MALAZGİRT’E GİDEN YOLDA SULTAN ALPARSLAN
VE CUMA HUTBESİ
Doç. Dr. Derya COŞKUN
Bizans İmparatoru Romanos Diogenes, 1071 yılı baharında Türkleri Anadolu topraklarından atmak için bir sefere çıkmaya karar verdi. Amacı yıllardan beri süregelen Türk akınları ve önceki imparatorların zorunlu tehcirleri nedeniyle boşalmış olan toprakları tekrar alarak Türk akınlarına kalıcı bir set çekmekti.
Sultan Alparslan ve Romanos Diogenes Karşılaşması
Bu savaş için Bizans imparatoru, (Çeşitli kaynaklarda 600 bine varan rakamlar verilmekle birlikte) 200 bin kişi civarında olduğu tahmin edilen; Balkanlardaki Peçenek, Uz, Kıpçak ve Hazar Türkleri ile İslav, Alman, Bulgar, Frank, Ermeni ve Gürcülerden oluşturulmuş ve en güçlü silâhlarla donatılmış bir ordu ile yola çıktı. (Ali Sevim, TDV İslâm Ansiklopedisi, c.27, s.481)
İmparator, sefere çıktıktan sonra Sultan Alparslan’ın dikkatini dağıtmak için ona bir elçi göndererek Alparslan’a sulh teklifinde bulundu. Müslümanlardan Menbic, Ahlat ve Malazgirt’in iadesini istedi. Sultan Alparslan, Diogenes’in Malazgirt önlerine doğru ilerlediğini haber alınca elçiyi sert bir cevapla geri gönderdi, Mısır seferini yarıda kesip Ahlat’a yöneldi.
Diogenes, Sivas dolaylarına geldiğinde Türklere karşı uygulanacak savaş stratejilerinin belirlemek için bir toplantı düzenledi. İmparatorun maiyetindeki tecrübeli generaller Erzurum’dan daha öteye geçilmemesini ve savaşın Erzurum dolaylarında yapılmasını teklif ettiler. İmparator genç generallerin kışkırtıcı konuşmalarından da etkilenerek bu öneriyi kabul etmedi, Malazgirt Kalesi önlerine kadar ilerlemesini sürdürdü. Kaleyi ele geçiren imparatorun, Ahlat yönünde gönderdiği 30 bin kişilik öncü kuvvetler ise Selçuklu atlı birlikleri tarafından bozguna uğratıldı ve geri çekilmek zorunda kaldı. İmparatorun gönderdiği yeni birlikler de Ahlat Selçuklu garnizonu komutanı Emîr Sunduk (Türk Sandak) tarafından mağlup edildi. Basilakes komutasında sevk edilen Bizans birlikleri de yine Emîr Sunduk tarafından yenilgiye uğratıldı. Basilakes esir edildi ve yanında taşıdığı Kutsal Büyük Haç da Selçukluların eline geçti. Böylece Malazgirt Muharebesi öncesi manevi atmosfer Selçukluların lehine şekillenmiş oldu. (Prof. Dr. Cevdet Yakupoğlu, “Malazgirt Zaferi ve Anadolu’da Yeni Türk Vataninin Yükselişi” Kamu Yönetimi Enstitüsü Sosyal Bilimler Dergisi, S.1)
Bu sırada Verstarches rütbeli Leòn Diabatenòs, imparatora mektupla haber göndererek Alparslan’ın, Bizans İmparatoru’nun sefere çıktığını duyunca Bağdat taraflarına geri çekildiğine dair yanlış bir istihbarat getirmiş, bu nedenle İmparator, ordunun bir kısmını Ahlat üzerine yollamıştır. Diogenes, Alparslan’ın ülkesine doğru geri çekildiğini düşünmüş ve Selçuklu topraklarına girme planını uygulamaya koymuştur. Diogenes’e getirilen istihbaratın kasten mi yoksa başka bir hatadan dolayı mı verildiği konusu net değildir. Her ne olursa olsun bu bilgi, Diogenes’i yanlış kararlar almaya sevk edecektir.
200 bin kişilik Bizans ordusuna karşılık Selçuklu ordusu yaklaşık 50 bin kişiden ibaretti. Alparslan, öncü savaşlarından bir süre sonra Ahlat’tan ayrıldı, Rahve Ovası’na karargâhını kurdu, tepelere asker yerleştirip ovayı kontrol altına aldı. Ardından, görünüşte barış teklifinde bulunmak, gerçekte ise düşmanın durumunu tespit etmek maksadıyla imparatora bir elçilik heyeti gönderdi. Ordusunun sayıca çokluğuna ve iyi donatılmış olmasına güvenen imparator, Alparslan’ın teklifini reddetti. (Ali Sevim, a.g.e., s.482)
Halifenin Sultan Alparslan’ın Zaferi İçin Hazırlattığı Cuma Hutbesi
Sultan Alparslan Bizans ile savaşmanın kaçınılmaz olduğunun fazlasıyla farkındaydı. Bu sebeple de savaş hazırlıklarının derhâl tamamlanmasını emretti. Hazırlıklar devam ederken sultanın imamlarından Buharalı Ebû Nasr Muhammed ona: “Ey Sultanım! Sen Allah’ın diğer dinlere üstün kıldığı İslam dini için savaşıyorsun. Bu sebeple İslam ülkelerindeki camilerde bütün hatiplerin Müslüman halkla birlikte senin için dua edecekleri cuma günü, namaz vaktinde düşmana saldır. Ben, Ulu Allah’tan zaferi senin adına yazmasını beklerim.” diyerek onu savaşması hususunda cesaretlendirdi. Buna ek olarak da Abbasi Halifesi Kaim Biemrillah da savaşın Alparslan tarafından kazanılması hususunda bir dua metni hazırlatarak cuma namazında bütün İslam ülkelerindeki minberlerden okutulmasını emretti. Bu dua metni aynen şöyledir:
“Allah’ım! İslam sancağını yükselt ve İslam’a yardım et! Şirki, başını ezmek ve kökünü kazmak suretiyle yok et! Sana itaat için canlarını feda edip kanlarını, sana tabi olma hususunda akıtan senin yolunun mücahitlerini, onları kuvvetlendirerek yurtlarını, güvenlik ve zaferle dolduran yardımlarından yoksun kılma! Müminlerin emirinin burhanı olan Şehinşahü’l-A’zam’ın (Sultan Alparslan) senden dilediği yardımı esirgeme ki o bu sayede hükmünü yürütür, şanını yayılır kılsın ve zamanın güçlükleri karşısında kolayca yerinde tutunabilsin. Senin dinini şerefli ve yüce tutabilmek için kâfirlerin karşısındaki bugünkü gücü yarınına da yetsin. Ordusunu meleklerinle destekle, niyet ve azmini hayır ve başarıyla sonuçlandır! Çünkü o, senin ulu rızan için rahatını terk etti; malı ve canıyla buyruklarına uyma amacıyla, senin yoluna düştü, çünkü sen ‘Ey iman edenler, can yakıcı bir azaptan kurtaracak bir yolu size göstereyim mi? (İşte o yol) Allah ve Resulüne iman etmeniz ve malınızla ve canınızla Allah yolunda cihat etmenizdir.’ buyuruyorsun. Senin sözün gerçektir.
Allah’ım! O, nasıl senin sözüne uyup şeriatının korunmasında gevşeklik göstermeden buyruğuna uymuş ve düşmanlarına bizzat karşı koyarak dinine hizmet için gecesini gündüzüne katmışsa sen de ona zafer kısmet eyle, dileklerinde ona yardımcı ol, kaza ve kaderini, onun için iyi ve hayırlı bir şekilde tecelli ettir! Onu öyle bir koruyucu ile kuşat ki düşmanların her türlü hilelerini defetsin ve lütfunla bu koruyucu onu, güzel sıfatların içinde, en emin ve sağlam ellerle korusun! Böylece onun, düşmana karşı giriştiği bu kutsal hareket, zaferden ışık alsın ve şirk zümresinin -hak yollarını göremeyip- sapıklıkta gözleri yumulsun. Ey Müslümanlar! Doğru bir niyet, içten bir azim ve Allah’tan korkan temiz kalplerle ve birlik bahçesinde kısmet alan inançlarla Sultan Alparslan için Allah’a yalvarıp yakarınız! Çünkü eksiklerden berî olan Yüce Allah şöyle buyurur: ‘(Ey Muhammed) dualarınız olmazsa Rabbim size niçin değer versin.’ de.
Ey Müslümanlar! Alparslan’ın şerefli olarak düşmanlarını yok etmesi, sancağını yükseltip zaferlerin en son derecesine ve gayesine erişmesi hususunda, Allah’a dua ve niyazda bulununuz! Allah’ım onun bütün güçlüklerini kolaylaştır, şirki onun önünde boyun eğdir!”
Sultan Alparslan’ın Askerlerine Seslenişi ve Allah’a Yakarışı
Sultan Alparslan savaş için hazırlıkları tamamlayarak beyaz bir kıyafet giymiş, “Ölürsem kefenim bu olsun.” demiş, cuma sabahı ordugâhtaki bütün kumandanları toplayarak onların önünde Allah’a şöyle yakarışta bulunmuştur: “Ey Allah’ım! Sana mütevekkil oldum ve bu cihatta sana yaklaştım; şu an senin huzurunda secdeye kapanıyor ve yalvarıyorum. Bu sözlerim benim gerçek duygularımı yansıtmıyorsa beni ve beraberimdeki yardımcılarımı kahret! Eğer içtenliğimi kabul edersen bu cihatta düşmanlara karşı bana yardımcı ol ve beni muzaffer bir sultan kıl!”
Sultan Alparslan ettiği bu duanın ardından komutanlarına dönerek şu hitapta bulunur: “Ben, Allah’a kendini veren muhtesipler gibi sabırlıyım ve hayatını tehlikelere atan kimselerin yaptıkları gibi, gazilerin başında savaşacağım. Eğer Allah, kendisinden beklediğim üzere, beni başarıya ulaştırırsa bu güzel bir sonuç olacaktır. Eğer durum bunun tersi olursa, oğlum Melikşah’ı yerime geçirip ona itaat etmenizi vasiyet ederim.”
Bu konuşmanın ardından büyük bir heyecanla sultanı dinleyen komutanlar hep bir ağızdan “Baş üstüne!” dediler. Sultan 26 Ağustos 1071 Cuma günü bütün komutan ve askerleriyle birlikte cuma namazı kıldı ve onlara son olarak şöyle hitap etti: “Ey askerlerim ve kumandanlarım! Daha ne zamana kadar biz azınlıkta düşman çoğunlukta olarak böyle bekleyeceğiz? Ben, Müslümanların camilerde, bizler için dua etmekte oldukları bu saatlerde düşmanın üzerine atılmak istiyorum. Galip gelirsek arzu ettiğimiz sonuç gerçekleşecektir. Aksi takdirde şehit olarak cennete gideriz. Beni izlemek isteyenler gelsinler. İstemeyenler ise serbestçe geri dönebilirler. Bugün burada ne emreden bir Sultan, ne de emir alan bir asker vardır. Bugün ben de sizlerden biri olarak, sizinle birlikte savaşacağım. Biz, Müslümanların eskiden beri yapageldikleri bir gaza yapıyoruz.”
Askerler hep bir ağızdan, “Ey Sultan! Biz senin askerlerin olarak sen ne yaparsan biz de aynı şeyi yapar ve sana yardımcı oluruz. İstediğin biçimde hareket et.” dediler.
Alparslan ordusunu dört kısma ayırıp onları pusuya yatırdı. Selçukluların özellikle meydan savaşlarında kullandıkları savaş taktiklerinden birisi olan ricat taktiği ve pusu kurma Malazgirt’te de kullanılmıştır. Bu taktiğe göre askerler yavaş yavaş geri çekilir ve ilerleyen düşman ordusu her şeyden habersiz bir şekilde pusuya düşürülürdü. Bu savaşta da aynı taktik uygulanacak, her ne kadar Diogenes, daha fazla ileri gitmemeye karar verecekse de farklı etkenlerden dolayı ordu bozguna uğrayacaktır.
Savaşın başlaması ile birlikte Bizans ordusu ilerlerken Türkler geri çekilmeye başlar. Savaş meydanındaki takip, güneş batıncaya kadar devam eder. Akşam olunca imparator ordugâha geri dönmeye karar verir. Çünkü hem asker gün boyu süren takipten yorulmuştur hem de ordugâhta yeteri kadar asker bulunmamaktadır. Bu arada ordugâha dönen Bizans askerleri, arkalarından gelen diğer askerlerden Diogenes’in durumu hakkında bilgi almaya çalışıyorlardı. Bu karmaşada bazıları imparatorun düşmanı kaçırdığını, bazıları öldürüldüğünü, bazıları ise esir düştüğünü savunuyorlardı. Ancak kesin bir bilgi mevcut değildi. Daha sonra imparatorun yanında bulunan Kapadokyalı askerlerin ordugâha ulaşması ordugâhtaki askerlerdeki endişeyi artırdı. Türklerin de ordugâhı kuşatması ile birlikte, burada bulunan askerler tekrar kaçışa koyuldular. Bu kovalamacada pek çok Bizans askeri öldürüldü, bazıları esir alındı.
Savaşın Sonunda
Diğer Türkmen beylerinin güçleriyle birlikte Bizans kuvvetlerinin ancak dörtte birine ulaştığı tahmin edilen Selçuklu ordusunun bu savaşta büyük başarı elde etmesini, moral gücünün yüksekliğine ve taktik üstünlüğüne bağlamak yerinde olacaktır. Bizans ordusunun manevra kabiliyeti zayıf, ağır teçhizatlı birliklerine karşı Türk kuvvetlerinin hemen bütünüyle hafif teçhizatlı, manevra kabiliyeti yüksek süvari kıtalarından meydana gelmiş olması, savaşın seyri ve sonucu üzerinde etkili oldu. Üstün güçlerine rağmen Bizanslıların mağlup olmalarında rol oynayan en önemli amil ise Alparslan’ın uyguladığı savaş taktiğidir. Alparslan, Türkler’in tarih boyunca kara savaşlarında daima kullandıkları hilal taktiğini uygulamış, Bizans kıtalarının kolay manevra yapamamaları da başarıya ulaşmasını hızlandırmıştır. Sultan Alparslan savaş sonunda mağlup Bizans imparatoruna şeref misafiri muamelesi yapmış, savaş alanında ele geçirilen tahtını kendi tahtının yanına kurdurarak tacını başına bizzat giydirmiştir.
Tarihte
bu ay neler oldu?
Hiroşima kentine atom bombası atıldı.
(6 Ağustos 1945)
Sevr Antlaşması imzalandı.
(10 Ağustos 1920)
Abdurrahman Gürses vefat etti.
(10 Ağustos 1999)
Kocatepe Camii ibadete açıldı.
(28 Ağustos 1987)
Büyük Taarruz zaferle sonuçlandı.
(30 Ağustos 1922)