BABAANNENİN
BAHÇESİ
Perihan SENCER
Su hayatın kaynağı ise kökler de bir ağaç için odur. Topraktan suyu, mineralleri emmesi ve sağlıklı meyve vermesi için bu gereklidir. Nerede meyvesi gelişmemiş, yaprakları hastalıklı ve gökyüzüne dallarını yeterince uzatamamış bir ağaç görsem bilirim ki köklerinden gerektiği gibi beslenememiştir.
Görmüş geçirmiş, bedensel enerjisi azalırken hayat tecrübesi çoğalmış büyüklerimiz; çeşitli sebeplerden kendi çocuklarına ayıramadıkları tüm vakitlerini torunları için seferber eder; hah dediği yere han kurar, olmazları oldurur, mevsimsiz meyveleri buldurur; yeter ki boyunlarına dolanan minik ellerin sahipleri mutlu olsunlar. İnsanın büyümek için en çok çabaladığı, sonrasında her daim özlemle andığı dönemdir çocukluk. Zamanında yeterince güneşle suyla ilgi ve sevgiyle beslenen gül fidanının renklerinin daha güzel, kokularının daha hoş olduğunu bilen usta bahçıvanlar sanatını ona göre sergiler.
Bazılarına göre büyükleri kırsalda yaşayan çocuklar daha da şanslıdır. Kavuşmak için tatil günlerini sabırsızlıkla bekleyen çocukların asıl aradıkları; bahçelerde özgürce koşup oynamak, hava kararana kadar dışarıda akranlarıyla muhabbet etmek, soğuk kış günlerinde sıcacık sobanın etrafında toplaşmak, geceleri ağır yün yorganın altında yatarken sobadan tavana yansıyan ışığın dansını izleyerek uykuya dalmaktır. Dahası gün ışımadan, erken öten horozun sesiyle derin uykulardan uyanıp folluklarda yumurta aramaktır. Her buluşmalarında heybelerine dolduracakları yeni anıları, yıllar sonra hayatın altüst eden fırtınalarına karşı nefes alacakları sevgi adacıkları olabilir. Bir çocuk babaannesiyle geçirdiği zamanları düşündüğünde yüzüne bir mutluluk kelebeği konmalıdır. Öyle ya annenin izin vermediği her şeyi yapabileceğin bir yerdir onun evi. Düğme ve incik boncuk kutularını karıştırıp kendine kolyeler yapabilir, her daim senin için bir kenara ayırdığı börek, çörek, çikolata vb. yiyebilir, saatlerce koynuna yatıp masallar dinleyerek uyuyabilirsin. Dahası hayallerinin çadırını kurup evcilik oynamak için etrafı dağıtsan da bir şey demez hatta sana eşlik eder. Tüm görsellerin dijitalleştiği çağda elimize alıp bakamadığımız, bir çerçeveye koyamadığımız fotoğraflar da babaannelerin evindeki albümlerde çokça bulunur. Annelerin, babaların bebeklik hâlleri, ilkokul diplomaları, lise çağları… Siyah beyaz renklere nakşolmuş akraba, eş, dost pek çok mutlu insan hâllerini görür, şaşırır, bir taraftan da geçmişinle tanışırsın. Geçmiş demişken babaannelerin evinde şimdilerde unutulan, tedavülden kalkan değişik eşyalar hâlâ arzıendam etmektedir; bakır yer sinisi, gaz lambası, pirinç aynalı telefonluk ve sabit telefon, aynalı cam büfe, formika sehpalar… Ve en önemlisi çocukların beğenmeyip bıraktığını, torunlar kullanır umuduyla muhafaza edilen içi el emeği göz nuru el işleriyle dolu çeyiz sandığı.
Ne hayat koşusunun son düzlüğüne girmiş olmasını ne de yapmak istediklerine yetmeyecek zamanı düşünür babaanneler. Biraz önce yorgun argın oturan o değilmiş gibi canlanır, heyecanlanır birden. Sanki bir enerji yürür varisli damarlarına torunlarını görünce. Evlerini neşeyle doldurur torunlar. Zira onlar da bilir ki yeryüzünde onları gördüğünde sevinecek insan sayısı gittikçe azalmıştır, epeydir teklifsiz kapısını çalacağı yaşıtı kalmamıştır. Bir gün kendileri de gittiğinde ayak izini sürecek olan o masum yüreklerle çocuklaşır, gençleşirler. Bedeni ruhuna yetişmekte zorlanırken saklambaç oynarken bulur kendini: Sayım suyum ebe sobe, bir daha yummam ona göre.
Parkta dolaşırken dakikalar boyu bir kumu eşelemene, bir ağacın kabuğunda dolanan karıncayı takip etmene müdahale etmez. Sana yeni şeyler gösterir, fark ettirir, misal bir karahindibanın tohumlarını nasıl uzaklara saçabildiğini. Ha bir de doğum gününü kutlarken kendi heveslerinin derdine düşüp konsept ürünlerle evi süsleme, donatılan masanın fotoğrafını çekip sosyal medyaya yükleme gibi şeyler onların aklına gelmeyebilir, onlar genelde göz mesafesine iner ve “Bu gün ne yapmak istersin, hadi gel onu birlikte yapalım.” der. Ağır akan dere misalidir babaanneler, anneanneler. Seni yormaz, seni boğmaz, sürüklemez… Senin sen olmana izin verir.
Anne ve babalar ise coşkun akan nehirlere benzer. Hevesleri vardır onların, yetişecek işleri bitmeyen telaşları, gerçekleştirilecek terütaze hayalleri… Bu hız çağında onlar da yorgundur. İyi niyetlidir hepsi. Çocuğunu en güzel şekilde yetiştirmeye çalışır. Kendi koşarken çocuğunu da koşturur. Daha dün kendileri olmalarına izin vermeyen ebeveynlerinden şikâyetçi olan sanki onlar değilmiş gibi, çocuklarına biçim vermeye, onlar adına hayaller kurmaya başlarlar. Her şeye yetişemeyeceklerini anlayacakları çağlara ermemişlerdir henüz. Aslolanın yavaşlamak olduğunu fark etmemişlerdir. Soranlara şöyle cevap verirler genelde: Biz onların mutluluğu, geleceği için çabalıyoruz. Doğrudur bu söz. Bütün emekleri çocukları içindir. Fakat baş döndürücü bir hızda geçen hayata karşı yavaşlamanın, anda kalmanın değerini zaman zaman ıskalarlar. Bu koşuşturmalarının arasında küçük adımlarla onları takip etmeye çalışan canların nefessiz kalıp boğulduğunu; görülmek, takdir edilmek için çoğu zaman mizacına aykırı davrandığını fark edemezler bazen… Oysa herkes bilir ki balıklar yüzerse, kuşlar uçarsa mutlu olur. işte bu noktada devreye girerler büyük ebeveynler. Çocuğun saflığı ile yetişkinin kaygıları arasındaki boşluğu bilgelikleriyle doldururlar.
Ömür dediğin su misali akıp gider, suyu geri döndürmek mümkün mü ki... Minik fidanlar güçlü bir ağaca dönüşmek için sakin akan zamanlara, güvenli limanlara ihtiyaç duyar. İnsan yavrusu için geniş ailede büyümek bulunmaz bir nimettir bilene.
Güçlü ağaçlarımız, geniş ormanlarımız olması dileğiyle.