AYŞE HUBBÎ HATUN
Divan Edebiyatının Önde Gelen Kadın Şairi

Meryem DALĞIÇ
Başkanlık Vaizi

Yaşamak hissetmektir kâinatın güzelliğini, yeryüzünde yaşanılan sevinç ve kederleri. Yaşamak idraktir, hayatın anlamını ve bir başkasının acılarını… Şair de hissiyatını, fikriyatını, şahit olduğu çağı, ahenkle en nadide kelimelerle dizelere dökendir. Şairin şiirlerinde yaşadığı toplumun inancını, örfünü, kültürünü, ruhunu aksettirmesi kaçınılmazdır. Dolayısıyla şiir, bir medeniyetin dizelere yansımasıdır. Zengin bir birikime ve kültüre sahip olan İslam medeniyetinde de geçmişten günümüze nice şairler yetişmiştir. 16. yüzyılda Osmanlı Dönemi’nde yaşayan Ayşe Hatun da divan şiirinin en önemli ve önde gelen kadın şairlerinden biridir. Şiirlerinde “çok sevilen, çok beğenilen, güzel” anlamındaki “Hubbî” mahlasını kullanması sebebiyle genellikle Hubbî Hatun olarak bilinir.
Beşiktaşlı Şeyh Yahya Efendi’nin torunu olan Hubbî Hatun’un Amasyalı olduğu rivayet edilir. Hubbî Hatun, Şehzade II. Selim’e hocalık yapan ve Tabakat-ı Hanefiyye müellifi olan Akşemseddinzâde Şemseddin Çelebiyle evlenir. Bu evlilikten iki oğlu ve bir kızı dünyaya gelir. Eşinin vefatından sonra da şehzadeyle irtibatını devam ettirir. Hatta II. Selim ve III. Murad’ın saltanat zamanlarında sarayda yaşar. İki padişaha da musâhibelik yaparak âdeta bir hanım sultan gibi saygı görür ve dönemin nüfuzlu kişileri arasında yer alır. Devrin ulemâsından Vüsûlî Mehmed Efendi, Hubbî’nin kızıyla evlendikten sonra İstanbul kadılığına yükselir ve “Hubbî Mollası” adıyla anılır. Bu durum Hubbî’nin nüfuzunu gösteren önemli delillerden biridir. (DİA, Hubbî Hatun maddesi)
Entelektüel bir ortamda yetişen Hubbî Hatun, âlim, fazilet sahibi, edibe bir kişiliktir. Türkçe, Arapça ve Farsçaya vâkıf güzide bir şairdir. Kınalızâde Hasan Çelebi, onun için kadın şairlerin en fasihi olduğunu ve merdane (cesaret ve yiğitliğe övgü) şiirleriyle dikkat çektiğini söyler. Merdane tarzındaki şiirleri İmâdü’l-cihâd adlı eserinde toplanmıştır. Bu eserin bir nüshası aynı isimle Millî Kütüphanede kayıtlı iken diğer kayıp nüshanın da Paris Milli Kütüphanesinde Fezail-i cihad adıyla kayıtlı olduğu tespit edilmiştir. Eser, her biri cihadın farklı bir yönüne değinen ve cihadın faziletleriyle ilgili ayet, hadis ve hikâyelerin bulunduğu 12 bâbtan oluşur. Hubbî, bu eserinde bazen konuya uygun manzumelere yer verirken şiirlerinde de mahlasını açıkça zikreder. (Mücahid Kaçar, “Hubbî Hatun’un İmâdü’l-Cihâd İsimli Eseri”, Uluslararası Amasya Şairleri Bilim Şöleni, 2018, s.168-173)
Âşık Çelebi de Hubbî’nin, İran ve Osmanlı kadın şairlerinin en üstünü olduğunu belirterek her türde şiir yazdığını ifade eder. Meşâiru’ş-şuarâ’ adlı eserinde, “Erkek aslan, aslan da dişi aslan aslan değil mi?” diyerek Hubbî’nin erkek şairlerden aşağı kalır yanı olmadığını belirtir. Yine “Kabiliyetinin ölçüsü, şiirinin güzelliği, tarzının hoşluğu, söyleyişinin akıcılığı yönüyle ondan daha kıymetli başka kadın şair yoktur.” diyerek Hubbî’nin, Hurşîd ü Cemşîd adlı eserinden övgüyle bahsederek beyitlerden alıntılar yapar.
Divan edebiyatının önde gelen kadın şairlerinden Ayşe Hubbî’nin, kaynaklarda adı geçen ve 3000 beyitten fazla olduğu söylenen Hurşîd ü Cemşîd mesnevisinin nüshasına bugüne kadar rastlanmamıştı. Kuşkusuz bunda nüshaların sayfa düzeninin karıştırılması ve Cem Sultan’a atfedilerek sergilenmesi, mesnevinin Hubbî’ye ait olduğunun bilinmemesi etkenlerden birkaçıdır. Ancak günümüz araştırmacılarının titiz çalışmaları neticesinde Estonya’daki Tartu Üniversitesi Kütüphanesinde Hurşîd ü Cemşîd’in bir nüshası 2020 yılında tespit edildi. Böylece mesnevinin varlığı konusundaki şüpheler giderilerek eserin, Hubbî Hatun’a ait olduğu kesinleşti. Oysa bu eser, her yıl Tartu Üniversitesi Müzesinin düzenlediği el yazmaları sergisinde Cem Sultan’ın Cemşîd u Hurşîd’i olarak sergilenmektedir.
Hubbî Hatun 3545 beytten oluşan eserinde; aşktan, ilahi aşktan, fânilikten ve ölümden bahseder. Öldükten sonra herkesin unutulduğunu hatırlatarak güzel amellerin önemini vurgular ve mesnevisini Allah’a dua ettiği bölümle bitirir. Hubbî Hatun’un emeli de fâni dünyadan göçtükten sonra hayırla yâd edilmektir ve bunu şöyle ifade eder:
İdem Türkîce nazmın ola âsân
Okudukça analar tâ ki yârân
Anılam anun-ile tâ kıyâmet
Diyeler sâhibi rûhına rahmet
Hurşîd ü Cemşîd’in diğer önemli bir özelliği de içerisinde 33 minyatürün yer almasıdır. Bu minyatürler, konuyu aktaran beyitlerden sonra gelir. Nüshada bulunan minyatürlerin her biri özenli bir şekilde çizilmiş ve renklendirilmiştir. Dolayısıyla bu eser sadece minyatürleri açısından da büyük bir önemi haizdir. (Mücahid Kaçar, Sevde Özden, “Hubbî’nin Kayıp Hurşîd u Cemşîd Mesnevisinin Minyatürlü Bir Nüshası”, Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi 25, s. 491-514) Böylesine kıymetli bir eser bir grup akademisyen tarafından çok yakın tarihte kitaplaştırılarak (Hurşîd ü Cemşîd, DBY Yayınları, İstanbul 2023) günümüz okuruyla buluştu.
Gün yüzüne çıkarılan iki eseriyle edebiyat tarihinde derin iz bırakan ve övgülere mazhar olan Ayşe Hubbî Hatun, 1590 yılında İstanbul’da vefat eder. Eyüp’te Feshâne Caddesi’nde yer alan türbesine defnedilir.