TÜKETİM KÜLTÜRÜ VE
İSRAF

Döndü DEMİRCİ
İstanbul Sultanbeyli Vaizi

Diğer yaratılmışlardan farklı olarak insan hep anlam arayışı içerisinde olmuştur. Gündelik eylemlerden tutun da hayatın anlam ve amacına yönelik tüm faaliyetlerinde neden ve niçin sorularının etrafında dönüp durduğu ulvi bir gaye, bir mefkûre arayıp durmuştur. “Ben kimim? Bu dünyada neden varım? Nereye gidiyorum?” soruları hayatı boyunca zihnini hep meşgul etmiştir.
Tarihten günümüze inanç sistemleri ve bu inanç sistemleri etrafında şekillenen ahlaki-manevi değerler, gelenekler, yaşam biçimleri insanların varoluşsal sorunlarına bir nebze de olsa çözüm sunmuştur. İnsanlar, hayatlarını bu sabiteler ve değerler etrafında şekillendirmiştir.
İnsanoğlu yaşamak ve ümitvar olmak için hep nedenler aramıştır. İşte bu nedenleri ve yaşama amacını da genelde inandığı ve bağlandığı, kendini ait hissettiği din, millet, kültür ve coğrafyadan almıştır. Adalet, merhamet, kardeşlik, kanaat, şükür, sabır gibi önemli değerler hep bu şekilde toplumlarda hayat bulmuştur. Zaman zaman rotasını ve hedefini şaşıran insan, varlığını anlamlı kılan hakiki doneleri kaybetmiş, bu sebeple yanlış adres ve menzillere yönelmiştir. İşte bu yanlış gidişat ve yönelişlerden biri de dünyevileşme ve buna bağlı olarak dinî-ahlaki değerlerin yozlaşmasıdır.
Dünyevileşmeyle birlikte insanlar daha bencil, rekabetçi, merhametsiz, sözde özgürlükçü, şükürsüz ve kanaatsiz bir hayat anlayışına yönelmişlerdir. Bunların sonucunda haz, hız ve konfor peşinde koşan, büyük bir tüketim çılgınlığı içinde hayatı, zamanı, tabiatı ve çevreyi kısacası elinde olan tüm nimet ve imkânları israf eden insan toplulukları ortaya çıkmıştır.
Önceleri ihtiyaçların karşılanması için satın alınan ürün ve hizmetleri ifade eden, insanoğlunun varlığını devam ettirebilmesi için sürdürdüğü doğal bir etkinlik olarak görülen tüketim; zamanla felsefi, psikolojik ve sosyolojik boyutları olan bir fenomen hâline gelmiştir. Kapitalist ve materyalist dünya görüşü, Sanayi Devrimi ve kentleşme, teknolojinin gelişmesi, uluslararası iletişim ve kültür geçişkenliğinin artması, reklam ve pazarlama ağlarının toplumu tüketime yönlendirmesi ve uluslararası dev alışveriş merkezlerinin açılması, insanların tüketim alışkanlıklarında hızlı bir değişim ve dönüşüme yol açmıştır.
Değişim ve Dönüşümün İçsel Sebepleri
İnsan dediğimiz varlık madde ve mana boyutuyla iki unsurdan müteşekkildir. İnsanın Allah’la ve varlıkla olan ilişkisini anlaması ve anlamlandırması bu mana yönünün temel taşları mesabesindedir. Modern insan, aşkın varlıkla olan ilişki ve irtibatını sağlıklı kuramadığı için sorunlar yaşamakta, mana arayışını maddeye yöneltmekte, kimliğini ve kişiliğini madde üzerinden ifade etmektedir. İşte tüketim dediğimiz olgu da bu ifade ediş biçimlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.
Metropol hayatının getirdiği yalnızlık, değerlere olan yabancılaşma, kendini sosyal bir statü yahut gruba ait hissedememe, eş-çocuk-akraba ile yeterince zaman geçirememe, samimi ilişkilerden yoksunluk insanın ruh dünyasında boşluklar oluşturmuş, bu boşluklar da nesnelerle doldurulmaya çalışılmıştır.
Bugün küresel boyutta ahlaki bir sorun hâline gelen tüketim/israf, sadece madde yönüyle değil, bunun ötesinde manevi değerlerin ve hayatın tüketilmesiyle yakından ilişkilidir. Dinî ve ahlaki bir kavram olarak israf; herhangi bir konuda aşırı gitmeyi, dinin ve aklın belirlediği ölçülerin dışına çıkmayı, imkânları meşru olmayan amaçlar için kullanmayı, saçıp savurmayı ve hayatın her alanında orta yoldan, itidalden sapmayı ifade eder. Bu sebeple İmam Gazali; yaratılış gayesi dışında kullanılan her şeyi israf olarak telakki eder. (İhyau Ulûmi’d-Dîn, III. s.259-260)
Cenab-ı Allah bizlere, her şeyi ölçü ile dengeli bir şekilde yarattığını haber verir. Buna göre kâinattaki varlıklar arasında ekolojik bir denge ve paylaşım söz konusudur. Ancak insanların yapıp ettikleri yüzünden bu denge bozulmuş (Rûm, 30/41), bahşedilen imkân ve nimetler bilinçsizce heder edilmiştir.
Kur’an-ı Kerim ve hadislerde, iman edenlerden dünya ve ahiret dengesini kurmaları istenmekte, tüketim ve harcamalarında itidali gözetmeleri tavsiye edilmektedir. “Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz; çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (A’râf, 7/31); “Onlar harcadıklarında ne israf ne de cimrilik edenlerdir. Onların harcamaları bu ikisi arasında dengeli bir harcamadır (Furkân, 25/67) buyrularak israf ve cimrilik arasında orta bir yol olan iktisat ve cömertlik bizlere tavsiye edilmiştir.
İnsana bahşedilmiş en büyük nimetlerden iki tanesi de sağlık ve ömürdür. Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “İki nimet vardır ki insanların çoğu onlar(ı değerlendirme) hususunda aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit. (Buhari, Rikak, 1) Diğer bir hadiste, “Kıyamet gününde insanoğlu şu beş şeyden hesaba çekilmedikçe Rabb’inin huzurundan bir yere kımıldayamaz: Ömrünü nerede ve nasıl geçirdiğinden, gençliğini nerede yıprattığından, malını nereden kazanıp nereye harcadığından, bildiği ile amel edip etmediğinden.” (Tirmizi, Sıfatü’l-kıyame, 1) Dolayısıyla Peygamber Efendimiz tüm bu nimetlerden hesaba çekileceğimiz konusunda bizleri uyarmıştır.
Sınırsız tüketim ve israftan kurtulmanın yolu, başta hayatta varoluş amacımızı iyi belirlemek ve bu amaca ulaştıracak sebeplere tutunarak kimlik ve kişiliğimizi ortaya koymaktır. Cömertlik, diğerkâmlık, yardımlaşma, paylaşma gibi İslam ahlakının gereği olan manevi değer ve erdemlerimizi yaşatmak; buna mukabil açgözlülük, cimrilik, tamahkârlık ve bencillik gibi bizi tüketime, saçıp savurmaya sevk eden gayriahlaki tutum ve davranışlardan uzaklaşmak, nefsimizi ve irademizi kontrol altına almak, bununla birlikte her şeyde orta yolu tutmak, dengeli ve ölçülü bir hayat yaşamakla olur.