BEYİNDEN
BİR RİCADIR
“BİRAZ DA BENİMLE İLGİLENİN!”
Dr. Mustafa YAŞAR
Vücudumuzda bir patron var ve bu patron kafamızın içinde oturuyor: Beyin. Ama onu yalnız bir patron gibi düşünmeyin, çünkü o daha çok dev bir telefon santraline benzer. Vücuttaki her hücreyle, her organla, her kasla sürekli iletişim halindedir. Parmağınıza iğne battığında “Ayyy!” demeniz, gece karanlıkta bir gölge görüp irkilmeniz, sevdiğiniz birini görünce yüzünüzün gülmesi… Bunların hepsi sinir sisteminin işidir. Yani bu sistem olmasa ne acıyı hissedersiniz ne sevinci ne de o yemekten sonraki tatlı uykuyu.
Sinir sistemi kabaca ikiye ayrılır. Birincisi merkezî sinir sistemidir; yani beyin ve omurilik. Bunlar komuta merkezidir, kararlar burada alınır. İkincisi ise çevresel sinir sistemidir; vücudun her köşesine uzanan sinir lifleridir. Bu lifler beyinden gelen emirleri organlara taşır, organlardan gelen haberleri de beyne iletir. Bir nevi vücudun kendi internet ağı gibi düşünebilirsiniz. Üstelik bu ağ kablosuz bile değil; sinir lifleri fiber optik kablolar gibi bilgiyi ışık hızına yakın taşır.
Sistem harika çalışır çalışmasına ama modern hayat onu çok zorluyor. Kronik stres beyni adeta bir çamaşır makinesinin sıkma programına sokar, sürekli döner döner ama dinlenemez. Anksiyete dediğimiz kaygı bozukluğu, sanki beyin alarm zilini çalmış ama kapatmayı unutmuş gibidir. Uykusuzluk ise beynin gece vardiyasında bile mesai yapmasıdır; vücut yatakta ama zihin hâlâ toplantıdadır. Baş ağrıları ve migren ise bir nevi beynin “Artık yeter, mola istiyorum!” diye bağırmasıdır.
Bunların yanı sıra sinir iltihabı denilen nörit; ellerde, ayaklarda karıncalanma ve uyuşma yapar. Konsantrasyon bozukluğu ise beyni bir internet tarayıcısına benzetir; aynı anda yüz sekme açıktır ama hiçbirinde düzgün bir şey okunmaz. Ve tabii depresyon, beynin renkleri görmekten vazgeçip her şeyi gri tonlarda algılamasıdır. Bütün bu sorunlar, sinir sisteminin yorulduğunun ve yıprandığının işaretleridir.
“Peki, ne yapacağız, beyni servise mi götürelim?” diye sorarsanız cevap kısmen evet! Ama bu servis, doğanın kendi garajında. Yüzyıllardır insanlar sinirlerini yatıştırmak, zihinlerini sakinleştirmek ve daha huzurlu uyumak için bazı bitkilere başvurmuş. Gelin bu bitkileri tanıyalım.
Sinir sistemini rahatlatan bitkilerin başında valerian kökü yani kediotu gelir. Adını kedilerin bu bitkiye bayılmasından almıştır ama insanlar üzerindeki etkisi tam tersidir: sakinleştirir, uyutmaya yardımcı olur. Beyindeki gaba dediğimiz sakinleştirici kimyasalın etkisini artırarak sinir hücrelerine “Tamam arkadaşlar, paydos, eve gidin.” mesajı gönderir. Özellikle uykusuzluk çekenlerin en yakın dostu olabilir. Kuru kök halinde çay yapılır, tadı pek hoş değildir açıkçası ama etkisi sizi mutlu edecektir.
Pasiflora yani çarkıfelek çiçeği, görünüşüyle de insanı büyüleyen harika bir bitkidir. Kaygıyı azaltmakta ve sinirsel gerginliği çözmekte oldukça etkilidir. Zihniniz yatmadan önce “Yarın toplantıda ne olacak ya o fatura ya çocuğun sınavı…” diye kendi kendine konuşuyorsa bir fincan pasiflora çayı bu iç seslere “Şşşt, yarın düşünürsün.” der. Kurutulmuş yaprak ve çiçekleri kaynar suda on dakika demlenerek içilir.
Melisa yani limon otu, adından da anlaşılacağı gibi limonumsu ferahlatıcı bir kokuya sahiptir. Hafif kaygı ve gerginlik durumlarında mükemmel çalışır. Sindirimi de desteklediği için hem midesi hem de beyni yorgun olanlara çifte bonus sunar. Stresli bir günün ardından bir fincan melisa çayı içmek, sanki beyne küçük bir tatil hediye etmek gibidir.
Lavanta denince çoğumuzun aklına mor tarlalar ve güzel kokular gelir. Ama lavantanın yeteneği sadece güzel kokmak değildir. Sinirsel gerginliği azaltır, baş ağrılarını hafifletir ve uyku kalitesini artırır. Çay olarak içilebileceği gibi yastığınızın yanına birkaç damla lavanta yağı damlatmak uykuya dalışınızı kolaylaştırabilir. Beyin bu kokuyu aldığında “Ah, sonunda biraz huzur.” der.
Papatya sindirim yazımızda da karşımıza çıkmıştı; bu çiçek gerçekten çok yönlü bir yıldız. Sinir sistemi söz konusu olduğunda da hafif yatıştırıcı etkisiyle öne çıkar. Özellikle gün içinde biriken gerginliği alır, zihni yumuşatır. Akşam bir fincan papatya çayı içmek, beyni pamuk gibi yumuşak bir yastığa yatırmaya benzer.
Sarı kantaron, halk arasında “binbir delik otu” olarak da bilinir ve hafif-orta düzey ruhsal çöküntülerde geleneksel olarak kullanılır. Beyindeki serotonin dengesine katkıda bulunduğu düşünülür. Ancak dikkat: Bu bitki bazı ilaçlarla etkileşime girebilir, özellikle doğum kontrol hapları ve antidepresanlarla birlikte kullanımı konusunda dikkatli olunmalıdır. Doktor kontrolünde tüketmek en doğrusudur.
Son olarak ashwagandha yani Hint ginsengi, son yılların yükselen yıldızıdır. Adaptojenik bir bitkidir; yani vücudun strese uyum sağlamasına yardımcı olur. Beyni ne aşırı uyarır ne de uyuşturur, tam bir denge noktasına getirir. Toz halinde süte veya smoothie’ye karıştırılarak tüketilebilir. Stresle dolu bir hayat yaşıyorsanız ashwagandha beyne “Sakin ol, kontrol sende.” diyen bir koç gibidir.
Şimdi bu güzel bilgilerin ardından evde kolayca hazırlayabileceğiniz bir formül paylaşalım.
Beynin Ferahlatıcı Molası Çayı
Bir bardağa bir tatlı kaşığı kuru melisa yaprağı, bir tatlı kaşığı kantaron, bir tatlı kaşığı kuru pasiflora çiçeği, yarım tatlı kaşığı kuru lavanta çiçeği ve bir tatlı kaşığı kuru papatya koyun. Lavantayı fazla kaçırmayın; yarım kaşık yeterlidir, yoksa çay parfüm gibi kokar!
Üzerine bir bardak kaynar su dökün, kapağını kapatıp sekiz ila on dakika demlenmeye bırakın. Süzdükten sonra ılık olarak için. İsterseniz bir tatlı kaşığı bal veya birkaç damla limon suyu ekleyebilirsiniz. Bu çayı özellikle akşam yatmadan bir saat önce içmek, zihninizi yavaşça dinlenme moduna geçirecektir.
Günde bir ila iki fincan tüketebilirsiniz. Stresli günlerde gündüz bir akşam bir fincan ideal dozajdır.
Son olarak şunu hatırlatalım: Bu bitkiler sinir sistemine destek olan doğal yardımcılardır ama tıbbi tedavinin yerini almazlar. Eğer uykusuzluk, kaygı veya ruhsal çöküntü hayatınızı ciddi şekilde etkiliyorsa mutlaka bir nörolog veya psikiyatriste danışın. Hamilelik, emzirme döneminde ya da düzenli ilaç kullanıyorsanız, bitkisel ürünlere başlamadan önce doktorunuzla konuşmanız şarttır.
Unutmayın, beyniniz bu dünyada sahip olduğunuz en değerli varlıktır. Onu iyi besleyin, yeterince uyutun, arada bir bu bitkilerle şımartın. O zaman beyniniz de size “Teşekkürler patron, seninle çalışmak bir zevk!” diyecektir. Sağlıklı ve huzurlu günler dileriz!