İMAM GAZALİ’NİN MODERN İNSANA SUNDUĞU REÇETE

Dr. Mustafa KOÇAK

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

İmam Gazali, kelam ve fıkıh başta olmak üzere mantık, felsefe, ahlak ve tasavvuf alanlarında eserler kaleme almış çok yönlü bir İslam âlimidir. Onun, Nişabur Nizamiye Medresesinde İmamü’l-Harameyn el-Cüveynî’nin öğrencisi olduğu dönem, ilmî kişiliğinin teşekkülünde kritik bir aşamayı temsil eder. Zira bu sürecin ardından Bağdat Nizamiye Medresesinde müderris olarak görevlendirilmesi Gazali’nin ilmî otoritesini pekiştirmiş; görüşlerinin geniş bir çevrede etkili olmasına ve kendisinin “Hüccetü’l-İslam” ünvanıyla anılmasına zemin hazırlamıştır.

Gazali’nin hem İslam dünyasında hem de Batı düşüncesinde tanınmasını sağlayan pek çok eserini, hayatının yaklaşık dört yıl süren Bağdat’taki müderrislik döneminde kaleme aldığı bilinmektedir. Bu süreçte yazdığı son eserlerden biri olan el-İktisâd fi’l-iʿtikad (İtikadda Orta Yol), onun itikadi meselelerde benimsediği itidal odaklı yaklaşımı yansıtması bakımından özel bir öneme sahiptir. Gazali bu eserinde, akli ve naklî delilleri bir araya getirerek “orta yol” anlamında “iktisat”ı savunur; aşırılıktan ve bağnazlıktan arınmış bir itikadın ana çerçevesini sunar. Bu yönüyle de Gazali’nin, bireyin iç dünyasında ve toplum hayatında itidal ölçüsünü nasıl koruyacağına dönük el-İktisâd fi’l-iʿtikad’daki mesajları, yalnızca kendi dönemiyle sınırlı kalmayıp modern dünyanın veri kirliliği ve inanç krizleri karşısında günümüz insanının düşünce dünyasını da aydınlatmaya devam eden bir rehber niteliğindedir. Nitekim Gazali, anılan eserinin henüz mukaddime kısmında, modern insanın da maruz bırakıldığı dayatmalardan biri olan aklın ve dinin birbirini dışladıkları yönündeki tutarsız argümanları reddederken şu cümleleri kaleme alır:

“Sadece nakil ile geleni (haber) ve haberi taklit ile yetinerek düşünme ve araştırma yöntemlerini inkâr eden kimse doğru yolu nasıl bulur? Öncelikle bu kişi şeriatta, insanlığın Efendisinin (s.a.s.) sözünden başka dayanak olmadığını bilmez mi? Aklın kesin delilleri, peygamberin haber verdiği konularda, onun doğruluğunu bildirmektedir. O halde sadece akla tabi olup onunla yetinen, şeriatın nuru ile aydınlanmayan ve iyice düşünmeyen bir kişi doğru yola nasıl ulaşır? Kendisine âcizlik ve tutukluk ârız olan bir akla nasıl güvenilir? O, aklın adımlarının yetersiz, alanının ise dar ve sınırlı olduğunu bilmez mi? Heyhât, ne kadar da yanlış! Bu dağınıklığı akıl ile şeriatı uzlaştırarak toparlayamayan kimse, kesin olarak hüsrana uğrar ve yanlış yolların peşinde tökezler. Akıl, hastalıklardan ve afetlerden sâlim olan bir göze, Kur’ân ise ışığını etrafa yayan bir güneşe benzer. Bu nedenle hidayet yolunu talep ederek ahlakını düzelt. Bunlardan sadece birisi ile yetinen kimse, ahmaklar arasına katılmıştır. Kur’ân’ın ışığı ile yetinerek akıldan yüz çeviren kişi ise güneşin ışığına gözlerini kapatan kimse gibidir. Onunla âmâlar arasında bir fark yoktur. Aklın şeriat ile birlikte bulunması ise nur üstüne nurdur. Bunlardan özellikle birine şaşı gözle bakan ise kuyuya çürük ip sarkıtan kişidir.” (Gazâlî, el-İktisâd fi’l-iʿtikad, Neşir ve Çev. Osman Demir, Klasik, 2. Baskı, İstanbul:2014, s.15)

Taklit ve Tahkik Arasında İktisat

Gazali düşüncesinin ana ilkelerinden biri, aşırılıklardan sakınmaktır. Bu noktada o, “iktisat” kavramını öne çıkarır ve hayatın her alanında itidalli olmanın önemini vurgulayarak akıl ile din arasında hiçbir zıtlık bulunmadığını ifade eder. Gazali’nin el-İktisâd fi’l-iʿtikad adını verdiği eserinin öncelikli amacı da çeşitli fikir ve düşünce akımlarının ifrat ve tefrite varan yorumları arasında orta yolun nasıl bulunabileceğini ve neden tercih edilmesi gerektiğini açıklamaktır. Gazali’nin bu çağrısı; modern dünyada ideolojik ayrılıkların, ötekileştirici tutumların ve dinî duygulara dönük istismarın doruğa çıktığı bir dönemde çok daha anlamlı hâle gelmektedir.

İfrat ve Tefrit Arasında İtidal

Gazali, modern psikolojinin “bilişsel çarpıtmalar” olarak adlandırdığı duruma yüzyıllar öncesinden dikkat çeker. İnsanların “iyi” ve “kötü” hükümlerinin çoğunun akla değil vehimlere, alışkanlıklara ve çocukluktan gelen telkinlere dayandığını belirtir. Bu bağlamda o, kişinin “mutlak doğru” sandığı pek çok kabulünün aslında içinde büyüdüğü toplumun bir yansıması (taklit) olduğunu savunur. Bu nedenle de bireyin kendi dürtülerini kavraması, peşin hükümlerden sıyrılması ve hakikati delile dayanarak araması gerektiği üzerinde ısrarla durur. Ayrıca Gazali, sadece taklit üzerine hareket etmeyi basiret azlığı olarak nitelediği gibi aklı dinin önünde veya ondan tamamen bağımsız gören yaklaşımları da eleştirir. Zira ona göre orta yol, ne sadece akıl yürütmekle ne de düşünce ve araştırmayı tamamen dışarıda bırakmakla bulunabilir. Doğru yöntem, aklı ve dinin esaslarını ifrattan ve tefritten sakınarak uzlaştırmaktır.

Manevi Hastalıklar ve Doğru Tedavinin Önemi

Gazali, el-İktisâd fi’l-iʿtikad’da İslam’ın inanç esasları hakkında ortaya koyduğu delilleri, itikadi ve manevi hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar olarak niteler. Bu yaklaşım, inanca dair konuların sadece entelektüel bir tartışma değil aynı zamanda bir kalp ve ruh sağlığı meselesi olduğunu gösterir. Gazali, insanlara itikadi ve manevi sahada destek sunan kimselerin; yetenekli, sağlam görüşlü ve keskin zekâlı bir doktor gibi hareket etmeleri gerektiğini belirtir. Zira derdine derman arayan bir hastanın yanlış ilaçlar kullanmasını ancak tıp alanında yetişmiş doktorlar engelleyebilir. Anlam arayışı içinde olan bireyin maneviyata dair temelsiz ve sahte söylemlere, sapkın ideolojilere ve çeşitli istismar odaklarına yönelmesini ise inanç esaslarını sahih kaynaklara dayalı olarak sunan din eğitimi ve bu alanın uzmanları önleyebilir.

Gazali’nin burada verdiği mesaj oldukça açıktır; hastalıkların tedavisini doktorların gerçekleştirmesi gibi inanca dair çeşitli konuların da ehliyetli ellerde, doğru metotlarla incelenmesi ve çözüme kavuşturulması gerekir. Ayrıca o, doktorun maharetli olmaması durumunda, verdiği ilacın hastalığı iyileştirmek yerine daha da artırabileceği yönünde asla göz ardı edilmemesi gereken bir diğer uyarıda bulunur. Bu uyarı da modern dönemde yaşayan bireye, kimden ve hangi kaynaktan beslendiği konusunda son derece dikkatli ve seçici olması gerektiğini hatırlatır.

Tevhit İlkesi ve Yüce Allah’ın Yaratıcılığının Delili

Gazali, el-İktisâd fi’l-iʿtikad’da; “Âlem hâdistir (sonradan olmuştur), her hâdisin bir sebebi vardır, o halde âlemin de bir sebebi (yaratıcısı) vardır.” şeklindeki hudûs delilini merkeze alır. Bu delili, evrenin kendi kendine var olamayacağını, yokluğun varlığa tercih edilmesi için bir “müreccih”e (tercih ediciye) ihtiyaç duyacağını açıklamak için kullanır. Materyalizmin ve ateizmin iddiaları karşısında bugün de geçerliliğini koruyan bu argümandan hareketle Gazali; insanın evrene baktığında onu sadece bir cisim olarak değil aynı zamanda Yüce Allah’ın varlığının ve her an devam eden yaratıcılığının ayeti (delili) olarak görmesi gerektiğini ifade eder.

Peygamberliğin İmkânı ve Yol Göstericiliğinin Gerekliliği

Gazali, nübüvvetin (peygamberliğin) imkânını ve gerekliliğini; peygamberlerin getirdikleri haberlerin imkânsız görülemeyen, aksine doğruluğu aklen tasdik edilebilen hakikatler olduğunu belirterek açıklar. Ayrıca o, peygamberlerin doğruluğunu kanıtlayan mucizelerin önemine değinir ve nübüvvetin, insanı tehlikelerden haberdar eden bir başka uyarıcıdan daha az güvenilir görülemeyeceğini ifade eder. Bu noktada ise insana, kendi başına tüm doğruları bulamayacağı ve mucizelerle desteklenmiş ilahi bir rehberliğe kulak vermenin “aklın gereği” olduğu hatırlatılır.

Ahiret İnancı ve Ebedî Saadete Ulaşılması

Gazali, peygamberlerin ahiret hayatı hakkında getirdikleri haberlerin, insanı bu konuda araştırma yapmaya ve kendisini sakınmaya sevk ettiğini düşünür. Ayrıca o, ahiret inancını ebedî mutluluğun elde edilebilmesi için en önemli mesele olarak görür. Bu bağlamda Gazali, Yüce Allah’ın her şeyi ilk kez yaratmaya kadir olduğu gerçeğinin, ikinci bir yaratma için de geçerli olduğunu akli bir zorunluluk olarak ortaya koyar. Aklını kullanan bir kişinin gelip geçici bu dünya ile aldanmayıp ebedî ahiret hayatına hazırlıklı olması gerektiğini belirtir. Bu yönüyle de Gazali, modern insana “anlık tüketim” ve “dünyevileşme” hırsına karşı akıbetini unutmaması konusunda doğrudan bir uyarıda bulunur. 

Bireyin Zihin Sağlığı ve Toplum Hayatında Müsamahanın Önemi

Gazali, tartışma ve inatlaşmayı ilacı olmayan bir hastalık olarak görür. İtikadi alanın temel ilkeleri dışında kalan konularda tartışmanın, insan zihnini gereksiz yere yoracağını ve toplumu nazari tutarlılıktan uzlaştırarak ayrışmalara sürükleyeceğini düşünür. Bunun yerine ise o, kişinin zihnini berrak tutmasını, amelî açıdan samimiyetini korumasını ve ahlakını olgunlaştırmaya gayret etmesini önerir.

Gazali, dindar bir kişinin kin ve öfkeden uzak durarak Yüce Allah’ın yarattığı tüm varlıklara rahmet nazarıyla bakması gerektiğini vurgular. Böylece insanın enerjisini ve zamanını, hem kendisi hem de içinde yaşadığı toplum için daha faydalı bir şekilde kullanmış olacağını belirtir. Bu bağlamda o, toplumun hoş görmediği bazı tutum ve davranışlarda bulunan kişilere; kaba ve dışlayıcı olmak yerine müsamahayı esas alan dostça bir tavırla nasihat edilmesini tavsiye eder.

Gazali’nin Sunduğu Reçete

Gazali’nin el-İktisâd fi’l-iʿtikad’daki görüşleri, modern dönemde birey ve toplum hayatında karşı karşıya kalınan birçok sorunun çözümüne kapı aralar. Onun günümüz insanına verdiği en açık mesaj; cehaletten, taassuptan ve aşırı şüphecilikten arınarak her alanda akıl ile din arasındaki uzlaşının kurulmasıdır. Zira Hüccetü’l-İslam, bu uzlaşıyı sadece dinî bir vecibe olarak değil aynı zamanda insanın varoluşa dair arayışlarına cevap veren rasyonel ve manevi bir reçete olarak sunar. Bu bağlamda öne çıkardığı ilk ve en önemli husus, nebevi çağrının zaman ve mekânı aşkın yol göstericiliğidir. Çünkü Gazali; azığı ilim, yoldaşı ise hikmet olan marifet yolunun ancak nübüvvet kandilinin aydınlatıcılığı sayesinde yürünebileceğini ve insanın bu sayede ebedî saadete ulaşabileceğini düşünür.