İSLAM’DA

TEMİZLİK KÜLTÜRÜ VE ÇEVRE BİLİNCİ


Dr. Kâmil YAŞAROĞLU


Temizlik ve çevre ilişkisi insan sağlığı, ekosistem dengesi ve hayat kalitesiyle doğrudan bağlantılıdır. Kirli bir çevre hastalığa, strese ve biyolojik çeşitlilik kaybına neden olurken temiz bir çevre ekosistemi destekler. Temiz bir çevre, sadece estetik açıdan değil aynı zamanda fiziksel ve zihinsel sağlık açısından da gereklidir. Sağlıklı bir hayat sürdürmek ve hastalıkları önlemek için yapılan temizlik uygulamaları genel olarak “hijyen” kavramıyla ifade edilir. Hijyen çeşitleri arasında kişisel hijyen, ev hijyeni, çevre hijyeni, gıda hijyeni ve sağlık hijyeni sayılabilir. Kişisel hijyen; bireylerin beden temizliğine yönelik el yıkama, duş alma, diş fırçalama, tırnak kesme ve saç bakımı vb. uygulamalarıdır. Ev hijyeni, yaşanılan alanın temiz ve düzenli tutulmasıdır. Gıda hijyeni; gıdaların güvenli bir şekilde hazırlanması, saklanması ve tüketilmesi sürecini kapsar. Çevre hijyeni ise yaşanılan genel ortamın temizliğini ifade eder. Çöp yönetimi, su kaynaklarının korunması ve kamusal alanların temizliği bu alanın kapsamına girer. Sağlık (hastane) hijyeni ise sağlık kuruluşlarında enfeksiyonların önlenmesi için yapılan sterilizasyon ve hijyen uygulamalarını içerir.

Hem Kur’an-ı Kerim’de hem de Hz. Peygamber’in hadislerinde temizliğin önemine dair çeşitli emir ve tavsiyeler yer almaktadır. Bakara suresinin 222. ayetinde, “Şüphesiz Allah tevbe edenleri ve temizlenenleri sever.” buyrulmuş; Peygamber Efendimiz de temizliğin imanın yarısı olduğunu beyan etmiştir (Müslim, Tahare,1). Bu ifade, temizliğin sadece dış görünüşle ilgili bir konu olmadığını, imanla doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. İlk indirilen surelerin birinde (Müddessir 74/4-5), “Elbiseni temiz tut, günahlardan uzak dur!” buyrulması Kur’an’ın maddi ve manevi temizliğe verdiği önemi gösterir.

Peygamberimiz, Mekke’den Medine’ye hicret ettiğinde ilk iş olarak Kuba Mescidi’ni inşa etmiştir. Mescidin inşasında Peygamberimize yardımcı olanları ve bu mescidin seçkin cemaati, temizliğe gösterdikleri özen sebebiyle Kur’an-ı Kerim’de övülmekte ve şöyle buyrulmaktadır: “(Ey Muhammed!) İlk günden takva üzerine kurulan mescid içinde namaz kılman elbette daha doğrudur. Onda temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da çok temizlenenleri sever.” (Tevbe, 9/108)

Temizlik, ibadetlerin geçerli olması için şart olduğu gibi günlük hayatın da ayrılmaz bir parçası kabul edilir. İslam bilginleri temizliği; maddi temizlik (beden, elbise ve çevre temizliği), hükmi temizlik (abdest ve gusül) ve manevi temizlik (günahlardan, haset, kibir vb. kötü huy ve hastalıklardan arınmak) şeklinde üçe ayırmışlardır.

İnsanların arasına temiz ve bakımlı bir şekilde çıkmak, kişinin hem kendisiyle hem de çevresiyle barışık olmasının, kendine ve sosyal çevresine karşı saygı duymasının bir gereğidir. Her konuda olduğu gibi temizlik konusunda da örnek alacağımız tek rehber olan Peygamberimiz herkesin dikkatini çekecek şekilde temizliğe, kılık ve kıyafet düzgünlüğüne özen gösterirdi. Temizliğe riayet etmeyenleri ve çevresini kirletenleri gördüğünde bundan rahatsız olur ve onları uyarırdı. Bir defasında Peygamberimiz, saçları birbirine karışmış bir adam gördü ve “Bu adam saçlarını düzene sokacak bir şey bulamıyor mu?” buyurdu. Elbisesi kirli biriyle karşılaştığında da; “Bu kişi elbisesini yıkayacak su bulamaz mı?” buyurdu (Ebu Davud, Libas, 17). Resul-i Ekrem (s.a.s.), ayrıntılarına varıncaya kadar kişisel temizliğin nasıl yapılacağını ashabına özenle öğretmiş, bakımlı bir bedene sahip olmaları için günlük, haftalık ve daha geniş aralıklı birtakım temizlik işlemlerini yapmalarını öğütlemiştir. Peygamberimizin ashabını soğan veya sarımsak yedikten sonra camiye yaklaşmamaları yönünde uyarması, toplu hâlde ibadetin zorunlu olduğu cuma günü yıkanıp güzel kokular sürünmeyi, ağız bakımını yapmayı kesin bir dille istemiş olması da konunun haklarla ilgili yönü açısından önem arz etmektedir.

Müslüman birey bedenini ve giysilerini temiz tuttuğu gibi ev ve iş yerini, mabet, hastane ve okul gibi ortak kullanılan yerleri de temiz tutar. Yüce Allah mabetlerin temizlenmesi ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “İbrahim ve İsmail’e şöyle emretmiştik: Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rükû ve secde edenler için evimi (Kabe’yi) tertemiz tutun.” (Bakara, 2/125)

Bir Müslüman’ın yaşadığı sokağı, mahalleyi ve şehri temiz tutması dinî mesuliyetin gereğidir. Ortak kullanım alanlarının ve çevrenin temizliği konusunda duyarlı olan Hz. Peygamber yolların, insanların oturduğu ve gezip dolaştığı yerlerin temiz tutulmasını isterdi. Bir hadisinde, “Allah güzeldir, güzeli sever; temizdir, temizi sever.” dedikten sonra çevrenin temiz tutulmasını emretmiştir (Tirmizi, Edeb, 41). Peygamber Efendimiz, yoldan eziyet verici bir şeyi kaldırmayı da sadaka olarak nitelendirmiştir. Bu anlayış, çevreyi kirletmemenin ötesinde çevreyi aktif olarak koruma ve iyileştirme sorumluluğunu da beraberinde getirir.

Osmanlı medeniyetinde temizlik, hem İslam inancının hem de toplumsal nezaketin bir gereği olarak hayatın her alanına yayılmış ve çevre sağlığı açısından dikkate değer bir işlev icra etmiştir. Temizliğin sembolü olan hamamlar, Osmanlıda sosyal hayatın merkezindeydi. Her mahallede bulunan hamamların yanı sıra evlerde küçük yıkanma bölümleri de bulunurdu. Temiz suya erişim "hayır sanatı" olarak görülürdü. Şehrin dört bir yanına yayılan çeşmeler, sebiller ve şadırvanlar halkın sürekli temiz suyla temas hâlinde olmasını sağlardı.

Günümüzde Müslümanlara düşen görev, İslam’ın temizlikle ilgili emir ve tavsiyelerini sadece teorik olarak bilmek değil günlük hayatlarında uygulamaktır. Çöpleri gelişigüzel atmamak, özellikle toplu hâlde bulunulan ortamlarda temizliğe dikkat ederek başkalarını rahatsız edecek tutum ve davranışlardan kaçınmak, çevreyi bir emanet olarak korumaya yönelik bilinçli davranmak bu sorumluluğun bir parçasıdır.