleri ve akabinde yaşananlar Kur’an’da şöyle bildirilmektedir:
“Böylece ikisini de ayartmış oldu. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Ve cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar. Rableri onlara, ‘Ben size o ağacı yasaklamadım mı ve şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylemedim mi?’ diye seslendi. Dediler ki: ‘Rabb’imiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.’” (A’râf, 7/22-23)
Bu anlatı bize Hz. Âdem ve eşinin, bedenlerinin mahrem bölgeleri açılır açılmaz son derece doğal bir dürtü ile örtünmeye yöneldiklerini, dolayısıyla utanmanın fıtri bir duygu, çıplak olmanın ise insan doğasına aykırı oluşunu ortaya koymaktadır. Bu itibarla kadim inanç ve geleneklerden İslam’a, örtünme ve mahremiyete riayetin özel bir anlam ve önem taşıdığı müşahede edilmektedir. (Bedriye Yılmaz, Tarihten Günümüze Örtünmenin Anlamları, İz Yayıncılık, İstanbul 2011) Tevrat’ın ilgili metinlerinden Yahudilikte örtünün iffetin ve soyluluğun bir simgesi olduğu anlaşılmakta (Tevrat, “İşaya”, 47: 1-3), çıplaklık ise aşağılanma ve utanç sebebi olarak kabul edilmektedir. (Tevrat, “Yeşaya”, 20: 3-4) Hristiyanlıkta da benzer şekilde mahremiyete önem verildiği, örtünmenin gerekli olduğu, çıplak oluşun ise ayıp kabul edildiği görülmektedir. (İncil, “Esinleme”, 3: 14-15)
Varlık âleminde yalnızca insana özgü ve son derece insani bir davranış olan örtünmenin en temel aracı şüphesiz giysidir. Ayet ve hadislerde “libas”, “hımar”, “cilbab”, “hicab”, “nikab” gibi oldukça çeşitli kavramlarla farklı örtünme biçimlerinden söz edilmesi, bedeni örten elbiseler çeşitli ve değişken olsa da örtünmenin değişmez ilke olduğunu ortaya koymaktadır. Öte yandan insanı soğuktan veya sıcaktan koruyan giysi maddi bir ihtiyaca karşılık gelirken örtünme bundan daha öte bir anlam taşımakta ve özünde utanma, edep, hayâ, iffet, öz saygı, takva gibi erdemleri mündemiç olan manevi bir ihtiyaca tekabül etmektedir. (Yunus Apaydın, “Tesettür”, DİA, 40/538)
Takva Örtünmenin Ruhudur
Yüce Rabb’imiz “Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır...” (A’râf, 7/26) buyurarak giyinmenin ilk amacının mahrem yerleri örtmek olduğunu bildirmekte; kuş tüyü anlamına gelen “rîş” tabirinin ayette mecazi olarak yer alması, giyinmenin estetik boyutuna da işaret etmektedir. Bununla birlikte ayetin temel mesajı, inanan bir insan için iffet ve saygınlığı korumak üzere örtünmenin, takvanın bir gereği olmasıdır. Dolayısıyla ayet, örtünmenin işlev ve maslahatını duyururken aynı zamanda ahlaki boyutuna da dikkatimizi çeker. Takva elbisesi bedeni örtmenin yanı sıra gözlerin haramdan korunmasını, konuşma edebine riayet edilmesini, yürüyüşte, oturmada, kalkmada kısaca her davranışta ahlaki ölçünün gözetilmesini içeren bir mana taşır. Denilebilir ki örtünme giyinmenin, takva da örtünmenin ruhudur. Takva elbisesi olmadan beden elbisesi özünden ve ruhundan soyutlanmış, şeklî bir unsura indirgenmiş olur. Oysa örtünme; ulvi bir davranış, semavi bir talebe boyun eğiş ve ilahi bir nimete mazhar oluştur.
Bakışları korumak örtünmenin temel şartlarından biridir. Kur’an-ı Kerim’de göz tesettürünün bedeni örtmeye takaddüm ettiğini ve bu konuda öncelikli sorumluluğun mümin erkeklere ait olduğunu görürüz. Nitekim ilgili ayette bu hakikat “Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.” (Nûr, 23/30) şeklinde ifade edilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.) de “Bir bakışın peşinden tekrar bakma! Çünkü birinci bakış, senin hakkındır (kasıt bulunmadığından sorumluluğun yoktur). İkinci bakış ise hakkın değildir.” (Tirmizi, Edeb, 28) buyurarak bakışları korumanın önemine dikkatimizi çekmiştir. Aynı zamanda fitneye yol açacak, karşı tarafta yanlış duygulara sebebiyet verecek, kötü, müstehcen ve çirkin konuşmaların yasaklanmış olması, erkeğiyle kadınıyla müminlerin sözün en güzelini söylemelerine dair uyarılar (İsrâ, 17/53) takva örtüsünün bir gereği olarak söz tesettürünün önemini ortaya koymaktadır. Böylece takva elbisesinin kişinin ahlaki şahsiyetiyle hayâ ve iffetiyle ayrılmaz bir bütün oluşturduğu anlaşılmaktadır. Dinî bir vecibe olarak örtünme aynı zamanda hayâ duygusundan, hayâ duygusu da Allah Resulü’nün (s.a.s.) ifadesiyle imandan kaynaklanmaktadır. (Nesai, Gusül, 7)
Beden Mahremiyetini Temin Açısından Örtünmenin Önemi ve Sınırları
Beden, insana Allah’ın emanetidir ve değerlidir. Dinimizde, bu değerin bir yansıması olarak beden mahremiyetini muhafazaya yönelik düzenlemeler yapılmış, inanan erkek ve kadınlara bu hususta sorumluluklar yüklenmiştir. Beden mahremiyeti, insanın vücudunda başkalarının bakmalarına, dokunmalarına, hakkında konuşmalarına müsaade edilmeyen özel bölgelerinin dokunulmazlığını ifade eder. Bedenin bu bölgeleri fıkhi terminolojide “avret” olarak nitelendirilmiş ve dinen örtülmesi emredilmiştir. Ölçüleri dinen belirlenmiş olan örtünme, şekli ve sınırları farklı olsa da mümin erkekleri ve kadınları eşit derecede ilgilendiren bir yükümlülüktür.
Dinimizin örtünme ile ilgili öğretileri, fıtratın ve ruh sağlığının korunması, bireysel ve sosyal hayattaki ilişkilerde insanın cinsiyeti ile değil kişiliği ile öne çıkması, insanlık haysiyetinin muhafaza edilmesi, sağlıklı ve huzurlu bir aile ve toplum yapısının inşası gibi pek çok gayenin gerçekleştirilmesine matuftur. Buna binaen dinimizde tesettür-örtünme-gizleme emredilirken teberrüc-teşhir-açma-bakma yasaklanmıştır.
Kur’an ve sünnetin örtünme ile ilgili beyanlarından hareketle erkek ve kadının avret bölgeleri, bu hususta riayet etmesi gereken sınırlar tespit edilmiştir. Buna göre bir erkeğin bedeninde örtmekle yükümlü olduğu asgari kısım göbekle diz kapağı arasıdır. Kadın ise hemcinslerine karşı diz kapağı ile göbek arasında kalan bölgeyi, yabancı erkeklere karşı da el, yüz ve ayakları dışındaki bütün bedenini örtmekle sorumludur. (Zeylaî, Tebyînü’l-hakâık, 1/96) Mümin kadınların tesettürde dikkat etmeleri gereken ölçüler Nûr suresinin 31. ayetinde şöyle açıklanmıştır:
“Mümin kadınlara da gözlerini haramdan sakınmalarını ve iffetlerini korumalarını söyle. (El, yüz gibi) görünen kısımlar hariç ziynetlerini göstermesinler. Başörtülerini yakalarının üzerine kadar örtsünler. Ziynetlerini kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, diğer kadınlar, köle ve cariyeleri, cinsel arzusu olmayan erkek hizmetçiler, henüz kadınların mahrem yerlerine vâkıf olmayan erkek çocuklardan başka kimseye göstermesinler. Gizledikleri ziynetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, hepiniz Allah’a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.”
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) örtünme vecibesi yerine getirilirken giyim kuşamda dikkat edilmesi gereken ilkeler üzerinde durmuş, bu çerçevede erkek ve kadının birbirine benzemekten sakınarak cinsiyetlerine uygun giyinmelerini, elbisenin dar ve içi gösterecek şekilde ince olmamasını, sade ve temiz giysiler tercih edilmesini öğütlemiştir. (Buhari, Salât, 10; Ebu Davud, Libas, 36) Ayrıca yabancı erkek ve kadınların sosyal hayattaki ilişki ve iletişimlerine belli ölçüler getirilmiş, bu bağlamda üçüncü bir kişinin giremeyeceği kapalı bir yerde baş başa kalmaları dinen onaylanmamıştır. Allah Resulü’nün “Bir kimse yanında mahremi olmayan bir kadınla yalnız kalmasın.” (Müslim, Hac, 74) buyruğu bu yasağı hatırlatmaktadır. Her iki cinsin birbirlerine karşı cinsel tahrike yol açabilecek tutum ve davranışlardan uzak durmaları tesettür anlayışının bir gereğidir.
Asr-ı saadetten itibaren Hz. Peygamber (s.a.s.) ve muhterem eşlerinin örnekliğinde mümin erkek ve kadınların tesettür ve mahremiyetle ilgili uymaları gereken sınırlar, örtünmeye dair ilke ve ölçüler açık bir şekilde ortaya konulmuştur. Ancak modern zamanlara gelindiğinde başka pek çok hususta olduğu gibi dinin örtünmeye dair düzenlemelerine ilişkin de zihinlerin bulanıklaştığı, sınırların muğlaklaştığı, beden teşhirinin meşrulaştırıldığı, açmanın, bakmanın teşvik edildiği, örtünmenin ise itibarsızlaştırıldığı bir değişime/dönüşüme tanıklık edilmektedir. Geride bıraktığımız son iki asırda ülkemizde modernleşme projesinin özellikle kadın ve örtü üzerinden dizayn edilmeye çalışıldığı da bir vakıadır. Kadını örtüden kurtarma, esaretten kurtarma ve hürriyetine kavuşturma olarak pazarlanabilmiştir. Geldiğimiz noktada sadece kadının değil erkeği kadını, genci yaşlısı, her yaş, eğitim, kültür ve statüden insanıyla topyekûn bir toplumun, dijital mecraların ahlakı ve erdemi hedefe alan tehdidine maruz kaldığı bir dünyada yaşamaktayız. Bedenler metalaştırılmakta, tüketim kültürünün kullanışlı malzemesi olarak görülmekte, hayatın merkezine hazların tatmini konulmakta, cinsellik âdeta kutsanmakta, cinsiyetsizleştirme normalleştirilmekte ve nihayet mahremiyetlerin tükenişine şahit olunmaktadır.
Sonuç Olarak
Şu bir gerçek ki bedene ve cinsiyete indirgenmiş insanla insanın beden ve cinsiyet sahibi bir varlık oluşu arasında kıyası mümkün olmayacak kadar fark vardır. İslam’ın insan tasavvuru bedeniyle ruhuyla, maddesiyle manasıyla, fiziğiyle kimyasıyla onu mükerrem ve muhterem bir konuma yerleştirmektedir. İslam nezdinde insan maddi ve manevi kişiliğiyle dokunulmaz ve saygın bir varlık olup haysiyet ve şerefi koruma altına alınmıştır. Dinimizin örtünme ve mahremiyete ilişkin düzenlemeleri, emir ve nehiyleri, insanın kişiliğini ve saygınlığını muhafazasının bir tezahürüdür. Örtünme Allah’ın ve kullarının hukukuna riayetin, insana hürmetin bir gereğidir.
Örtünmenin bireysel yönü, insanın hem kendisine hem onu kul olarak var eden Rabb’ine saygısının bir ifadesidir. Sadece Allah emrettiği için ve yalnızca O’nun rızasını kazanmak üzere tesettür ve mahremiyet ölçülerine riayet eder mümin. Örtünme, Yüce Allah’ın kullarından talebi olduğu kadar aynı zamanda kullarına büyük bir ikram, ihsan, nimet ve ziynetidir de. Örtünme Allah’a karşı sorumluluk bilinci içinde olmanın, takvanın ve derin bir saygının ifadesidir. Toplumsal yönüyle ise örtünme, kadınıyla erkeğiyle sosyal hayatı beraberce kurmanın ve birlikte paylaşmanın bir gereğidir. Böylece inanan erkek ve kadınlar insan olmanın haysiyetine yaraşır bir edep, nezaket ve nezahet içinde; yaratılış gayesini yerine getirmek üzere, mümin kardeşler olarak, birbirlerine “veli” kılınmış olmanın (Tevbe, 9/71) hakkını vererek yeryüzünü beraberce imar etme sorumluluğunu ifa edeceklerdir.
Öte yandan İslam’da bedenin belli bölgelerinin örtülmesinin emredilmiş olması örtünme ameliyesinin dinî boyutunu, örtünme için tercih edilecek giysinin kumaş, renk, model gibi unsurları ise örfi yönünü gösterir. Diğer bir deyişle İslam’ın örtünme emri tüm zaman ve mekânlarda geçerli olacak şekilde evrensel bir farz, giysi biçimleri ise coğrafya, iklim, kültür gibi değişkenlere dayalı yerel bir tercihtir. Yeter ki giyinmek İslam’ın tesettür vecibesini temin edebilsin ve örtü, kendisinden kolayca vazgeçilebilecek bir aksesuara indirgenmesin.