AFFETMEK BÜYÜKLÜKTÜR

Dr. Kenan ORAL
Barselona Sosyal İşler Ataşesi

عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَالَ:"…وَمَا زَادَ اللَّهُ عَبْدًا بِعَفْوٍ إِلاَّ عِزًّا…"


Ebû Hüreyre”nin rivayet ettiğine göre, Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “…
Allah, affeden bir kulunun ancak şerefini artırır…”
( Müslim, Birr, 69)

Â
demoğlu doğar, büyür, büyürken öğrenir, öğrenirken hata yapar. Bazen hata yaparak öğrenir bazen de hata yapmamak için öğrenmeye çalışır. Bu hatalar, kimi zaman sadece yanlışa düşeni kimi zaman da diğer insanları ve canlıları etkiler. Kendisine karşı suç işlenen veya hata yapılan kişinin önünde iki meşru seçenek vardır: Ya uğradığı zararın karşılığını isteyip adalet talep edecek ya da affetme yolunu seçecektir. Yüce Allah’ın buyurduğu üzere “Bir kötülüğün karşılığı ona denk bir kötülüktür ama kim bağışlar, düzeltme yolunu tutarsa onun mükâfatını Allah verir. Hiç şüphe yok ki O haksızlık edenleri sevmez.” (Şûrâ, 42/40)
Allah çok affedici ve çok bağışlayıcıdır. (Nisâ, 4/99) Bu satırların okunduğu bereketli günler, Yüce Rabb’imizin rahmet kapılarını ardına kadar açtığı zaman dilimleridir. O’nun “afüvv/çokça affeden”, “gafûr/çokça bağışlayan” ve “rahmân” ism-i kerimleri çokça tecelli eder bu değerli zamanlarda. Yüce Yaradan’ın kerim elçisinde kendisini gösteren örnekliktir affetme erdemi. Kıymetli eşleri Hz. Âişe’nin (r.a.) sözlere döktüğü üzere Allah Resulü (s.a.s.), kötülüğe kötülükle karşılık vermez, bilakis bağışlar ve hoş görürdü. (Tirmizî, Birr, 69) O, kendisine yapılan bir şeyden dolayı şahsi olarak kimseyi cezalandırmamıştı. (Buhari, Hudûd, 42) Esmâ-i hüsnâ ve onun ışığında pratik hayatta sergilenen ahlak-ı Resul en güzel örneklerdir insanlık için. Zira o, kendisine düşmanlık eden birçok kişinin yanı sıra çok sevdiği amcasını hunharca şehit eden Vahşî’yi bile bağışlamıştı. (Buhari, Meğâzî, 24)
Bu yüce isimlerin ve Resul’ün örnekliğinin Müslüman’ın hayatında da kendini göstermesi gerekir. Allah’a gönülden bağlı olan her kişi, kendi ailesinde, çevresinde ve günlük hayatında bağışlama erdemini göstermeye gayret eder. Zira, öfkelerini yenmek, sinirlerine hâkim olmak ve insanları hatalarından dolayı affedebilmek müttaki bir mümin olmanın özelliğidir aynı zamanda. (Âl-i İmrân, 3/134)
Affetmenin, kişisel ve toplumsal açıdan birçok faydası bulunur. Bağışlamak, insanı, kin ve intikam gibi gönlün safiyetini zedeleyen duygulardan uzaklaştırır. Bu gibi olumsuz hislerden ve düşüncelerden arınan kalp ve beden duygusal açıdan rahatlar ve affetmenin verdiği huzura erişir. Aynı zamanda ahlaken daha olgun, iman bakımından da daha güçlü bir karaktere dönüşür. Af yolunu seçmek, bağışlayan kişinin zayıflığını ve güçsüzlüğünü değil, bilakis içindeki kin ve intikam duygularını bastırabilen ne kadar güçlü, iradeli ve iyi bir Müslüman olduğunu gösterir. Zira o, husumet ve kindarlık gibi Allah’ın nefret ettiği duygulardan uzak durmayı kendine vazife edinmiştir. (Buhari, Ahkâm, 34)
Affetmek, hata eden veyahut suç işleyen kişiye şefkat ve merhamet kanadını eğerek bir insanlık ve Müslümanca davranış dersi vermektir. Bu dersi alan ve bu örnekliği gören kişi, kendisi nasıl affedildiyse affetmeyi anlayacak, yaşayacak ve bağışlamayı, hoş görmeyi ve intikam duygusunu yok edebilmeyi öğrenecektir. Bu üstün fazilet dalga dalga yayıldıkça sevgi, hoşgörü ve merhamet dolu mutlu ve huzurlu bir topluluk meydana gelecektir. Gönle düşen kin ve intikam tohumları affetme erdemiyle sevgiyle filizlenip şefkat yüklü bir ormana dönüşecektir. Atalarımızın dediği gibi “Öcün iyisi, bağışlamaktır.” Bağışlanarak alınan intikam, hem kişisel hem de toplumsal anlamda çok daha iyi sonuçlara vesile olur.
Kötülüğe iyilikle yanıt vermek, intikam almak yerine bağışlamak şeytanın vesvese verdiği gibi insanı aciz ve zelil yapmaz. Bilakis Allah Resulü’nün (s.a.s.) ifadesiyle Allah’ın onu daha izzetli, şerefli ve erdemli kılmasına vesile olur. Zira affeden kişi, karşılık alma hakkından ve imkânından vazgeçen kişidir. O, veren el konumundadır. O, ne kadar yüce gönüllü olduğunu göstermiştir bu davranışıyla. “Affetmek büyüklüktür.” atasözü aslında tam da baştaki hadisin özlü bir şerhi mesabesindedir.
İçindeki intikam ve karşılık alma hissine galip gelip bağışlamayı başarabilen Müslüman, bu değerli davranışıyla hem diğer insanlar nezdinde üstün bir mevki kazanır ve gönüllere girer, hem de gösterdiği bu üstün davranışın meyvelerini ahirette ecir ve mükâfat olarak alır. Yani hem dünyada izzeti artar hem ahirette. Kur’an-ı Kerim’de buyrulduğu üzere “Bir iyiliği açıklar veya gizlerseniz yahut bir kötülüğü affederseniz şüphesiz Allah da ziyadesiyle affedicidir; O her şeye kâdirdir.” (Nisâ, 4/149) Dolayısıyla bağışlamak, affolmanın, bağışlanmanın ve Yüce Allah’ın engin merhametine sığınmanın, affedilenler arasına girmenin de bir yoludur.
Affetmek, hataları bağışlamak bir kere değil sürekli yapılması tavsiye edilen bir davranıştır. Nitekim, sahabeden biri, Hz. Peygamber’in yanına gelip hizmetçisini hata işlediğinde kaç kere affedeyim diye sorduğunda Allah Resulü (s.a.s.) “Her gün yetmiş kere.” buyurmuştur. (Tirmizi, Birr, 31; Ebu Davud, Edeb, 123-124)
“Ey Rabb’imiz! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevla’mızsın.”


Af yolunu seçmek, bağışlayan kişinin zayıflığını ve güçsüzlüğünü değil, bilakis içindeki kin ve intikam duygularını bastırabilen ne kadar güçlü, iradeli ve iyi bir Müslüman olduğunu gösterir. Zira o, husumet ve kindarlık gibi Allah’ın nefret ettiği duygulardan uzak durmayı kendine vazife edinmiştir.