Prof. Dr. Ali Ayten
İLE SÖYLEŞİ
Söyleşi: Mahir KILINÇ
Psikolojinin alt dalı olan din psikolojisi neyi inceler ve diğer alt disiplinlerden hangi yönleriyle ayrışır? Ülkemizde ve dünyada bu alanın gelişimi için hangi başlıklara daha fazla yoğunlaşılması gerektiğini düşünürsünüz?
Din psikolojisi, bireyin din ve maneviyatla kurmuş olduğu her türlü ilişkiyi konu edinir. Dinin ve maneviyatın bireyin düşünce, duygu ve davranışları üzerindeki tesirlerini inceler. Bireyin dine inanıp hayatının farklı alanlarında yaşaması, din ve maneviyat alanıyla ilgili şüphe ve tereddütler yaşaması, mesafeli davranması ve inkâr etmesi gibi din ve maneviyat alanlarıyla kuracağı her türlü ilişki biçimini çalışma alanına dâhil eder. Psikolojinin alt dalı olduğu için psikoloji biliminin araştırma ve analiz metotlarını kullanır. Çalışma konuları genellikle psikolojinin farklı alt alanlarının kesiştiği alanları içerir. Örneğin dindarlık ve ruh sağlığı konularında klinik psikoloji ve sağlık psikolojisi alanıyla benzer zemini paylaşırken iş yeri maneviyatı, trafik davranışlarında dinin etkisi ya da bireyin dinî davranışlarında grup etkisi gibi konularda sosyal psikoloji, örgütsel psikoloji ve trafik psikolojisi gibi alt alanlarla benzer ilgi alanları taşır. Din psikolojisi alanının sağlıklı gelişiminde iki husus önem taşır: Birincisi yöntemsel yeterliliklerdir. Bu alanla ilgilenen araştırmacıların psikoloji biliminin temel metotlarını bilmesi ve etkin bir şekilde çalışmalarında uygulaması gereklidir. İkinci olarak din psikolojisi alanında çalışma yapacakların hem teolojik alanı iyi bilmesi hem de bireyin psikolojik yapısını iyi çözümleyecek teorik temellere, empirik bulgulara ve klinik deneyimlere hâkim olması lüzumludur.
Modern toplumda kimlik inşası sürecinde dinin rolü zayıflıyor mu yoksa biçim mi değiştiriyor? Çocukluk döneminde kazanılan dinî değerlerin yetişkinlikteki inanç ve davranışlara etkisi ne ölçüde belirleyicidir? Bu süreçte aile ve çevre faktörlerinin etkisi hakkında neler söylersiniz?
Kimlik; bireyi kendisi yapan, onu başkalarından ayıran, hayata bakış açısını tanımlayan, yaşamı anlamlandıran temel özelliklerin bütünüdür. Birey; kimliğini meslek, ideolojik dünya görüşü ve dinî eğilimleri çerçevesinde inşa edip açığa çıkarabilir. Bu nedenle din, bireyin kendini tanımlama ve benlik algılamasında önemli bir yer tutar. Birey, kimliğini inşa ederken dinî değer ve ilkeleri ya benimseme ve onlardan uzak durma veya inkâr etme şeklinde bir tutum içerisinde olur. Birey, ailesi ve çevresi tarafından hazırlanan bir kimlik kazanım ortamına doğar. Daha doğmadan ve kendinin farkında değilken ismi hazırlanmış, dinî ve kültürel ritüellerle kimlik inşası yapılmıştır. Bu kimlik kazanım ve aktarım süreci çocukluk döneminde de devam eder. Birey ergenlik döneminde, o güne kadarki kimliğe dair kazanımlarını kendine mal etme süreci yaşar. Böylelikle kimlik kazanım süreci ya istikrar kazanır ya da birey kimlik bocalaması yaşamaya devam eder. Bireyin kimlik kazanımı sürecinde ailenin ve yakın çevrenin büyük önemi vardır. Bu aktarım öncelikli olarak ve büyük oranda aile ortamında gerçekleşir. Çocuk ailenin din adına yaşadığı her şeyi gözlemler, kaydeder, süreç içerisinde içselleştirir ve kendine uygun olarak kimlik kazanımını sürdürür. Her aile kendi dünya görüşü çerçevesinde çocuğuna kimlik aşılaması yapar. Örneğin ramazan orucunu ve ramazan ayı boyunca yapılan etkinlikleri düşünelim. Tüm bunlar bireyin dinî kimliği kazanımını etkiler. Çocuk yaştan itibaren belli süreyle tutulan tekne orucu bunun en güzel örneğidir. Zira bu tekne kelimesi, Arapçadaki kimlik kazandırma ve künye verme gibi anlamlara gelen tekniye kelimesinden gelmektedir. Orucun yanı sıra teravih, sahur programları, ramazan eğlenceleri, bayramlar, bayram yemekleri ve harçlıklar gibi dinî ve kültürel sembolik unsurlar bireyin dinî kimlik kazanımı sürecinde değer taşır. Dinî hayatın pek çok unsuru sosyalleşme ve kültürlenme sürecinde benzer örüntülerle kimlik kazanımında etkin rol oynar.
Din psikolojisi perspektifinden bakıldığında samimi dindarlık ile sosyal/alışkanlık temelli dindarlık arasında nasıl bir fark görürsünüz? Buna bağlı olarak ahlak ile dindarlık arasındaki ilişkide bireylerin ahlaki davranışları ile inanç düzeyleri arasında doğrudan bir bağ kurabilir miyiz?
Psikologlar, bireyin dini yaşama biçimini “içselleştirilmiş dindarlık” ve “dışsal dindarlık” olarak ikiye ayırırlar. Birincisi, bireyin dinî değerleri ve ilkeleri yaşamayı temel gaye edinip hayatının bütününü dinî ilkelere göre düzenlemeye gayret ettiği içsel samimi dindarlıktır. İkincisi ise dini başka emel ve arzulara ulaşma için araç olarak kullanmayı içeren dışsal gösterişçi dinî yönelimdir. Bu iki dinî yönelimin bireyin ferdî ve toplumsal hayatına, ahlaki gelişimine ve ruh sağlığına farklı etkileri olur. Araştırmalar genel olarak içselleştirilmiş dindarlığın bireyin kişisel bütünlüğünü desteklediğini, psikolojik uyumunu artırdığını ve ruh sağlığını beslediğini göstermiştir. Buna karşılık dışsal dindarlık eğilimi ise bu uyumu negatif etkilemektedir. Ahlaki gelişim, bireyin inanç gelişimiyle sıkı bir ilişki içerisindedir. Ancak ahlaki gelişimin psikososyal gelişim, duygusal gelişim, bilişsel gelişim ve kişilik gelişimiyle de yakın bir ilişkisi vardır. O nedenle, bireyin sağlıklı bir inanç gelişiminin olması ahlaki gelişimini olumlu etkiler. Ancak bireyin kişiliği, yetiştiği değer ortamı, özerk ve evrensel bir ahlak gelişimini destekleyen ebeveyn tutumlarının varlığı, empati becerisinin kazanılması, bilişsel gelişimin yeterli olması, erdemli davranış örneklerini içeren rol modellere maruz kalması gibi hususlar onun ahlaki gelişimini belirleyebilir.
Kriz ve travma dönemlerinde bireyin dine yönelimi kalıcı bir dönüş mü yoksa geçici bir sığınak hâlinde mi gerçekleşmektedir? Günümüz dindarlığı açısından değerlendirecek olursak; kendi dindarlığı modern bireyin kaygılarını ve depresyon hallerini bertaraf etmesine ne kadar yardımcı olmaktadır? Eğer kalkan görevi üstlenemiyorsa eksiklikleri gidermesi noktasında nelere dikkat etmesi gerekir?
İnsanoğlu anlam arayan ve yapıp etmelerine/yaşadıklarına anlam atfeden bir varlıktır. Bu anlamlandırma süreci istenmeyen ve beklenmedik durumların yaşandığı zamanlarda artış gösterebilir. Bu tür durumlarda, hayata bakışında dinî ve manevi unsurlar bulunanlar bu ilkeler çerçevesinde anlam oluşturma süreci yaşarlar. Yine bu tür durumlarda kimi zaman da bireyler dine yönelip hidayet sürecine girebilirler. Bu dine yöneliş bazen geçici bazen de kalıcı olur. Çünkü gündelik hayatta bireyin yaşadığı her olayın maneviyat dünyasında bir yansıması olur. Tam da bu nedenle “Allah iman ile çene kapamayı nasip etsin!” duası oldukça anlamlıdır.
Bireyin dinî ve manevi kaynakları ruh sağlığının korunmasında önemli katkılara sahiptir. Ancak klinik anlamda kaygı ve depresyon gibi rahatsızlıkların pek çok nedeni vardır. Her ne kadar dinî ve manevi unsurlar belli oranda bunlarla mücadelede koruyucu olsa da dindar insanlar da kaygı bozukluğu yaşayabilir, pekâlâ depresyona girebilir. Çünkü psikolojik sağlığın pek çok bileşeni vardır. Din ve maneviyat bu bileşenlerden sadece birini oluşturur. Kişinin, psikolojik hastalıkların biyolojik tarafını ihmal etmeksizin emanet bilinciyle ruh sağlığına da gereken önemi göstermesi, gerektiğinde profesyonel destek alması hem bireysel hem de dinî bir sorumluluktur.
Dijitalleşmenin ve özelde sosyal medyanın gündelik hayatı kuşattığı bir çağdayız ve bunların dinle kurulan ilişkide kişiye olan etkisi herkesçe malum. Bu ilişkide ne tür dönüşümler gözlemliyorsunuz? Bu yeni iletişim ve etkileşim ortamları dindarlığın görünürlük biçimini ve içsel derinliğini nasıl etkilemektedir?
Dijital bir ortama doğmuş olmalarından dolayı günümüz gençliğine “internet nesli” ve “dijital yerliler” gibi isimler verilmektedir. Bu ortamda çocukların ve gençlerin etkilendikleri kaynaklar gerçek dünyadan ziyade sanal âlem ağırlıklıdır. Gençler, zamanın her devrinde yetişkin hayatına yani gerçekliğe biraz ilgisiz olmuşlardır ancak günümüzde dijitalleşmenin etkisiyle bu ilgisizlik daha da artmıştır. Modern zamanda kent kültüründe meselenin daha ciddi bir problem olarak tezahürü de bundandır. Ancak dinin anlaşılması ve yaşanması için sanal âlemde yeterli oranda ve hızda çocukların ve gençlerin ilgi alanına girebilecek içerikler üretilirse görünüşte olumsuz seyreden tablo değişebilir. Dinî içeriğin ve aktarım tarzının değişimi süreci olumlu destekleyebilir. Aynı zamanda dijitalleşmenin günümüz gençliğinin bilgi alışveriş, iletişim gibi alanlardaki davranış kalıplarını değiştirdiği gibi dinî anlayış ve yaşayış biçimlerini de değiştirdiği unutulmamalıdır.
Günümüzde sıkça konuşulan anlam arayışı ile din arasında nasıl bir ilişki vardır? Hız, tüketim ve bireyselleşmenin öne çıktığı bu çağda insanın varoluşsal boşluk, amaçsızlık ve yön kaybı gibi deneyimleri karşısında din hangi imkânları sunar? Özellikle gençlere, sonrasında da yetişkinlere hayatın anlamı ve gerçek mutluluk hakkında neler söylersiniz?
İnsan, anlam arayan ve anlam üreten bir varlık. Yapıp etmelerine anlam yüklemek, amaç ve değer çerçevesinde yaşadıklarını anlamlandırarak zenginleştirmek, hayatını daha yaşanılabilir kılmak insanın temel özelliği. Din, özellikle bireyin hayatındaki genel anlamın inşasında ve buna bağlı üretilen gündelik durumsal anlamlandırma sürecinde etkili olur. Din, hayatın genel gayesiyle ilgili olarak inanan için geçerli olacak ilkeler ortaya koyar. Hayatı yaşamanın genel gayesi inanan için daha nettir. Bu da bireyin anlamlandırma sürecini kolaylaştırır. Mesela inanan bir Müslüman için hayatın gayesi Allah rızasıdır. Bu rızanın kazanılmasına hizmet eden her eylem anlamlıdır. İnsan gündelik hayatın akışını bozacak, hayatın anlamının sorgulanmasına sebep olacak istenmeyen ve beklenmedik olaylar yaşadığında bu genel anlam örüntüsüne bağlı kalarak hayat yolculuğuna devam eder. Günümüzde geçmişteki ebeveyn genç ilişkisinden farklı olan unsur dijitalleşmiş bir çağda yaşıyor olmamızdır. Bu dönemde gençlerin yönlendirilmesi ve kültürel aktarımın devamlılığı oldukça zorlaşmaktadır. Çünkü gençlerin etkilendikleri alanlar fazlalaşmakta, dijital etkilenme çabukluğu ebeveynin ve yakın çevrenin etki hızından ve yoğunluğundan daha fazla olmaktadır. Bu şartlar altında gençleri yönlendirmek giderek daha zor olsa da her devrin ruhunun getirdiği zorluklar kadar imkânların da olduğu unutulmamalı, gençlerin daha sağlıklı yönlendirilmesi ve onlara daha güzel örneklikler ve rol modeller oluşturulması için sürekli bir gayretin olması gerekir. Samimi bir şekilde ortaya konan çaba, gayret ve ilgi hiçbir zaman karşılıksız kalmayacak, mutlaka olumlu sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Bu süreçte özellikle endişeli muhafazakâr ebeveynlerin sabırlı olması ve gayreti elden bırakmaması gerekir.
Öz Geçmiş
Prof. Dr. Ali Ayten, 1979’da Konya’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Derbent’te tamamladı. 2002’de Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun olup 2003’te Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde din psikolojisi alanında araştırma görevlisi olarak göreve başladı. 2004’te “Kendini Gerçekleştirme ve Dindarlık İlişkisi” başlıklı çalışmasıyla yüksek lisansını, 2009’da ise “Prososyal Davranışlarda Dindarlık ve Empatinin Rolü” başlığıyla doktorasını tamamladı. 2008-2009 öğretim yılında Irbid (Ürdün) Yermûk Üniversitesinde bulundu. 2010-2011 öğretim yılında Londra Üniversitesinde araştırmacı olarak bulundu. “Londra’da Yaşayan Müslümanlarda Dindarlık Kimlik İlişkisi” başlıklı bir çalışma gerçekleştirdi. 2012 yılında dinin başa çıkma süreçlerindeki rolüne odaklanan eseriyle doçent oldu. 2017 yılında pozitif psikoloji yaklaşımını anlatan “Erdeme Dönüş” çalışmasıyla profesör oldu. Hâlen M. Ü. İlahiyat Fakültesi Din Psikolojisi bölümünde öğretim üyesi olarak çalışan Ayten’in bazı eserleri şunlardır: Psikoloji ve Din, Din Psikolojisi, Empati ve Din, Tanrı’ya Sığınmak, Erdeme Dönüş, Popüler Dindarlık, Mutluluğun Peşinde, Sufi Psikolojisine Giriş, Din ve Sağlık, Ah Bu Gençler, Doğa Bize Emanet.