BAYRAM Sabahı

Seher MERİÇ

Merhaba kıymetli okurlarım. Bugün yine sizlerle sımsıcak bir konu hakkında hasbihâl etmek istiyorum. Konumuz “bayram sabahları”. Ben kendi bayram sabahlarımı anlatırken, sizleri de kendi çocukluğunuzun bayram sabahlarına götüreceğim. Yolculuk benim ruhumda var sanırım. Hikâye anlatırken bile hep beraber çıkalım istiyorum bu yolculuğa. Hadi başlayalım.
“Bayram günü güler yüz göstermek, neşelenmek İslam şiarındandır.” der Muzaffer Efendi İrşad isimli eserinde. Ben sizlere “Nerede o eski bayramlar.” gibi klişe bir cümle kurmak istemiyorum. Bu sözü şöyle değiştirmek daha doğru olur sanırım: “Nerede o eski güzel insanlar.” Aslında bunu bir sitem gibi görmenizi de istemem. Çünkü zamanla insanlar, mekânlar, ihtiyaçlar ve teknoloji sürekli değişiyor. Ama şunun farkına vardım ki; “Nerede o eski bayramlar?” diye özleyecek yaşa gelmişim.
Ben orta hâlli bir ailenin çocuğu olarak küçük şeylerle mutlu olmayı ve sahip olduklarımıza şükretmeyi öğrendim ailemden. Çocukluğumun en heyecanlı sabahlarıydı bayram sabahları. Birkaç gün evvel tatlı telaşı başlardı evimizde. Arife gününden evvel muhakkak evimiz dip köşe temizlenirdi. Ben daha küçük olduğum için iki ablam anneme yardım ederlerdi. Temizlik işinden sonra bayram için şahane yemekler hazırlanırdı. Arife günü muhakkak “arife suyu” dediğimiz banyo yapılırdı. Bayram sabahı annem erkenden kalkar ve geceden mayaladığı hamurla haşhaşlı çörekler pişirirdi. Eh malum memleketimiz Afyon. Haşhaşlı çörek kokusuyla uyanmanın tadı başka nede olur bilemiyorum. Özetle, bayramın güzelliği arifeden belli olurdu bizim evde.
Çocukluğumda bütün aile büyüklerimiz hayatta olduklarından kabir ziyaretine gittiğimi pek hatırlamıyorum. Ama zamanla sevdiğim büyüklerim Hakk’ın rahmetine kavuştukça ve ben de büyüdükçe, arife günlerini kabir ziyaretine ayırmaya başladım. Kabir ziyaretinin hem dinî bir vazife hem de “vefa”nın önemli bir parçası olduğunu anladım. Bayram yapıyorduk ama ahireti de büyüklerimizi de yakınlarımızı da unutmuyorduk.
Bayramdan bir hafta evvel başka şehirlerde yaşayan eş dost, akrabalara muhakkak kartpostal atılırdı. Tek tek kişiye göre seçilir ve bayramı tebrik etmenin yanı sıra hâl hatır da sorulurdu. Şimdilerde bayramlarda gönderilen ruhsuz toplu mesajlar gibi değildi yani. Bugün, bayram mesajlarının bana özel olarak gönderilmeyenlerine cevap vermek hiç içimden gelmiyor.
Biliyor musunuz, benim çocukluğumda hemen hemen bütün anneler evde dikiş dikerlerdi. Ama benim annem en güzelini dikerdi. Bayram günleri dört kardeşe birden alışveriş yapmanın maddi külfeti çok fazla olduğundan annem yılda bir kere, evvelden aldığı kumaşlardan bayramlıklarımızı dikerdi. Teyzemin Almanya’dan getirdiği moda dergilerinden model seçmemizi isterdi. Bir çocuk için ne büyük bir mutluluk. Elbiselerimiz bayram sabahı için ütülenir ve hazır dururdu.
Babam, sabah erkenden bayram namazı için camiye giderdi. Geldiğinde hep birlikte kahvaltı sofrasına otururduk. Bayram demek aile olmak demekti. Annemin hazırladığı mis gibi kahvaltıdan sonra bayramlaşmaya geçerdik. Bütün çocuklar yaş sırasına göre dizilirdik. Sırayla hem babamın hem de annemin elini öper, bayram harçlıklarımızı alırdık.
Ramazan davulcumuzu da unutmamak lazım. Ramazan ayı boyunca bizi sahura kaldıran davulcumuz, bayramda mahallenin bütün evlerine uğrayarak bahşiş toplardı. Her sene aynı davulcu geldiğinden herkes onu tanırdı. Şimdi de oturduğum mahallede aynı âdetin sürmesinden dolayı çok mutluyum.
Evdeki işlerimizi tamamlayınca işin en sevdiğim tarafı başlardı. Bütün aile toplanıp dedemlere giderdik. Öğle yemeğini de maaile yerdik. Benim için bayram demek; geniş aile ile keyifli bir sofra demekti biraz da. Tüm aile, dedemin evinde toplanırdı. Geleneksel kutlamalar, kalabalık sofralar, kuzenler ve yeğenlere önce utanarak yaklaşmalar sonra yüzümüz gözümüz ter içinde koşturmalar, birinin ağlama sesleri sonra sarılmalar, kaynaşmalar…
Dedemin verdiği bayram harçlığı ve balon, anneannemin bir mendilin arasına sıkıştırdığı lokum bayramımızı bayram yapardı. Kenarları desenli kumaş mendillerimiz vardı bizim. Bu mendilleri önce dörde katlar sonra da üçgen şekilde çantamızda ya da cebimizde saklardık. Pek kıymetlilerdi.
Bayram yemeği ve el öpmeden sonra biz çocuklar akrabaların elini öpmeye giderdik. Daha sonra bu ziyaretler ailece yakınlara, komşulara şeklinde devam ederdi. Her ziyarette mutlaka önceden hazırlanan bayram şekeri ve kolonya ikram edilir, çocuklar için hazırlanan paralar da bayram harçlığı olarak gelenlerin yaşlarına ve yakınlık derecelerine göre dağıtılırdı.
Bayram günü çok hızlı geçerdi. Bazı bayramlar dedemin konağında kalırdık. Tam bir şenlik olurdu. Evde yengeler, teyzeler, dayılar hep birlikte bulunurduk. Biz çocuklara mutfakta ayrı bir masa açılırdı. Akşam yemeği hazırlığı, anneannemin meşhur tereyağlı pilavı, bayram için hazırlanmış yemekler ve taze demlenmiş çaya eşlik eden sohbet çok kıymetliydi.
Bayramların kıymetini insan yaş alınca daha iyi anlıyor. Benim için de hem o eski bayramlar hem de sevdiğim aile büyüklerim yok. En çok da annem yok artık…
Değerli dostlar, bizi insan yapan değerlerin tohumlarının atıldığı o eski bayramları biz de çocuklarımıza anlatalım ve yaşayalım inşallah. Geç kalmadan hâlâ eli öpülecek büyüklerimiz varken ailelerimizin ve bayramların kıymetini bilelim.
Bayramlar her zaman özel ve güzeldir. Ailemizle, dostlarımızla, arkadaşlarımızla, komşularımızla ve diğer insanlarla birlikte...
Severek, sevilerek, hoş görerek ve affederek...
Bayramımız mübarek olsun…