İSLAM’IN
GÜR NİDÂSI
Dr. Ahmet OĞUZ
Cidde Başkonsolosluğu Din Hizmetleri Ataşesi
الْمُؤَذِّنُونَ أَطْوَلُ النَّاسِ أَعْنَاقًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ
“Müezzinler, kıyamet gününde insanların boyunları en uzun (en seçkin ve şerefli) olanlarıdır.”
(Müslim, Salat, 14)
Sözlükte “bildirmek ve ilan etmek” manasına gelen ezan, ıstılahta namaz vaktinin girdiğini nasla belirlenen özel sözlerle duyurmayı ifade eder (Cürcani, et-Ta‘rîfât, “Ezan” md.). Aynı kökten türeyen müezzin ise ezan okuyan kimseyi karşılamaktadır. Kur’an-ı Kerim’de bir yerde bildiri manasında (Tevbe, 9/3) kullanılan ezan kelimesine, terim anlamıyla nida (çağrı) köküyle iki ayette (Maide, 5/58; Cuma, 62/9) işaret edilmiştir.
Namaz, Mekke döneminde farz kılınmış olmasına rağmen (Buhari, Salat, 1; Müslim, İman, 263) o günkü zorlu şartlar ve baskılar sebebiyle namaz vakitlerini topluca bildirecek bir usul henüz teşri kılınmamıştı. Mekke’de müminler kendi imkânlarıyla vakitleri takip ediyor, cemaatle namaz ise kısıtlı imkânlar dâhilinde eda ediliyordu. Hicretle beraber Medine’de İslam toplumunun teşekkül etmesi, namazın bir cemaat disiplini içerisinde kılınmasını ve vakitlerin merkezî bir duyuru ile ilan edilmesini gerekli kılmıştır. Bu dönemde Müslümanlar, başlangıçta namaz vakitlerini gözetmek için bir araya toplanır, sokaklarda “es-salah es-salah” (haydi namaza!) nidasıyla çağrıda bulunurlardı. Ancak bu yöntemin yetersiz kalması üzerine nâkûs (çana benzer bir alet) çalınması, boru öttürülmesi veya ateş yakılması gibi teklifler sunulmuştur. Bu yöntemlerin diğer inanç gruplarının geleneklerini çağrıştırması sebebiyle Allah Resulü (s.a.s.) tarafından reddedilmesi (Buhari, Ezan, 1; Müslim, Salat, 1), İslam’ın kendine özgü kimlik inşasının bir tezahürüdür. Bu arayış süreci, hicri 1. yılda Abdullah b. Zeyd’in (r.a.) rüyasında ezan lafızlarını öğrenmesi ve Hz. Ömer’in (r.a.) benzer rüyasıyla teyit edilmesiyle nihayete ermiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.): “İnşallah bu hak bir rüyadır.” (Ebu Davud, Salat, 28) buyurarak ezan cümlelerini Bilal-i Habeşi’ye (r.a.) öğretmesini emretmiştir. Hz. Bilal’in Medine’de okuduğu ilk ezanla beraber (Ebu Davud, Salat, 3) Müslümanların hürriyetini simgeleyen en temel İslam şiarı tescil edilmiştir.
İslam fıkhı açısından sünnet-i müekkede kabul edilen ezan (Abdurrahman Çetin, DİA, “Ezân”, 12/37), bir beldenin İslam kimliğini belirleyen temel İslami şiardır (Şatıbi, el-Muvâfakât, 1/211, 240). Serlevha hadisimizdeki “boyunları en uzun olanlar” ifadesi ise müezzinlerin kıyametin dehşetli anında Allah’ın rahmetini en ziyade ümit eden ve ilahi lütuf ile mükâfata en çok nail olan mümtaz şahsiyetler olduklarını simgelemektedir (Nevevi, Şerhu Müslim, 4/91-92).
Ezanın adabı çerçevesinde; abdestli olmak, yüksek bir yere çıkıp kıbleye yönelmek, kelimeleri tertil üzere ağır ağır telaffuz etmek ve sesin gür çıkmasına yardımcı olması için parmakları kulaklara götürmek (İbn Mace, Ezan, 3) bu şiarın köklü sünnetlerindendir. Asr-ı Saadet’te bu görevin sancaktarlığını Hz. Bilal ile birlikte âmâ sahabi Abdullah İbn Ümmi Mektum (r.a.) yapmış; biri sahur vaktini diğeri ise imsak vaktini haber vererek ibadet düzenini tesis etmişlerdir (Buhari, Ezan, 11; Müslim, Sıyam, 36).
Ezanın şeklî adabı kadar tebliğindeki nebevi üslup da dikkat çekicidir. Nitekim Mekke müezzini Ebu Mahzure’nin (r.a.) kıssası, İslam’ın gönülleri fethetme yönünü açıkça ortaya koymaktadır. Huneyn Gazvesi (8/630) dönüşü ezanla alay eden bu gencin sesindeki yeteneği fark eden Efendimiz (s.a.s.), onu azarlamak yerine göğsünü sıvazlayıp dua ederek bizzat ezan okutmuştur (İbn Hanbel, Müsned, 14/91-98). Bu nebevi dokunuşla hidayete eren Mahzure, ömrünün sonuna kadar (59/678-79) Mekke’de müezzinlik yapmış; Allah Resulü’nün mübarek ellerinin değdiği saçlarını bir nişane olarak hayatı boyunca kestirmemiştir. Kendisinden sonra Mescid-i Haram müezzinliğini oğlu ve torunları yüzyıllarca deruhte etmişlerdir (Murat Sarıcık, DİA, “Ebû Mahzûre”, 10/179).
Ezana icabet etmek, sadece lafızları tekrarlamakla kalmayıp bu sesin peşinden cemaate koşmayı ve tüm kâinatın şahitliğine mazhar olmayı beraberinde getirir. Zira Allah Resulü (s.a.s.), bu kutlu davetin ve cemaatle namaz kılmanın değerini şöyle ifade etmiştir: “İnsanlar ezandaki ve birinci saftaki (sevabı) bilselerdi, ezan okumak ve birinci safta yer almak için aralarında kura çekmekten başka bir yol bulamazlar ve (sonunda) kura çekerlerdi.” (Buhari, Ezan, 9; Müslim, Salat, 129). Ayrıca “Müezzinin sesini işiten cin, insan ve her ne varsa, kıyamet gününde onun lehine mutlaka şahitlik eder.” (Buhari, Ezan, 5) müjdesini vermiştir. Müminin ezan bittikten sonra duasını okuması ise nebevi şefaate vesile kılınmıştır (Buhari, Ezan, 8). Bu kutlu davet, kulu meleklerin istiğfar halkasına dâhil eder. Nurdan yaratılmış melekler özellikle sabah ve ikindi namazlarında camilerde toplanan müminler için hayırla şahitlikte bulunurlar (İbn Huzeyme, es-Sahih, 1/165). Camide namazı bekleyenler için meleklerin “Allah’ım! Ona mağfiret eyle, merhamet eyle.” (Müslim, Mesacid, 274) yakarışları, mümin için en büyük manevi destektir.
Ezan, hayatın her safhasına dokunan bir bereket kaynağıdır. Yeni doğan bebeğin kulağına ezan ve kamet okunması dünyadaki ilk sesin tevhit bilinci olmasını amaçlayan nebevi bir mirastır. Ezana icabetin nihai sınırını ise Efendimiz (s.a.s.), rehberi olmayan âmâ bir sahabinin dahi ezanı işittiğinde cemaate katılması gerektiğini beyan ederek çizmiştir (Müslim, Mesacid, 255).
Abdullah b. Mesud (r.a.) bu kutsi çağrıya icabetin manevi boyutunu şu sarsıcı sözlerle beyan etmektedir: “Yarın Allah’ın huzuruna (kâmil bir) Müslüman olarak çıkmayı arzulayan kimse, ezan okunan yerlerde (camilerde) bu namazları kılmaya titizlikle devam etsin. Şüphesiz Allah, Peygamberinize (s.a.s.) hidayet yollarını öğretmiştir; bu namazlar da o hidayet yollarının birer parçasıdır. Şayet siz namazlarınızı cemaatten geri kalanlar gibi evinizde kılarsanız, Peygamberinizin sünnetini terk etmiş olursunuz. Eğer Peygamberinizin sünnetini terk ederseniz, şüphesiz yolunuzu şaşırırsınız. Bir kimse güzelce abdest alıp temizlenir, sonra bu mescitlerden birine gitmek üzere yola çıkarsa; Allah onun attığı her adım için bir sevap yazar, makamını bir derece yükseltir ve bir günahını siler. Vallahi ben öyle günler gördüm ki, cemaatle namazdan ancak münafıklığı herkesçe bilinenler geri kalırdı. Hatta o dönemde hasta bir adam bile iki kişinin desteğiyle getirilerek namaz safındaki yerini alırdı.” (Müslim, Mesacid, 256)
Allah’ım! Bizleri bu muazzam davete icabet eden ve meleklerin hayır dualarına mazhar olan bahtiyar kullarından eyle. Bizi ve nesillerimizi, semalarımızı ezansız bırakmayan salih kullarından eyle. Âmin.