İSMAİL FİDAN İLE
ANİMASYON SEKTÖRÜ ÜZERİNE
…

Söyleşi: Esma TÜRKSEVEN

Çizgi filmlerin çocuklar için eğitici ve eğlendirici yönünü hepimiz biliyoruz. Peki, bu filmlerin çocukların ruh dünyalarına olumlu ya da olumsuz etkileri hakkında neler söylersiniz?
Çizgi filmler arkadaşlarımız için. Biz çocuk kelimesini kullanmıyoruz, onları arkadaşlarımız olarak görüyoruz. Her içeriği elimizden geldiğince onların bakış açısı ile üretmeye çalışıyoruz. Çizgi filmlerin arkadaşlarımız üzerine çok önemli etkileri var. Bazen annenin, babanın, öğretmeninin söylediği, tavsiye ettiği ama yaptıramadığı birçok şeyi mesela Hayri karakteri söylediğinde çok daha etkili olabiliyor. Kendisini özdeşleştiği karakterle arkadaşımız aslında o hikâyenin içerisinde yaşıyor. O zaman sizin orada vermiş olduğunuz mesajlar, içerik vb. bunların tamamı aslında o arkadaşlarımızın hayatlarının çok önemli bir parçası oluyor.
Şöyle bir şey de var: Bir mesaj verdiğimizde anlık 10 milyon çocuğa ulaşabiliyoruz. Bu şu demek oluyor: Vermiş olduğunuz çok iyi bir mesaj varsa 10 milyon arkadaşımız ondan olumlu, yanlış bir mesaj verecek olursanız o zaman 10 milyon arkadaşımız olumsuz etkilenebilir. Bunun sorumluluğunu omuzlarımızda hissediyoruz. Peki bunu nasıl yapıyoruz? Önce kendi psikolojik danışmanlarımızla istişare yapıyoruz. Sonra kanalımıza yolluyoruz, orada bir resmî denetimden geçiyor. Denetimlerden sonra ekrana sağlıklı bir şekilde ulaşmış oluyor. Dediğim gibi bunun sorumluluğu çok fazla, o yüzden her yerli yapımı çok kıymetli buluyorum. Çünkü kendi kültürümüzü anlatıyor olması bile bu anlamda çok çok değerli.
Çocukluğumuzda iz bırakan çizgi filmler genelde Batı’da üretilmiş filmlerdi. Bize ait bir karakterle bir yapımla karşılaştığımızda gerçekten heyecanlanıyoruz. Rafadan Tayfa bu açıdan başarılı bir yapım örneği. Çıkış hikâyesini kısaca anlatır mısınız?
Karadeniz Teknik Üniversitesi İstatistik ve Bilgisayar Bilimlerinden mezun oldum. Bitirme tezim, karakter modelleme ve canlandırmaydı; sektöre girişim de bu şekilde oldu diyebiliriz. Daha sonra mastır eğitimi alırken kamu yönetimi ve siyaset bilimleri bölümünü tercih ettim. Orada da üç farklı derste, üç farklı dönemde 80 dönemini incelemek bana düştü. 80’ler de malum darbe dönemi. O dönemin çocuğuyum ama ben darbeyi hiç hatırlamıyorum.
Çocukla ilgili projelerin tamamı evrensel aslında. Buradaki bir çocuk da Kars’taki, New York’taki bir çocuk da aslında akranlarıyla çok benzer davranışlar sergiliyor. Dediğim gibi ben o dönemin çocuğuyum ama darbeyi hiç hatırlamıyorum, demek ki ona maruz kalmadım. O yüzden dedim ki o dönemde olan nice güzellikler vardı, çocuğun toprakla haşir neşir olduğu dönemler. Sokak oyunlarımız, komşuluk ilişkilerimiz… Biz Rafadan Tayfa ile bunu yapalım istedik.
Arkadaşlarımıza şunu söylüyoruz: “Düşündüğünüz projeler basit olsun.” Artık o kadar karmaşık bir hayatımız var ki kimsenin bizim karmaşık fikirlerimize ihtiyacı yok. O yüzden basit düşündük, basit bir fikirle yola çıktık. Amacımız çocukluğumuzu anlatmaktı. Yaşayan karakterlerle yaşanmış hikâyeler yapmaya çalıştık. Bizi bize anlatalım dedik.
Rafadan Tayfa, üç kuşak arasında ciddi bir köprü görevi sağlıyor çünkü anne ve babalar izlediklerinde kendi çocukluğunu görüyor. Yetişkinlerden gelen yorumlar hep şu şekilde: Yaşadığım çocukluğumu Rafadan Tayfa’yla tekrar yaşıyorum. Bu bizi mutlu ediyor. Ya da diyor ki yaşayamadığım çocukluğumu Rafadan Tayfa’yla yaşadım. Bu da bizi üzüyor. Demek ki çocukluğunda Rafadan Tayfa gibi vakit geçirememiş.
Seksen beş yaşında film için bilet alan amcamıza sordum: “Çocukları annesi var yanında, neden sen de aldın?” Biraz utandı ve dedi ki, “İçeride ne var ben ondan daha çok merak ediyorum.” Hem müzikallerimizde hem sinemamızda 80-85 yaşındaki dede-nineler, 30-40 yaşlarındaki anne-babalar, 4-10 yaşlarında arkadaşlarımız var.
Bizim bir sloganımız var: Marifet sihirde değil samimiyette. Başarısı nereden geliyor dersek eğer, Rafadan Tayfa; içerisinde çatışmanın, cinselliğin, şiddetin, büyünün süper güçlerin olmadığı ama iki yaştan seksen beş yaşa kadar kitleyi bir arada tutan dünyada tek örnektir.
Çocukların dünyasına hitap eden yapımlar ortaya çıkarmak çocuk pedagojisini anlamayı, günceli takip etmeyi, iyi bir araştırma ve gözlemi de gerektiriyor. Yapımlarınızda kurguyu, karakterleri, olay akışını nasıl planlıyorsunuz; nelerden ilham alıyor, nelerden besleniyorsunuz?
Rafadan Tayfa, benim çocuğum gibi dediğim bir proje. “Kaç çocuğunuz var?” diye sorduklarında “Üç çocuğum var.” diyorum. Biz hep çocuk penceresinden bakmaya çalışıyoruz. Rafadan Tayfa’nın “Gezgin Ekibi” diye bir bölüm var. Burada karakterlerimiz hayal kuruyor. Biz arkadaşlarımıza hayal kurmanın çok önemli olduğunu söylüyoruz hep. Mesela bir taş var. Bu nereden geldi, diyoruz. Bütün karakterler hayal kuruyor. Bu, gök taşı muhtemelen, diyor biri. Diğeri diyor ki bunun altında karınca dünyası var. Bir taştan bile ne kadar fazla hayal kurulabileceğini anlatmış oluyoruz.
Çocuk içeriği üretmek gerçekten çok çok zor. Çünkü yaptığınız ufacık bir yanlış milyonlarca arkadaşımıza çok hızlı bir şekilde ulaşıyor ve onları olumsuz etkileyebiliyor. O yüzden psikolojik danışmanlarımızla çok ciddi çalışmalar yapıyoruz. Bazen içerik denetim sürecinden geçiyor, herkesten onay alıp yayımlanıyor. Hatta iki yıldır yayımlanan bölümle ilgili gelen bir olumsuz yorumda sahneyi tekrar değerlendiriyoruz, ufacık bir ihtimal dahi görsek tekrar revizyon yapıyoruz. Kanalımızla ortak bir felsefemiz var: “Çocuğun yüksek yararı her türlü yayın ihtiyacından önce gelir.” Bu, gerçekten çok çok kıymetli. Biz arkadaşlarımız için en doğrusu neyse onu yapmaya çalışıyoruz. Rafadan Tayfa, içeriğinde her harfinin, görselinde her karesinin, müziğinde her notasının planlandığı bir proje.
Çocuklar tabiatları itibarıyla kolay sıkılan, ilgileri hızlıca değişen yaş grubunu temsil ederler. Onların ilgi ve alakalarını çekmek, bunu sürdürülebilir hâle getirmek konusunda zorlandığınız oluyor mu? Oluyorsa bunu nasıl aşıyorsunuz?
Dünya değişiyor, arkadaşlarımız değişiyor. Stüdyo olarak her projede çok ciddi bir veri çalışması yapıyoruz: Biz yapım şirketi olarak böyle bir proje düşünüyoruz ama izleyici bunu gerçekten istiyor mu? Çünkü bazen size müthiş gelen fikirlerin izleyicide hiçbir karşılığı olmayabilir. İstatistik mezunu olmanın da avantajını kullanıyoruz, veriler bizim için çok çok kıymetli. İçeriklerimizi değişen dünyaya, çocukların meraklarına göre güncellemeye çalışıyoruz ama bunun Rafadan Tayfa’nın dokusunu bozmadan yapmaya çalışıyoruz.
Her şey hayalle başlar. Çocuklar için hayal gücünün, eskilerin ifadesiyle muhayyilenin gelişmesi, zenginleşmesi pedagojik açıdan da çok önemli. Bilimde, sanatta, sosyal alanlarda ortaya konulacak başarının tetikleyici unsuru daima hayal gücü olmuştur. Çocuklarımızın hayal gücünü nasıl zenginleştirebiliriz?
“Teknolojik Tayfa” diye bir spin off’umuz var Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızla ortak yaptığımız. Orada bir şarkımız şöyle başlıyor: “Unutmayın arkadaşlar, her şey hayalle başlar.” Yapmış olduğumuz bütün içerik, yine arkadaşlarımızın hayal becerilerini geliştirmelerine yönelik. Yine arkadaşlarımı motive etmek açısından şu cümle benim için çok kıymetlidir: “Cezerî gibi çalışın, bu da size tavsiye. İlham olmuş köklerimiz Leonardo da Vinci’ye.” Cezerî’yi birçok arkadaşımız bilmiyordur mesela. Leonardo da Vinci’yi sorsak muhtemelen çoğu tanır. Hâlbuki o dönem Cezerî’nin Leonardo da Vinci’ye ilham verdiğini biliyoruz. Belki şu an bizim üretmiş olduğumuz birçok ürün bundan on beş yıl önce belki hayal bile edilmiyordu. Ama hayal kuranlar bugün bunu gerçekleştirebiliyor.
Ahlaki değerlerin ya da kültürel hassasiyetlerin gözetilmediği hatta doğrudan art niyetle hazırlanmış çocuk içeriklerinin yaygınlaştığını, günden güne artış gösterdiğini üzülerek müşahede ediyoruz. Bu riskler karşısında ebeveynler de kaygılanıyor ve çocuklarını korumak için çeşitli yollar arıyorlar. Bu konuda ailelere hangi tavsiyelerde bulunursunuz?
Arkadaşlarımızın birçoğunun elinde tableti, telefonu, bilgisayarı var. On yıl önceki istatistiklere oranla -özellikle pandemi sonrası- çok ciddi bir artış söz konusu. Denetim noktasında da sıkıntılar var. İngiltere’ye gittiğinizde programın başında +4 ibaresi varsa 3 yaşındaki bir çocuğa o programı izletmezler ama ülkemizde buna dikkat edilmiyor. Çocuk onu izlerken yemek yiyor, uyuyor, susuyorsa o ibarenin önemi kalmıyor. Çocuk maalesef ekranla baş başa bırakılmış oluyor.
Biz ebeveynlere şunu söylüyoruz: İçeriği çocuğunuzla birlikte izlemeye çalışın, en azdan birkaç bölümünü projeyi tanıyana kadar. Dijitalleşme o kadar çok arttı ki maalesef birçok dijital platformda içerik denetimi de yok. Böyle olunca arkadaşlarımız bambaşka içeriklere maruz kalabiliyor. İntihar olaylarına kadar varan vakalar yaşandı. O içeriğin güvenirliğine ve yaş grubuna uygunluğuna ailenin karar vermesi çok önemli.
Yerli yapımların pek de iç açıcı olmadığını her fırsatta dile getiriyorsunuz. Sinemaya, animasyona, çizgi filmlere ilgi duyan gençlere üretim noktasında neler tavsiye edersiniz? Ayrıca bu konuda yetişkinlere düşen görevler nelerdir?
Bundan diyelim on beş yıl öncesine kadar ülkemizde animasyon, çizgi film çok konuşulmuyordu. “Animatörüm.” deyince “Hangi otelde çalışıyorsun?” diye soruyorlardı, şimdi “Hangi proje?” diye soruyorlar artık.
Ebeveynlerin çoğu istiyor ki oğlum/kızım doktor olsun, öğretmen olsun, memur olsun. Eğer çocuğu çizgi film/animasyon, görsel tasarım, radyo televizyon gibi bölümler okumak istiyorsa engellemek yerine destek olsunlar. Animasyon, tüm sektörlerin kalbindeki bir sektör, bütün sektörlerle bağı var. Geleceğin en önemli mesleklerinden biri olacak. Çok yakın tarihte birçok meslek değişmiş olacak ama animasyon yine tüm sektörlerin kalbinde olmaya devam edecek.
Animasyon sektörü sinemada da bambaşka bir noktaya taşınmış oldu. Oyuncaklarıyla lisansıyla devasa bir endüstriyi oluşturuyor. Şu an emekleme aşamasındayız ama ayağa kalkıp, yürüyüp koşmaya başladığımızda sektörün milyar dolarlık bir endüstri olduğunu görüyor olacağız. O yüzden gençlere de tavsiyemiz şu, bu sektöre gönül rahatlığıyla gelsinler. Şu an on üç yaşında, çoğu, stüdyoda çalışabilecek düzeyde tasarım yapan arkadaşlarımız var. Bir akademi kuruyoruz. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızla stüdyomuzda yürüttüğümüz bir proje. Sektöre nitelikli iş gücü anlamında can suyu olacak gerçekten çünkü ülkemizde yetişmiş iş gücü çok az. Aslında birçok yapımcı çok değerli içekler üretiyor, çok daha fazlasını üretecek ama yetişmiş iş gücü yok. O yüzden biz animasyon bölümleriyle de senkronize çalışarak çok ciddi bir iş gücü oluşturacağız.
“Sevdiği işi yapan hayatı boyunca bir gün bile çalışmaz.” diye bir söz var ya. Animasyon, seveni için manevi anlamda çok tatmin eden sektör. O yüzden ben hevesi olan arkadaşlarımıza şiddetle tavsiye ediyorum. Ailelerinin de destekleriyle çok yakın zamanda, çok daha kısa sürede çok iyi noktalara geleceklerdir.

ÖZ GEÇMİŞ
1984 Ankara doğumlu olan İsmail Fidan, Karadeniz Teknik Üniversitesi İstatistik ve Bilgisayar Bilimleri bölümünden mezun oldu. Ardından Ankara Atılım Üniversitesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimleri Bölümünde yüksek lisansını yaptı. 3D animasyon hayatına üniversite öğrenimi sırasında bitirme tezi olarak “3ds Max Programında Karakter Modelleme ve Canlandırma” adında yaptığı tezle başladı ve bu konuda seminerler verdi. Yurt içi ve yurt dışı birçok projede teknik yönetmenlik yaptı. Ayrıca alanında kendi adına geliştirmiş olduğu yeni yazılım ve sistemlerle sektöre katkıda bulundu. 2012 yılında ISF STUDIOS ismi ile kendi şirketini kurdu. İlk projesi ise TRT ÇOCUK ekranlarında yayımlanan, yediden yetmişe herkesin sevdiği Rafadan Tayfa oldu.
Rafadan Tayfa: Dehliz Macerası (2017), Rafadan Tayfa: Göbeklitepe (2019), Rafadan Tayfa: Galaktik Tayfa (2023), Rafadan Tayfa: Hayrimatör (2023) filmlerinin ve Yade Yade projesinin yapımcısı ve yönetmeni olan İsmail Fidan, hâlen kurucusu olduğu ISF STUDIOS’da yapımcı ve yönetmenlik yapmaktadır.