BİR ÖMÜRLÜK SÜRGÜN YA DA
Acının Kanıksanışı
Farha / Mutluluk Filmi

İshak KOÇ

Yerleşik kültürün, ekinin, harsın ya da nasıl isimlendirilmişse onun en gerçekçi ve yalın şekilde aktarımını sağladığı için sinema elzemdir. Onu ideolojik, inanç, düşünce doğrultusunda kullanıp kullanmamak farkında olanlara kalır. Daha önemli işler var gerekçesiyle ihmal edilmiş, görmezden gelinmiş, önemsenmemişse herhangi bir yönetmenin yaptığı Anadolu vurgusunda ezan sesi duyamamak dolayısıyla şikâyet etmemek gerekir. Yahut sinemada görülebilecek haksız, mesnetsiz, misyonerce bir tutum karşısında gocunmayıp söz konusu alanın ehemmiyetini anlamak, boşlukları doldurmak icap eder. Hem de rahmetli Mustafa Akkad’ın yaptığı The Message (1976), Lion Of The Desert (1981) gibi filmlerin Müslümanlar açısından olumlu etkisi; Sergey Eisenstein’ın yaptığı Bronyenosyets Potyomkin (1925), Stachka (1925) gibi sessiz filmlerin Rus Devrimi açısından anlamı kanıksanmışken ortaya çıkışından bugüne sinemanın işlevsel cihetini tartışmaya gerek kalmaz. Bir yandan kişi, izlemek eyleminin hiçbir tarafında bulunmuyorsa; bakış, görüş, duyuş ve de duyumsayış kuvvelerini bilinçli olarak kullanmıyorsa doğrusu bu tavır takdirle karşılanmalıdır. Hani püritence bir yaşam tercihi dolayısıyla da değil, kendisi göze çarpmadığı gibi gözüne çarpabilecek her görselden itina ile uzak duran insanlar bulunur. Diğer taraftan, televizyon ekranından sosyal medya mecralarına, sokağından reklam unsurlarına hangi görsel ve işitsel malzeme modern zaman dervişlerinin bakışını, duyuşunu, dikkatini celbetmez? Hâl böyleyken bir toplumda yaşanan gerçekliğin görsele aktarımının her bir sekansı için icazet almak pek tatlı bir uğraş olsa gerektir! Anlaşılmayan, bilinmeyen ya da uğraşılmayan alanda herhangi bir ürün çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İşte öyle tezahür etmemesi ve doğrusunun, düzgününün, gerçeğinin tebarüz etmesi için orada olmak, o alanı boş bırakmamak gerekir. Yahut da Munzur özgür akarsa Hasankeyf’ine bakar!
Sinemanın sanatsal ciheti, yönetmenin var olanı yorumlayış biçiminde kendini gösterir. Şiir nasıl ki şairin varoluş sancısından ibaretse yönetmen de bin türlü zahmete katlanıp göstermenin sorumluluğunu üstlenerek böyle bir uğraşa yeltenir. Anlamaya çalışır, özümser ve yorumlar. Onun yorumlayışının şekilsel niteliğine takılan izleyici, kendi kaygılarının iz düşümünde bir beğeniye sahip olur ya da olmaz. Gerçeklik mihengine vurulduğunda “Bu gösterilir!” ya da “Bu gösterilmez!” yargısı, izleyici yahut gösterici açısından sansürdür. Pekâla herhangi bir yazınsalda da aynı teamüller gözetilir. Yazarın otosansür gözetmediği bir toplum düzeni var mıdır, varsa nerededir cinsinden sorular âdeta özgürlüğün hakikaten var olup olmadığını sorgulatacak boyuttadır. Dolayısıyla izleyici nezdinde yönetmenin gösterdiğine kulp bulmak, yemek programı formatında önüne gelen yemeği yorumlamak cinsinden bir ata sporudur! Ve yazık ki doğru ile yanlışın, iyi ile kötünün, güzel ile çirkinin, gerçek ile sahtenin ayırt edilmesi bir yana tamamıyla birbirine tebdil edildiği bu manipülatif evrende, yapılanın ayıp olduğunu söylemek dahi ayıbın ne olduğunu sorgulatır.
Buraya kadar olan kısım bir nevi “Niçin sinema?” sorusunun yanıtıdır. Bu noktada “Niçin Filistin sineması?” diye sorulabilir. Elbette Filistin her şeyiyle yok sayıldığı için. Özellikle bir direniş metodu olduğunu kabul ederek, varsa nüvelerini reklam edip yoksa oluşturarak Filistin sinemasını berkitmek gerekir. Filistin halkının kendi topraklarında var olmaya çalıştığını, yerinden edildiğini, sürüldüğünü, tehcir edildiğini, tehciri kabul etmediğinde infaz edildiğini bilerek… Üstelik işgale uğrayan topraklarında daha önce yaşadıkları, var oldukları, bulundukları inkâr edilerek, yalanlanarak. İsrail Yerleşim ve Ulusal Misyon bakanı Orit Strook beyanıyla şöyle anlaşılmalıdır: “İsrail topraklarının tamamı bize aittir ve bu nedenle İsrail topraklarında bir Filistin Devleti olmayacaktır, çünkü Filistin halkı diye bir şey yoktur, böyle bir ulus yoktur.”(20 Şubat 2024, Gazeteler)
Yerlilerin bütün direniş imkânları terörize edildiği için, sinemadan başka varoluş iddiası güdecek mecra mı bulamadınız, diye sorulmaz. Hem holokost propagandası için halkların maruz kaldığı binlerce film, yine sinemanın ideoloji doğrultusunda nasıl kullanılacağına emsal oluşturur. Eğer Yahudilerin Filistin topraklarında köklü bir tarihi olsaydı bunu ispatlamak ve kayıt düşmek için en görkemli filmleri yapacakları göz önünde bulundurulmalıdır. Hem de cümle cihanın gözü önünde bir toplumu soykırıma tabi tutup yaptığı eylemi insanlığa izleten cani ruhlular, göstermek üstüne had, hudut, sınır tanımazken, mazlum köşe bucak saklanmak zorunda olmamalıdır. Acıdır ancak zulüm görsele sığmaz, mazlumun sesi çıkmaz, çıksa duyulmaz, duyulsa işitenler hiçbir şey yapamaz!
Tıpkı direniş hareketlerinin bir kısmının şekillenmesinde olduğu gibi Filistin sinemasının da Filistin’e komşu ülkelerde doğup sürgünde yeşerdiği söylenebilir. 1940’lı yılların sonundan itibaren güya Filistin halkının yaşadığı dram üstüne Mısırlı, 1960’lı yıllarda ise Suriye ve Lübnanlı yönetmenlerin daha çok kendi psişik algılarına müstenit filmler görülür. Hemen her Filistinlinin büyük felaket olarak nitelediği Nekbe Günü’ne, o tarihte yaşanan travmaya dair bugüne değin bir uzun metraja rastlanmaz. (Bir istisna olarak Rawan Damen’in TV dizisi formunda 2008 yapımı iki bölümlük bir belgesel çalışması mevcuttur.) Zira böyle bir konuya el atmak, herhâlde yeltenenin elini yakar. Hem de 15 Mayıs 1948 günü yerli halka yaşatılanın hatırlatılması, çoğu insanı yeniden yaralar, yaraları kanatır. Kurgusal dahi olsa yaşanan gerçekliğin gösterimi bir hayli sakıncalı addedilir. Dolayısıyla Filistin gerçeği yine Filistinli sinemacılar tarafından kısmi olarak ele alınır. Bu bakımdan, özellikle intifada yıllarından sonra yapılan her film, ya sanatsal açıdan belli metaforlar üstünden yürür ya da gerçeğin cüzlerinden araya sıkıştırılmış sekanslar gösterir. Bu dekupe çalışmalar da çoğunlukla tiyatraldır ve bazılarında ideolojik saplantıların yoğunluğu bile görülebilir.
Ürdün’de doğmuş olsa da Filistinli yönetmen Darin J. Sallam, 2021’de yaptığı ilk öyküsel uzun metrajı Farha / Mutluluk, 1948 yılında topraklarından çıkarılan Filistinlilerin yaşadığı şoku, 14 yaşında bir genç kız üzerinden anlatır. Farha (Karam Taher) köydeki eğitimini tamamlamış, şehre gitmek istemektedir. Konuyu babasına (Ashraf Barhom) açan Farha, sonunda amcasının (Ali Suliman) da gayretleri ile onu ikna etmeyi başarır. Şehirdeki arkadaşı Ferida’nın (Tala Gammoh) bir gün köye geldiği sırada gelecekteki hayallerinden bahsederlerken köyleri baskına uğrar. Yine işgalin, gaspın ve cinayetlerin belli kısımlarına şahit olunur; yaşanan vahşet hemen her zaman olduğu gibi açık seçik ifade edilemez. Babası Farha’yı evin yarı gizli sayılan kilerine saklayıp kendisi geri gelmedikçe çıkmamasını tembihler. Geri kalan Farha’nın kapı aralığından şahit olduklarıdır. Oyunculuklar yerli yerinde olunca hikâyenin zayıf kalması pek önemsenmez. Ancak Darin Sallam filmin senaryosunu, annesinin Suriye’de bir mülteci kampında dinlediği ve gelip kızına anlattığı Radiyeh isimli bir kadının gerçek hikâyesine dayandırır. Film, zulmün çok küçük bir kesitini göstermesine rağmen Netflix’de yayımlandığında İsrail yönetiminin özellikle tepkisini çeker. Sonra zaten o platform doğal olarak Yahudi baskısına boyun eğip filmi yayından kaldırır.
Farha, sınırlı öyküleme kabiliyetinden öte, mühim bir alana, işaret edilmesinde bile sakınca görülen tarafa, sonuçları hayli ağır olan, sebepleri de bilinmeyen Nekbe Günü’ne vurgu yapar. Öldürme iştiyakını hep canlı tutan Yahudi, Kudüs’ün Birleşik Krallık tarafından işgal edildiği 1917’den 14 Mayıs 1948’e kadar, üyeleri gelecekte başbakan, cumhurbaşkanı ve benzeri konumlara taşınan Haganah, Irgun, Stern, Palmach gibi bilindik terör örgütleriyle terör eylemleri düzenleyip Filistinli katleder. Nekbe’den sonra bu canilik resmi bir hâl alır; yapılan her eylem kriminalize edilen Filistin halkına karşı kendini savunma hakkı şeklinde tanımlanır. Filistinlilerin kurduğu örgütler, oluşturduğu direniş hareketleri, işgal karşısında kendini savunma refleksleri hep terör unsuru şeklinde nitelenir. Buna kültürel unsurların anlatıldığı, varlığı ibraz eden ya da ispatlayan her ne varsa dâhil edilir. Dolayısıyla bir sürü ülkeden destek alıp yapılan ve Filistin gerçeğine, Filistin halkının gerçekliğine değinen her film, işgalcilere göre terör faaliyetidir; sözlerinin geçtiği, güçlerinin yettiği her yerde yasaklanır. Nitekim Farha filminin Filistin topraklarında sadece Yafa’daki Saraya Tiyatrosunda gösterildiği, bu gösterimin de dönemin Maliye Bakanı Avigdor Lieberman’ın hışmına uğradığı, bu sebeple mezkûr tiyatroya ayrılan ödeneğin kesildiği bilinir.
Nekbe’den sonra Filistin topraklarında siyonist zulmü katmerlenir. Milyonlarca insan evini, yurdunu, toprağını terk etmek zorunda bırakılır. Bugün, dünyanın dört bir yanına dağılmış Filistinlilerin güncel rakamlara göre toplam nüfusunun 15 milyon kadar olduğu bilinir. (Dünya üstündeki toplam Yahudi nüfusu da o kadardır.) Birleşmiş Milletler kayıtlarına dayanılırsa çoğu Ürdün, Lübnan, Suriye gibi komşu ülkelerde, kalanı ise dünyanın muhtelif ülkelerinde 5 milyon 900 bin kadar Filistinli mülteci bulunur. Filistinlilerin sadece 7.5 milyonluk kısmı (Batı Şeria 3.2 milyon, Gazze 2.2 milyon, Doğu Kudüs 349 bin 600, 1.7 milyon İsrail işgali altındaki Filistin şehirleri) Filistin topraklarında yaşar. Gayrısı, 76 yıl içinde bir şekilde toprağından koparılanlar, onların çocukları ve torunlarıdır.
Nekbe Günü evlerinin anahtarlarını boyunlarına asan dedeler çoktan dar-ı bekaya irtihal etmiş; torunları onlardan kalan hikâyeleri modernize etmek yerine kendi hikâyelerini yazmaya koyulmuş görünür. Belki de doğru olan böylesidir. Servi gibi hayaller yerine gerçeklik ikame edilebilir ve Bor’un pazarını kollamaktansa Nablus çarşısına tezgâh açılabilir. Yahut da bugün Gazze’den (Han Yunus, Deyr El- Balah, Beyt Lahya, Cebeliye, Refah) taşıp işgal edilmiş tüm beldelere yayılan direniş onurunu diri tutarak, insanlık düşmanlarına yönelik vadedilmiş lanet yaşatılabilir.

Orijinal İsmi
Farha
Süre
1 saat 32 dk
Tür
Gerilim, Savaş, Dram
Yönetmen
Darin J. Sallam
Senarist
Darin J. Sallam
Yapımı
Ürdün, İsveç, Suud, Filistin 2021
“Niçin Filistin sineması?” diye sorulabilir. Elbette Filistin her şeyiyle yok sayıldığı için. Özellikle bir direniş metodu olduğunu kabul ederek, varsa nüvelerini reklam edip yoksa oluşturarak Filistin sinemasını berkitmek gerekir.