KİŞİNİN ASLINA YAPTIĞI TANIKTIR
Gülşen ÜNÜVAR
Dinle aslı asil!
Selam ile başlayıp selamet ile sonlandıracağım bir mektup daha yazmak isterim sana. Hâlin hâl midir, canın can mıdır, gönlün tam mıdır sorarım? Sıhhatin esen midir, başın ferah mıdır, yurdun salah mıdır sorarım? Hanende yaşın, ocağında aşın, bacanda taşın var mıdır sorarım? Bilmek dilerim, bu diyarlardan o diyarlara köprü kurmak, büyüğüyle küçüğüyle, ihtiyarı genci ile hatır sormak isterim. Havadan sudan derler ya! İşte ben de tam olarak havalardan; gökten, yerden, güneşten, buluttan haberdar olmak isterim. Suların yüksekten alçağa mı, yokuştan yukarı mı, boz mu bulanık mı aktığını bilmek isterim. Budur benim merakım, budur emelim. Havadan sudan bahsetmeli ki havadan sudan öğrenmeli ömrün gidişatını insan. Akış dediğin her şeyde aynı değil mi evlat? Bak aya! Bak ağaca taşa! Bak gürül gürül akan suya!
Misal, bu sabah içimde hâsıl olan bir coşku uyandırdı beni sak uykumdan. Perdemi araladığımda ilk baktığım şey nedir bilir misin? Evet, bütün âlem gibi ben de yüzümü gökyüzüne kaldırırım. Etraf tan, etraf sessiz, etraf, huşu! İçimden dedim kalk be mübarek, kalk da şu akışa tanıklık et. Aslı asil olan şu doğuşa selam dur. Derken güneş başını kaldırdı, yüzünü açtı yine. Dünyanın her tarafı döndü akkuş rengine.* Böyle gösterişli başladı gün, kendi hızında aktı. Ne bir dakika erken ne de bir dakika geç, tam vaktinde battı. Bakan göze göre değişir mi bilmem ama bana göre aynı gösteriş ve azametle battı. Hayatta hiçbir şey sıradan değildir zaten evlat! Her nesnenin, her canlının, her olanın kendine göre bir gösterişi yok mudur sence de?
Güneş bıraktı zülfünü, parlak yüzünü kapadı.* Dağ taş yavaştan griye dönmeye başlayınca loşlaştı etraf. Değil mi ki ışığını kaybeden her şey gibi o şanlı gök bile kararmaya yüz tuttu, akışın heybetini getirip serdi aklımın orta yerine. Güneş çözmüş olmalı ki örgülü saçını. Sincap, samur rengi oldu dünyanın içi.* İzledim ve anladım evlat; canlı cansız her mahlukat bu akışın içinde, yok dışında kalıp da uzaktan uzağa bu geçişi izleyen.
Gün böyle başladı, böyle de bitiyor evlat. Elimde kalemim, önümde kâğıdım, aklımda binbir çeşit soru ile yazarım da yazarım. Bilirim ki soruyu sorarken bulurmuş kimi insan o çok aradığı cevapları. Sormak aramaktır evlat! Aramaksa merakla başlar. Emeklemek, yürümek ve koşmak gibi basamak basamak çıkılır arayış merdivenleri. Nerede başlar, nerede biter bu basamaklar bilinmez ama ardından gelenlerin her basamakta bıraktıklarınla karşılaşacağı bir gerçektir. Çer çöp ile toz toprak koyup geçtiysen fena ki ne fena! Susayan için su, göz ferahlığına çiçek, gönül ferahlığına dua, aç olana fide, tok olana gölge, çaresiz kalana umut, gönlü kırılana sabır verecek bir emare bırakabildiysen ne mutlu sana. Merdiveni çıkıp sona geldiğinde ne gördün, kiminle karşılaştın pek merak etmem. Benim için mühim olan, basamaklarda ne bıraktığın. Zira ayak izlerinle birlikte neyi nasıl bıraktığın, aslını asil kılar evlat. Bundandır sana aslı asil diye seslenişim. Kişinin aslına yaptığı tanıktır. Yaptığı neyse aslı da odur.* Bilirim ki aslını asil kılmak için yaptıklarına, ettiklerine, konuştuğuna, görüştüğüne ve dahi meraklarına ehemmiyet verirsin. Mümkün mertebe dikkat buyurursun arkanda bıraktığın izlerin anlam taşımasına.
Senin de şunu bilmeni isterim ki tüm bunlar benim için gurur vesilesidir evlat! Belki dünyanın öbür ucundayım belki de yanı başındayım. Belki asır belki de an var aramızda mesafe adına. Ama her hâlükarda göğsüm kabarır senden yana. Her daim takdirimi alır, takdire şayan o güzel gönlün.
Gelelim astarı aslını geçen ipekten minderlere. Bilir misin ki göz boyamanın en hünerli yollarından sadece biridir bu. Güllü dallı, ipekli şallı kumaşlar ile donatırlar aslı hiç olan minderlerin yüzünü. Gören hayran kalır, vurulur desenlerin rengârenk salınışına da kimi evini barkını kimi de bahçesini bağını süslesin diye sorgusuz sualsiz alıverir kolunun altına. Kâr beller bu alışverişi, aslına değil de astarına bakmasıdır onu bu yanılgıya iten. Yanılgı ki; ne zaman eskidi yıprandı astar, meydana çıktı toz toprak, çala çaput, çer çöp; topaklanır minder, asıl çıkar meydana. Duruşu dağılır, tavrı bozulur. Ne oturmaya yarar, ne uzanmaya. Nerede o ipekten parlak renkler, nerede şu önünde duran kandak kundak yığıntı! Geldik mi yine büyüklerin sözüne; Kimin aslı iyiyse tavrı sağlamdır. Kötünün aslına kendi tavrı tanıktır.*
Konu insan idi, döndü geldi mindere. Bir bak kâinata, bütünden parçaya, parçadan bütüne. Her şey nasıl da bir bütün, her şey nasıl da birbiri ile iç içe. Her şey dönüyor, her şey değişiyor, her şey akıyor evlat. Bugün minder olur astarı aslını geçen, yarın insan. Bugün güneş olur görkemli kızıllığı ile batıp aynı gösterişle doğan, yarın insan. Bugün insan olur basamakları adım adım atlayan, yarın mavi bir sarmaşıktır merdivenlere zarif izler bırakarak ağan. Şu âlemde ne olursan ol mutlaka iz bırakırsın. Merakı olan, izi sürer, iz üstüne iz ekler, kendisine uyan izlerin ardından gider ve akış böyle böyle devam eder.
Yatağından şaşmadan akıp giden coşkun sulara, iz bırakıp da yol aydınlatan insana ve sana evlat, sana selam, sana selamet…
*Kutadgu Bilig