KÂBE:
ÖZLEM VE
GÜVEN YURDU
Doç. Dr. Abdülkadir ERKUT
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı
وَاِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِلنَّاسِ وَاَمْناًۜ وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ اِبْرٰه۪يمَ مُصَلًّىۜ وَعَهِدْنَٓا اِلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْمٰع۪يلَ اَنْ طَهِّرَا بَيْتِيَ لِلطَّٓائِف۪ينَ وَالْعَاكِف۪ينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ
“O zaman biz Kâbe’yi insanların gidip gelip ziyaret edecekleri bir mekân ve bir güvenlik yeri yaptık. Siz de Makam-ı İbrahim’den kendinize namaz kılacak bir yer edinin. İbrahim ve İsmail’e de ‘Tavaf edecekler, ibadete kapanacaklar, rükû ve secde edecekler için evimi tertemiz tutun.’ diye talimat verdik.”
(Bakara, 2/125)
Hz. Peygamber (s.a.s.), hicretten sonra bir müddet namazlarını Mescid-i Aksa’ya yönelerek kılmıştı. Yahudiler onun bu uygulamasından memnun oldularsa da kıble Mescid-i Aksa’dan Kâbe’ye çevrildiğinde bundan rahatsız oldular. Allah’tan gelmiş olan bu hükmü kabul etmemekte direndiler. Oysa Kâbe’yi tazim etmek en başta onların sorumluluğu idi. Zira Kâbe, ataları İbrahim (a.s.) tarafından inşa edilmiş olup ondan kalan en büyük miras idi. Buna rağmen onlar Kâbe’nin kıymetini idrak edemediler. Onun Allah katındaki değeri, Kur’an’ın çeşitli ayetlerinde ifade edilmektedir. Bunlardan biri de mealen şöyledir: “O zaman biz Kâbe’yi insanların gidip gelip ziyaret edecekleri bir mekân ve bir güvenlik yeri yaptık. Siz de Makam-ı İbrahim’den kendinize namaz kılacak bir yer edinin. İbrahim ve İsmail’e de ‘Tavaf edecekler, ibadete kapanacaklar, rükû ve secde edecekler için evimi tertemiz tutun.’ diye talimat verdik.” (Bakara, 2/125)
Bu ayet-i kerime vasıtasıyla Kâbe’nin iki önemli özelliği zikredilmektedir. Birincisi, inananların “ziyaret edecekleri bir mekân” (mesâbeten) olmasıdır. Kâbe, müminlerin dünyanın dört bir yanından gelip ziyaret ettikleri, sonra dönüp tekrar geldikleri, tekrar tekrar ziyaret ettikleri bir mekândır. İnananlar, bu mübarek mekâna duydukları ünsiyetle oradan ayrılırken tekrar dönme temennisiyle ayrılırlar. Çünkü Kâbe, Hz. İbrahim’in; “Ey Rabb’imiz! …İnsanların gönüllerini onlara meylettir.” (İbrahim, 14/37) duasına mazhar olmuştur. Yüce Allah, Hz. İbrahim’in duasıyla Kâbe’yi insanların ziyaret için özlemini çektiği, her yıl gitse bile yine de gitmek için can attığı, her gidişinde sanki ilk kez gidiyormuş gibi şevk duyduğu bir yer kılmıştır. Oradan ayrılan mümin ona olan özlemini tam olarak gidermiş bir şekilde ayrılmaz. Bu yüzden Kâbe’yi ziyaret eden her bir topluluktan sonra başka bir topluluk gelir. Yeni gelenler onların yerine geçerek bu mekânı ziyaret ederler. Böylece her boşaldığında tekrar müminlerle dolup taşar Kâbe. Ayette geçen “mesâbeten” kelimesinin başka bir yorumu ise şöyledir: Kâbe, hac ve umre ibadeti vesilesiyle müminlerin büyük mükâfata mazhar oldukları bir yerdir. Yüce Allah, müminler için Kâbe’de pek çok dünyevi ve uhrevi faydalar var etmiştir. Müminlerin, dünyanın dört bir yanından bir araya gelmelerinin büyük faydaları vardır. Dinî açıdan ise Allah’a yaklaşmak ve kulluğunu izhar etmek için oraya yönelip hac-umre ibadetini eda edenler, Allah katında büyük sevaba nail olurlar.
Ayette zikredilen Kâbe’nin ikinci önemli özelliği ise “güvenli bir yer” (emn) oluşudur. Kâbe’nin güvenli oluşunu Ankebut suresinin 67. ayeti bize şöyle açıklamaktadır: “Görmezler mi ki çevrelerindeki insanlar durmadan yerinden koparılıp götürülürken biz (Mekke’yi) güvenli, dokunulmaz belde yapmışızdır!...” Zira Cahiliye Dönemi’nde insanlar, Mekke'nin çevresinde baskın yapıp birbirlerini katlederken Mekke güven içindeydi. Hatta kişi, Mekke’de babasının katili ile karşılaşır fakat ona saldırmazdı. Çünkü Allah Teâlâ, nefislere Kâbe’ye karşı bir hürmet duygusu vermiş ve orayı canlılar için güven merkezi kılmıştı. Ayette geçen “emn” kelimesi uhrevi manada da anlaşılmıştır. Çünkü kulun -büyük günahlarından tövbe etmek şartıyla- küçük günahlarının hac ibadeti vesilesiyle affedileceği belirtilmiştir (Buhari, Hac, 4; İbn Mace, Menasik, 5). Bu yüzden Kâbe’yi ziyaret eden kişi günahlarından kurtulur, ahiret azabından güven içinde olur.
Bakara suresinin 125. ayetinin sonraki bölümünde ise inananların Kâbe’ye karşı iki sorumluluğuna dikkat çekilmektedir. Bunlardan birincisi, “Siz de İbrahim’in makamından kendinize namaz kılacak bir yer edinin.” cümlesi ile ifade edilmiştir. Cümle, Allah Teâlâ tarafından Hz. Peygamber’in ümmetine Makam-ı İbrahim’i namaz kılınacak bir yer edinmeleri yönünde bir emirdir. Bu ifade, Hz. İbrahim (a.s.) kıssasının anlatımı sırasında verilen bir ara cümledir. Buna göre, ümmet-i Muhammed’e şöyle hitap edilmiş olmaktadır: “Biz orayı şereflendirdiğimizde ve insanlar için bir toplanma ve güven yeri olarak nitelediğimizde, siz de orada kendiniz için bir kıble edinin.” (Fahreddin Razi, Mefâtîhu’l-ğayb, 4/43) Bu emrin, Hz. İbrahim ve ona tabi olanlara veya İsrailoğullarına yönelik olduğu da ifade edilmiştir. Kâbe ile ilgili inananların ikinci sorumluğu, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in şahsında şöyle ifade edilmiştir: “İbrahim ve İsmail’e de ‘Tavaf edecekler için, ibadete kapanacaklar, rükû ve secde edecekler için evimi temiz tutun.’ diye talimat verdik.” Bu cümlede, Kâbe’nin kendisine yakışmayan her şeyden arındırılması emredilmektedir. Kâbe, ibadet mekânı olduğuna göre orası necasetten uzak olmalıdır. Maddi kirler gibi manevi kirler de bu emre dâhildir. Tevhidin merkezi olması hasebiyle Allah’a ortak koşulan varlıklardan ari; fitne, fesat ve düşmanlıktan, günahlardan, insanlık onuruna aykırı davranışlardan da uzak olmalıdır.
Sonuç olarak; İsrailoğulları İslam’ı reddedişleri ve Kâbe’nin kıymetini takdir etmekten uzak oluşları ile dikkati çekmektedir. Buna karşın Müslümanlar, İslam’ın ne denli büyük bir nimet ve Kâbe’nin ne kadar büyük bir ehemmiyete sahip olduğunun bilincindedirler. Bu bilinç ve iştiyakla ona yönelirler. Kâbe’ye eriştiklerinde onun saygınlığına uygun davranışları sergilerler. Oradan ayrılırken de özlem duygusu ile ayrılırlar. İslam’ın değerlerini özümsemiş ve Allah’a saygıyı hayatının merkezine koymuş bir şekilde yani takva bilinciyle oradan dönerler. Nitekim hac ahkâmını bildiren ayet de bu çağrı ile son bulmaktadır: “…(Ey müminler! Ahiret için) azık edinin. Bilin ki azığın en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahipleri! Benden (emirlerime muhalefetten) sakının.” (Bakara, 2/197)