ÇOCUK VE
ERGENLERDE
ŞİDDET
EĞİLİMİ
Doç. Dr. Hakan ÖĞÜTLÜ
Çocuklarda şiddet davranışı çoğu zaman bir anda ortaya çıkmaz. Bu tür davranışlar, genellikle uzun süredir devam eden, fark edilmeyen ya da yeterince ele alınmayan birçok etkenin bir araya gelmesiyle ortaya çıkar. Şiddeti yalnızca açığa çıktığı an üzerinden değerlendirmek, aslında o davranışı mümkün kılan zemini görmemek anlamına gelir. Çünkü görünür hale gelen şey, çoğu zaman yalnızca son halkadır. O noktaya gelene kadar bir çocuk çoktan ilişkiden uzaklaşmış, duygularını söze dökme kapasitesini yitirmiş ya da kendisi için başka yolların işe yaramadığına inanmaya başlamış olabilir. Biz çoğu zaman sesi en son duyarız, oysa süreç çok daha önce başlamıştır.
Şiddet Sadece “Sorun” Değil Görmezden Gelinemeyecek Bir Davranıştır
Çocuklarda şiddet davranışı, bazen “yanlış bir davranış” olarak ele alınır bazen de tamamen “anlaşılması gereken bir durum” gibi yorumlanır. Her iki uç yaklaşım da eksiktir.
Şunu açıkça söylemek gerekir ki şiddet kabul edilebilir bir davranış değildir. Bir çocuk zorlanıyor olabilir, öfkeli olabilir, dışlanmış hissedebilir. Ancak bu durum, başkasına zarar vermeyi kabul edilebilir kılmaz.
Bu nedenle şiddeti yalnızca “anlamaya çalışmak” yeterli olmayabilir. Aynı zamanda net bir şekilde sınır koymak gerekir. Ancak burada kritik bir ayrım vardır: Davranışı kabul etmemek ile çocuğu tamamen suçlamak aynı şey değildir. Davranışı görmezden gelmek de çözüm olmaz.
Çocuklarda şiddet davranışı ortaya çıktığında yapılması gereken şey, bir yandan bu davranışın kesinlikle kabul edilemez olduğunu net bir şekilde göstermek diğer yandan da bu davranışın ortaya çıkmasına neden olan süreçleri ciddiyetle ele almaktır. Çünkü yalnızca cezalandırmak ya da yalnızca anlamaya çalışmak sorunu çözmez. Sınır ve anlayış birlikte olmadığında davranış ya tekrar eder ya da farklı bir biçimde devam eder.
Asıl sorulması gereken, “Bu çocuk ne yaşadı?” değil, “Hangi noktada artık başka bir ihtimal kalmadığına inandı?” sorusudur. Çünkü şiddet çoğu zaman bir nedenden ziyade bir eşiğin adıdır. Çocuk için başka yolların işe yaramadığına inanılan; öfkenin, utancın ve dışlanmışlığın artık içeride tutulamadığı bir eşik.
Aile İçi İklim
Çocukların duygularını nasıl yaşayacaklarını ve ifade edeceklerini öğrendikleri ilk yer aile ortamıdır. Bu nedenle evde kurulan iletişim biçimi, çocuğun uzun vadede kendisiyle ve duygularıyla kuracağı ilişkiyi de belirler.
Ancak pratikte birçok ailede odak nokta çoğu zaman davranış olur. Çocuğun ne yaptığı, neyi yanlış yaptığı, nasıl daha doğru davranması gerektiği konuşulur fakat o davranışın arkasında ne hissettiği daha az yer bulur. “Niye böyle yaptın?” sorusu sıkça sorulurken “Seni bu noktaya getiren neydi?” sorusu çoğu zaman eksik kalır. Oysa çocukların ihtiyacı her zaman düzeltilmek değildir. Öncelikle anlaşılmaktır. Kendini ifade edebildiğini, duygularının görüldüğünü ve ciddiye alındığını hissetmektir.
Bir çocuk anlaşılmadığını hissettiğinde bunu iki farklı şekilde gösterebilir. Ya geri çekilir, içine kapanır ve paylaşmamayı öğrenir ya da daha yüksek sesle, daha sert davranışlarla kendini anlatmaya çalışır. Her iki durumda da aslında ortak olan şey, duyguların düzenlenememesidir.
Bu noktada öfke özellikle dikkat edilmesi gereken bir duygudur. Çünkü öfke, doğru şekilde ele alınmadığında ya büyür ya da birikir. Sınır konulmayan bir ortamda kontrolsüz şekilde genişlerken sürekli bastırıldığı bir ortamda ise kaybolmaz, yalnızca ertelenir. Ertelenen öfke de çoğu zaman daha yoğun ve daha zor yönetilen biçimlerde geri döner. Bu nedenle çocukların hem anlaşılmaya hem de sınırlarla karşılaşmaya ihtiyacı vardır. Sadece anlamaya çalışan ama sınır koymayan bir yaklaşım da sadece sınır koyan ama anlamayan bir yaklaşım da eksik kalır. Sağlıklı olan, bu ikisinin birlikte ve dengeli şekilde kurulabildiği bir ilişki biçimidir.
Öte yandan aile içi iklim yalnızca açık çatışmalarla şekillenmez. Sürekli eleştirilen, başkalarıyla kıyaslanan, yalnızca başarıyla değer gören ya da duyguları küçümsenen bir çocuk için incinme, sürekli hâle gelebilir. Böyle bir ortamda, çocuk kendisi hakkında ne hissetmesi gerektiğini de öğrenir. Bu nedenle aile içinde kurulan dil, çocuğun benlik algısını besleyen ya da zedeleyen en temel alanlardan biridir.
Akran İlişkileri
Çocukluk ve özellikle ergenlik döneminde akran ilişkileri, çocuğun kendini nasıl gördüğünü şekillendiren temel bir zemindir. Bir çocuk, kim olduğunu büyük ölçüde arkadaşlık ilişkileri içinde deneyimler.
Dışlanma, alay edilme, küçümsenme ya da yok sayılma gibi deneyimler, yetişkinler tarafından çoğu zaman “Çocuklukta olur böyle şeyler.” denilerek hafife alınabilir. Oysa bu deneyimler çocuk için yalnızca anlık bir üzüntü değildir, zamanla kendisiyle ilgili kalıcı anlamlar üretmeye başlar.
Sürekli dışlanan bir çocuk yalnızca üzülmez. Bir süre sonra bu durumu kişiselleştirir. “Ben istenmeyen biriyim.”, “Benimle kimse arkadaş olmak istemiyor.” gibi düşünceler gelişir. Bu düşünceler yalnızca benlik algısını zedelemekle kalmaz, aynı zamanda yoğun bir öfke de yaratır.
Bu öfke çoğu zaman açıkça ifade edilmez. Daha çok birikir, içe atılır ve görünmez kalır. Uygun şekilde ele alınmadığında davranışa dönüşmesi kaçınılmaz hâle gelebilir.
Burada özellikle üzerinde durulması gereken duygu aşağılanmadır. Çünkü korku geri çekebilir; ama aşağılanma içeride kalır ve benliği hedef alır. Tekrarlayan dışlanma, küçük düşürülme ve yok sayılma zamanla tek tek yaşanan olaylar olmaktan çıkar, çocuğun kimliğine yapışan bir anlam hâline gelir. Çocuk yalnızca üzülmez; kendisini eksik, hatalı ve değersiz hissetmeye başlar. Şiddete giden hat da çoğu zaman bu duygunun artık hiçbir yerde tutulamadığı noktada açılır.
Dijital Dünyanın Etkisi
Günümüzde çocuklar dijital bir gerçekliğin içinde büyüyor. Şiddetin hızlı tüketildiği, yoğun uyaranların olduğu ve duyguların yüzeysel biçimde işlendiği bir ortamda uzun süre kalmak, çocukların duygusal süreçlerini etkileyebilir.
Ancak burada önemli bir noktayı netleştirmek gerekir. Dijital içerikler tek başına bir çocuğun şiddet davranışı geliştirmesine neden olmaz. Ancak kontrolsüz, denetimsiz ve rehbersiz maruz kalma, var olan riskleri belirgin şekilde artırabilir.
Şiddetin tekrar tekrar izlenmesi, zamanla duyarsızlaşmaya yol açabilir. Empati kurma becerisi zayıflayabilir, başkalarının duygularını fark etme kapasitesi azalabilir. Bu durum, özellikle duygusal düzenleme becerileri henüz gelişmekte olan çocuklar için daha riskli hâle gelir. Bu nedenle mesele yalnızca ekran süresini kısıtlamak değildir. Asıl önemli olan, çocuğun neye maruz kaldığını bilmek, bunu onunla konuşabilmek ve dijital dünyayla kurduğu ilişkiyi anlamlandırmasına yardımcı olmaktır.
Erken İşaretler
Şiddet davranışı genellikle öncesinde bazı sinyaller verir. Ancak bu sinyaller çoğu zaman ya normalleştirilir ya da geçiştirilir.
Sık öfke patlamaları, belirgin içe kapanma, empati kurmakta zorlanma, sosyal ortamlardan kaçınma ya da kurallara aşırı tepki verme gibi davranışlar çocuğun zorlandığını gösteren önemli işaretlerdir.
Bu noktada en sık yapılan hatalardan biri, bu davranışları yalnızca “ergenlik dönemi” ile açıklamaktır. Oysa her ergen zorlanır ancak her zorlanma kendiliğinden düzelmez.
Zorlanan bir çocuk destek almadığında yalnız kalır. Yalnız kalan çocuk ise kendi baş etme yollarını geliştirmeye çalışır. Ancak bu yollar her zaman sağlıklı ve işlevsel olmaz. Tam da bu nedenle erken fark etmek ve zamanında müdahale etmek kritik önem taşır.
Ayrıca sinyaller her zaman açık ve doğrudan olmayabilir. Tehdit içeren ifadeler, karanlık imalar, yarı şaka gibi söylenen cümleler, başkalarını korkutmaya dönük konuşmalar ya da şiddeti romantize eden paylaşımlar mutlaka ciddiye alınmalıdır. Bunlar her zaman doğrudan bir eylem anlamına gelmez, ancak çoğu zaman içeride biriken ve söze dökülemeyen şeylerin dolaylı ifadeleri olabilir. Sorun çoğu zaman, sinyalin çözülememesidir.
Aileler İçin Kritik Noktalar
Bu süreçte en önemli yaklaşım sorumluluğu fark etmektir. Çocukların ihtiyacı kusursuz ebeveynler değil tutarlı, ilgili ve fark eden ebeveynlerdir.
Çocuğun duygusunu küçümsememek, onu hemen düzeltmeye çalışmadan dinleyebilmek ve duygularına alan açabilmek bu sürecin temelini oluşturur. Bunun yanında net, anlaşılır ve sakin sınırlar koymak çocuğun kendini güvende hissetmesini sağlar.
Erken dönemde destek almaktan kaçınmamak da önemli bir adımdır. “Geçer.” ya da “Büyüyünce düzelir.” yaklaşımı çoğu zaman süreci uzatır ve zorlaştırır.
Ayrıca çocuğun sosyal çevresini bilmek, akran ilişkilerini önemsemek ve okul ile iletişim içinde olmak da ihmal edilmemesi gereken alanlardır. Çünkü çocukların yaşadığı birçok zorluk evin dışında başlar ama evin içinde fark edilir.
Bunun yanında, ebeveynlerin süreçle ilgilenmesi gerekir. Çocuğun arkadaş grubunda neler yaşadığı, okulda kendini nasıl hissettiği, dışlandığında ya da utandığında bunu kiminle paylaştığı, dijital ortamda ne tür içeriklerle karşılaştığı bilinmelidir. Çocuklar çoğu zaman en sert davranışlarını aniden göstermez; önce temas ararlar, sinyal verirler, dolaylı biçimde görülmek isterler. Bu nedenle ebeveynlik yalnızca kural koymak değil erken işaretleri okuyabilmektir.