MODERN ÇAĞ VE YALNIZLIK SORUNSALI
Dr. Kübra ÇİÇEKLİ
DİB Başkanlık Vaizi
ذٰلِكَ الَّذٖي يُبَشِّرُ اللّٰهُ عِبَادَهُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِؕ قُلْ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْراً اِلَّا الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبٰىؕ وَمَنْ يَقْتَرِفْ حَسَنَةً نَزِدْ لَهُ فٖيهَا حُسْناًؕ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ شَكُورٌ
“İşte bu Allah'ın, inanıp salih ameller işleyen kullarına müjdelediği şeydir. De ki: ‘Ben buna (yaptığım tebliğ görevine) karşılık sizden, akrabalıktan doğan sevgiden başka bir ücret istemiyorum.’ Kim güzel bir iş yaparsa, onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir. ”
(Şura, 42/23)
Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı
Fuzuli
Modern çağın rüzgârına kapılan günümüz insanı gündelik yaşamın koşturmacası içinde giderek yalnızlaştı. Görünürde, içine girdiği döngüden zaman bulamaması buna sebep olurken aslında bu bireyselleşme adına kaldırım taşlarını döşediği yolun onu ulaştırdığı noktaydı. Modern zamanlarda insanın kıymeti ve değeri, amaç ve hedefinde ne kadar başarılı olduğuyla paralel algılandı. Geleneksel ahlak anlayışının, insani vasıfların, değerlerin bir kenara bırakıldığı bu dönemde, toplumsal düzlemde değişen algılar insanların bireysel hayatlarında da etkili oldu. Son yüzyılda insanı merkeze alan indirgemeci yaklaşım ile teorik temellerinin oluşturulduğu bencilliğin yükselen anlayış olması diğerkâmlığı öldürürken paralelinde ilerleyen ve hazzı merkeze alan hedonist yaklaşım da kanaati, vefayı, sabrı yok etti. Artık dost, akraba, konu komşu kişinin mutluluğuna hizmet etmiyorsa, amaçlarını gerçekleştirmesinde ve başarılı olmayı istediği alanlarda ona destek sağlamıyorsa onun için anlam ifade etmez hâle geldi. Çünkü o güne kadar korunan normlar, değerler ve kişinin faydasına olmayan her şey modernite ile saçma kabul edilmiş, zamanla toplum içinde geniş uygulama sahası bulacak bir hüviyet kazanmıştır.
Bireyselleşme adı altında modern insan kendisini hapsedecek zincirlerin halkalarını bizzat yine kendisi birleştirmiş, teorik zemin ise Machiavelli’nin amaç uğruna her şeyi meşru kabul eden “oportünist” yaklaşımıyla tamamlanmıştır. Artık modernite ile görünür olan “değer kaybı”, İslam dininin müntesiplerine öğütlediği insan ilişkilerinde dengeyi sağlama, karşıdakinin de hakkını koruma ve bağların kopmaması kurallarının yavaş yavaş gündemden düşmesine sebep oldu. Fıtratın aksi yönünde kaydedilen gelişmelerle aslında kendi ayağına çelmeyi takan insan, nefsinin esiri olduğu bu yolda kendisine en büyük kötülüğü yine “kendisi” yapmış oldu. Hâlbuki Cenab-ı Hakk’ın koyduğu kurallar, korunmasını istediği bağlar; insan onuruna, şerefine ve haysiyetine yaraşır mutlu ve huzurlu bir hayat sürmesi içindi. Allah Teâlâ’nın korunmasını istediği bağların başında, “Onlar Allah’ın korunmasını emrettiği bağı koruyan, Rab’lerine saygıda kusur etmeyen, hesabın kötü sonuç vermesinden korkan kimselerdir.” (Rad, 13/21) ayet-i kerimesiyle dikkat çektiği sıla-i rahim gelmektedir. “…Adını anarak birbirinizden dilek ve istekte bulunduğunuz Allah’a saygısızlıktan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten sakının…” (Nisa, 4/1) ayetinden de anlaşıldığı üzere insanın akrabaları, komşuları ve ailesiyle kurduğu yakınlık onun Allah ile kurbiyetine vesiledir.
İlişkilerin korunmasında herkesin sorumlulukları vardır. Hz. Peygamber, Allah Teâlâ’nın sıla-i rahim için “Ey akrabalık bağı! Her kim sana bağlı bulunur (hısımlık bağını ekler) durursa, ben de ona rahmetimi ekler dururum, kim de seninle münasebetini keserse, ben de ona rahmetimi keserim!” (Buhari, Edeb, 13) buyurduğunu hatırlatarak herkesin üzerine düşen payı alması gerektiğini bizlere aktarmaktadır. Dünyada kendine özgü ve biricik hâliyle özgün ve özgür bir birey olan insan, varoluşunun sorumluluğuna sahip ve bütün eylemlerinden sorumlu olma açısından ontolojik olarak yalnızdır. Dünyada iken hayatını paylaştığı herkes ise onu ancak sosyal yalnızlıktan koruyabilir. İnsanın kurduğu ilişkiler, dünya hayatının güzelleşmesini sağladığı gibi aynı ilişkiler çok zorlayıcı da olabilir. Sıla-i rahim bağları içinde kıskanç, haset figürlerle ilişki kurmak ve bu tür kimliklere tahammül etmek komşu, dost, akrabayla bağı korumak kişiyi bazen zorlar. Bu noktada Allah’ın emrini yerine getirmek için nefsine zor ve ağır gelen şeyleri yapması kişinin tekâmül yolunda aşacağı bir eşiktir. Buradan hareketle, tasavvufi anlamda insanlardan kaçıp yalnız kalan kişinin Hakk’a ulaşmak için yaptığı manevi yolculukta katettiği mesafe, toplum içinde yaşayıp insanlarla iletişimi ve ilişkisini dengede yürütenin katettiği mesafeden daha azdır. Aynı zamanda kişinin belli bir müddet uzlete çekilmesi, etrafının kalabalık oluşuna aldanmayıp aslında ontolojik olarak yalnız olduğunun farkına varması, onun çevresindekilerle yapıcı ve anlamlı ilişkiler kurabilmesinde etkilidir.
Yalnızlık, insan duygusunun en derinindeki gerçeğidir. Yalnız olduğunu bilen ve bir başkasını arayan tek varlık yine insandır. Bu nedenle, modern dönemde kaybedilen değerlerle bireyselleşme yolunda ilerleyen insan, suni kaygılar ve amaçları gündeme taşıdı. Fıtri olandan uzaklaşarak çevresiyle bağını koparan insan oluşan boşluğu durmadan ilerleme, yarışma, rekabet, doyumsuzluk, çekememezlik, düşmanlık gibi duygularla doldurdu. Ancak varoluşuna aykırı olan bu çaba insan ilişkilerini olumsuz yönde etkileyerek onu mutsuzluğun merkezi olan yalnızlığa itti. Hâlbuki Kur’an’da müminlerin kardeş olduğu hatırlatılarak Cenab-ı Hak yarattığı kulunun önünde açtığı ufuk ile aslında ona mutluluğunun da yolunu göstermektedir. Akrabalarına ve çevresine sevgiyle yaklaşmak ve onlara iyilikte bulunup sıkıntılarını gidermek, hasta ziyaretinde bulunmak, cenaze merasimlerine katılmak, herkese selam verip tebessüm etmek, kimseye sıkıntı ve eziyet vermeyerek Allah’ın emir ve kurallarına riayet eden insan aslında aksi olduğunda ortaya çıkacak mutsuzluğunun önüne geçmiş, kendisi için en büyük iyiliği yapmış olur. Bununla birlikte, insan ilişkilerinin zayıflaması ve kopmasında kıskançlık, haset, gıybet, dedikodu gibi Allah’ın hoş görmediği eylemler oldukça etkilidir. Özellikle rekabet ortamının körüklendiği dijitalleşmeyle beraber gerçeklikten uzak olan sanal hayatların yansıtıldığı günümüzde insan, ötekinin hayatının mükemmelliğine hasetle bakar ve kıyaslama yapmaktan kendini alamaz hale geldi. Allah’ın verdiği nimetin kimsenin gözüne sokulmaması dinin temel öğretilerindendir. Peygamber Efendimiz’in, “Kim bir Müslüman’ın dünya sıkıntılarından bir sıkıntısını giderirse, Allah da onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim darda kalan bir kimsenin işini kolaylaştırırsa, Allah da dünya ve ahirette onun işlerini kolaylaştırır. Kim bir Müslüman’ın ayıbını örterse, Allah da dünya ve ahirette onun ayıplarını örter. Kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece, Allah da onun yardımcısı olur.” (Ebu Davud, Edeb, 60) buyruğu üzere nimet insana emanettir ve kişi başkalarına yardım edebildiği ölçüde kendi kurtuluşunu elde eder.