BİR AYET OLARAK

SU


Musa ARSLAN

İstanbul Ümraniye Davut Dede Camii İmam Hatibi


Şimdi sen ‘su’ olduğunu düşün. Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar çok, tükenmez… İnanıyorum ki gerçekten de öylesin. Ama ister çeşmelerden dökül ister göklerden yağ ister nehirler dolusu ak; dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın. Yani seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın… Unutma; daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin. Gürültünün parçası olursun sadece!”

(Mevlana Celaleddin-i Rumi)

Rabb’imizin bizlere bahşettiği en kıymetli nimetlerden biridir su. Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle, “Canlı olan her varlık sudan yaratılmıştır.” (Enbiya, 21/30) ve tüm canlılar suya bağımlı bir ömür sürmektedir. Su, hayatımızın kaynağı, toprağımızın bereketi, bedenimize sıhhat ve temizlik, çevremize rahmet ve güzelliktir. Su, son yıllarda hoyratça kullanmanın sonucu iklim değişikliği, su kıtlığı, su savaşları, su politikaları vs. ile tüm canlıları ilgilendiren ana gündemimizi teşkil ediyor. Su, ayetlere ve hadislere de konu olmuştur. Su bir mucizedir; yağdığında adı rahmettir eşsiz bir temizlik aracı, Hacer validemizin İsmail’ini yaşatmak için aradığı ve çabasının karşılığında Yüce Rabb’in ikramıdır kıyamete kadar. Berraklığı, temizliği, sadeliği ve saflığı simgeler su. İçerek bedenimizi suladığımız gibi düşünerek beynimize de su içirelim. İçtiğimiz suya bir de Yaradan’ın ayeti olarak bakalım: “Görmediler mi ki biz yağmuru kupkuru yere gönderip onunla hayvanlarının ve kendilerinin yiyeceği ekinler çıkarırız. Hâlâ görmeyecekler mi?” (Secde, 32/27)

“De ki: Söyleyin bakalım, suyunuz çekiliverse size kim temiz bir akar su getirir?” (Mülk, 67/30)

“İçtiğiniz suya ne dersiniz? Onu buluttan siz mi indirdiniz yoksa biz mi?” (Vakıa, 56/68) ayetleri ile Rabb’imiz bizi, suyu tefekküre davet etmektedir.

Su, ahirette karşılığını alacağımız bir sevap kapısıdır. Sa’d b. Ubade’nin (r.a.), “Hangi sadaka daha hayırlı ve değerlidir?” sorusuna Resulullah’ın (s.a.s.), “İnsan ve hayvanların su ihtiyaçlarına cevap vermendir.” (Nesai, Vesaya, 9; İbn Mace, Edeb, 8) buyurması gibi mümin kişiye öldükten sonra da sevap kazandırmaya devam edecek işlerin sayıldığı bir rivayette, “kanal açarak su getirmesi”nin (İbn Mace, Mukaddime, 20) bulunması buna örnektir.

Su, psikolojik rahatsızlıklarımızda bir tedavi yöntemidir. Suyun ferahlatıcı ve teskin edici özelliği, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) hadisinde bir tedavi yöntemi olarak bizlere sunulmuştur: “Muhakkak ki öfke şeytandan, şeytan da ateşten yaratıldı. Muhakkak ateş su ile söndürülür. Biriniz öfkelendiğinde abdest alsın.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 226) Su, tazim ve hürmet edilmesi gereken bir değerdir. “Sizden biri durgun suya abdestini bozmasın ve böyle bir suda gusletmesin.” (Müslim, Taharet, 94), “Deve gibi bir nefeste içmeyin. İki, üç nefeste için. Bir şey içeceğiniz zaman besmele çekin; içtikten sonra da elhamdülillah deyin.” (Tirmizi, Eşribe, 13) buyuran Peygamberimiz (s.a.s.) yine, abdest alan sahabisini gördüğünde ona israf etmemesini söylemiş, abdestte de israf olur mu diye sorması üzerine, akan nehirde abdest alsan bile israf olur buyurmuştur (İbn Mace, Taharet, 48).

İnsanı ve tüm canlıları sudan yaratan, cenneti ve cennetliklerin içeceğini bile suyla tasvir eden Yüce Allah, ikazlarına itibar ederek hayat yaşayanlar için suyun rahmet olduğunu, bunun zıddı bir anlayışa ve yaşama sahip olanlar için ise suyun azap ve gazap sebebi olduğunu ilan etmiştir. Bu sebeple su; Nuh (a.s.), İbrahim (a.s.), Musa (a.s.) için rahmet olurken Nuh’un kavmi için, Nemrut ve Firavun için azap ve gazap olmuştur. Talut’un ordusu için imanın testine sebep kılınan su, Salih peygamberin kavmi ve devesi için bir hak ilişkisi, hukuk bilinci olmuştur. Eyyüp’ün (a.s.) hayatında ise su sağlığın sebebi görünmüş, hastalığın ilacı olmuştur. İsmail (a.s.) ile zemzem hâlâ şifa kaynağıdır. Tarih boyunca medeniyetler su kaynaklarına yakın yerlerde kurulmuş, su kaynaklarının tükendiği yerlerden de hep göç etmişlerdir. Dolayısıyla toplumların varlıklarını sürdürebilmeleri ve refah içerisinde yaşayabilmeleri için suyun çok önemli olduğu anlaşılmaktadır.

Hz. Mevlana, meşhur yedi öğüdünde cömertliği ifade ederken “Cömertlikte akarsu gibi ol.” der ve ardından çabalarımızı, arayışlarımızı ifade ederken “Sadece susamış dudak su aramaz, su da dudağı arar.” diye hatırlatır. Yazımızı, yine Mevlana’nın dilinden suyun ibretli yolculuğu ile bitirelim... Hz. Mevlana, suyun macerasından ibret almamız için mecazi bir üslup ile şöyle der: “Su; yeryüzü muhtaçlarını ve yetimlerini besler, susuzluktan kuruyup kalmış olanlara hayat bahşeder. Lakin arılığı, duruluğu kalmayınca su da bizim gibi yeryüzünde kirlendiği için huzursuz olur, şaşırıp kalır. İçten içe feryada başlar; ‘Ya Rabbi!’ der, ‘Sen bana ne verdinse onların hepsini dağıttım, hepsini verdim. Şimdi ise ben yoksul kaldım. Sermayemi, elimde bulunan her şeyi temize de döktüm, kirliye de… Ey sermaye veren Allah, bana daha da fazlasını ihsan et.’ Bu feryatlar ve yalvarışlar üzerine Cenab-ı Hak güneşe der ki; ‘Çabuk onu hararetinle göklere yükselt!’ Rüzgâra da; ‘Onu hırpalamadan hoş bir yere götür!’ diye ferman buyurur. Onu çeşit çeşit yollara sürer. Onu göklerde temizledikten sonra bazen yağmur, bazen kar, bazen de dolu hâlinde yeryüzüne yağdırır. Sonunda onu, kıyısı olmayan sınırsız bir denize ulaştırır.”

Suyun macerasındaki hikmete dikkat çeken Mevlana, insana âdeta şu telkinde bulunur: “Suların semada temizlendiği gibi sen de Cenab-ı Hakk’a yaklaşarak kendini bütün nefsani kirlerinden arındır. Böylece sen de yağmur gibi ol; bereket ve rahmet saç!..” Su, durdukça pislenir; aktıkça temizlenir. Su gibi akan ve arınanlardan olmak gerekir, vesselam…