DÜNYAYI DİLEYEN
DÜNYA BULUR

Gülşen ÜNÜVAR

Dinle yoran!
Sözü, özü, düşü ve hatta gönlün en derinlerinden, en ırak yerlerden çıkıp gelen gülüşü hayra yoran, dinle.
Sana ulaşan her mektubumu daha açmadan hayra yorar, hayır dilermişsin, duyarım. Dilinden hayır kelam dökülünce işin gücün hep berekete açılırmış, bunu da duyarım. Bunun böyle olduğunu söylemeseler de sezerdim ben, niyet niyeti çekermiş zira. Güzel yoran güzel bulurmuş, temiz düşünene pirüpak kapılar aralanırmış, hoş bakana hoş görenler denk gelirmiş, dürüst konuşana dosdoğru cevaplar, has yürüyene has yollar açılırmış.
Ömrümün bu mevsiminde sana sıkça yazmak, seni sıkça yoklamak isterim evlat. Her zaman olmuyor bu; kimi dönemlerde içime çekilmek, herkesten her şeyden uzakta yaşamak, kendimi dinlemek, dinledikçe susmak ihtiyacı hissediyorum. Susmak gibisi yok. İnsanoğlunun kalbine en iyi gelen şey susmaktır, pek kimse bilmez bunu. İnsanların susmaya hiç niyeti yok ki nereden bilsinler nadir ulaşılan o huzuru. Velhasıl hazır konuşasım, yazasım varken arka arkaya dizeyim mektuplarımı isterim. Susmanın keyfine ulaşmış olmama rağmen arada çıkıp senin gibi pak yüzlü gençlere birkaç kelam etmek gerek. Meydanı boş bırakmaya da gelmez evlat, çok susana bilmez, çok konuşana âlim der geçer giderler.
Mektuba başlarken esenlik dilenir bilirim, bu gidişle adım selamsıza çıkacak. Varsın çıksın diyemem, selam verene de selamı alana da bereket ayrı uğrar evlat. Bundan sebep, selam olsun sana ey ırak diyarlarda yol gözleyen. Selam olsun, ulu ırmakların üzerinde kurulu köprüler gibi dün ile bugünün arasına fidan diken.
Bir düş gördüm dün gece; yüce dağların arkasından dörtnala koşup gelen, yeleleri ile ovaları süpüren, toynaklarıyla toprağı döven, kuyruğu ile poyrazı, başı ile lodosu tutan civan gibi bir at. At ki kardan beyaz, gözleri bir çift kömür topağı, yeleleri Çin ipeğinden, eyeri desen som altın. Ama gel gör ki yanaşmaz bana, geri durur. Bineyim derim binemem, dokunayım desem dokunamam, aramızda koskoca bir uçurum; ben diyeyim derin sen de dik!
Sabaha karşı heyecanla uyandım evlat, bir endişe kapladı içimi. Sonra kendimi yatıştırdım, dedim, nereden nasıl baktığına göre değişir bu iş ihtiyar, Yoruma varır düş, düşünü iyi yor.*
Öyle ya, kem yorarsa kem olur, hayır yorarsa hayır bulur insan. Dedim, hayır olsun! At murattır bizim buralarda, yiğidin yoldaşıdır, mahzunun sırdaşı, ihtiyarın gözüdür, çoluk çocuğun ayağı. Böyle kutlu bir hayvanı rüyada görmek hayra yorulmaz da ya ne yapılır.
Bazı arzularımıza ulaşamamak belki daha hayırlıdır, bunu bilemeyiz. Uzanıp da dokunamadığımız şey belki kor ateşten bir ok, hem seni yakacak hem başkasını. İsteklerimize uzaktan bakmak, onları seyretme imkânı bulmak belki bizim için âlâ olan. Misal güneş, nasıl da yüzümüz gözümüz şen olur o doğduğu zaman. Gökyüzüne bakıp da kimin içi ferahlamaz, kim gününe şükretmez, kim o uçsuz bucaksız maviliklerin ve zifirî karanlıkların içinde hülyalara dalmaz. Bulutların beyazına sevdalanıp da onları kucaklamak isteyen kim bilir kaç kişi vardır. Peki, hiç düşündün mü tüm bunlara dokunabilme imkânımız olsaydı ne hissederdik? Hayallerimize ulaşınca ya büyü bozulursa! Bilemeyiz!
Ya da aklımıza hiç gelmeyecek olasılıklar şekillendirir rüyalarımızı. Mesela kaygılarımız, mesela iklim, mesela hastalıklarımız, hassas duygularımız, meraklarımız, arzularımız. Bazı düşler de bağlıdır yılın faslına. Unsurlardan biri güçlenip varır aslına.*
Bundan sebeptir evlat, neyin hayır neyin şer olduğunu ancak Hak bilir. Bana ise atları, rüzgârları, uçurumları hayra yormak düşer. Sen de yor evlat! Hayra yor, iyiye, güzele, muhabbete, saadete, selamete yor. Birkaç satır evvel de dediğim gibi; rüya, yorumuna gelir.
Bak kalemi, kâğıdı elime alınca, sana düşümü anlatınca ferahlayıverdi içim. Dünya omuzlarımın üzerine konmuş da ne sağıma dönebiliyordum ne soluma daha bu sabah. Şimdi öyle mi ya! Üzerimdeki tüm ağırlık bir anda kalktı, gözlerim daha net görür, kulaklarım daha iyi duyar oldu. Bir mektup nelere kadir, bir selam nasıl şifalı, kelam desen yok ondan daha has arkadaş. Daha ben ne diyeyim, neler dileyeyim.
Dilemek deyince aklıma geldi; Dünyayı dileyen dünyayı bulur.* Derdi atalarım. Ne hoş bir cümledir ki insana şöyle bir içini yoklatır. İsteklerim arzularım hep dünya ile mi ilgili de durmadan dünyayı bulurum derdi ninem. Dünyalık kazançlarımız elbette olacak ama aslolan görünmeyen âlem değil midir? Mizanların en hassasında tartıp mezuraların en doğrusuyla ölçmek lazım gelir bu kazançları.
Ben diyeceğimi dedim, gerisi sana kalmış evlat. Bilirim ki en doğrusunu seçer, en münasibini alırsın öğütlerimin. Zannetmeyesin ki nasihat eden dört dörtlük yaşamış da hiç öğüde ihtiyaç duymamış. Beşer, şaşar evlat! Yanlışlarımızla, hatalarımızla insan olduk biz. Elbet yanıla yanıla bulacağız yolumuzu. Bu konuda zannetmem ki kimsenin kimseye söyleyecek lafı olsun. Benim çorabım delikse diğerinin dirseği sökük, bir başkasının urbası yırtıksa berikinin düğmesi kopuk. Velhasıl, herkeste var bir noksan. Komşumunki seksen dokuzsa benimki doksan.
Bu dünya böyledir evlat; giden gelene, gelen gidene hâlini arz ettikçe döner. Çark aynı, diş değişir durur her seferinde.
Mektubumu burada sonlandırır gözlerinden öperim evlat, selametle…
*Kutadgu Bilig


Güzel yoran güzel bulurmuş, temiz düşünene pirüpak kapılar aralanırmış, hoş bakana hoş görenler denk gelirmiş, dürüst konuşana dosdoğru cevaplar, has yürüyene has yollar açılırmış.