Söyleşi: Mahir KILINÇ
Kütahya Yediler Camii Kur’an Kursu Öğreticisi
Kur’an kursu öğreticisiyken kukla sanatçılığı olarak da bilinen vantrilok olma fikri sizde nasıl doğdu ve bunu mesleğinize nasıl taşıdınız?
Vantrilok kukla gösterisini ilk kez TV’de izlemiştim ve çok ilgimi çekmişti. O zamanlar eğitimi yaygın değildi, biraz evde kendi çabalarımla denedim, sonrasında iki ayrı kurumdan eğitimini aldım ve Çilek hayatıma girdi. Çilek, 4 yaşında gerçek bir çocuk gibi sevinip üzülüyor, ağlayıp küsüyor, meraklı, utangaç. Çocuklar en çok Çilek’in bu hâllerini seviyor ve Çilek’te kendilerini görüyorlar. Her sene başında Çilek arkadaşları ile tanışır ve sınıfımızın bir öğrencisi gibi olur. Onlarla birlikte öğrenir, onlarla oyunlar oynar. Çilek her derste etkin olarak yanımızda bulunuyor. Kur’an harflerini öğrenirken, ezber yaparken, hikâye anlatırken okulda yaşadığımız tüm anılarda hatta fotoğraflarda bile bizimle birlikte. Bazen hasta olup okula gelemiyor, o günlerde onu özlüyor öğrencilerim. Zaten kukla gösterimi, değerlerimizin kuklalarla aktarımı bizim tarihimizde çok eskilere dayanıyor. Hepimiz Karagöz-Hacivat sahnelerini izlemekten büyük zevk alırdık, eski ramazan geleneklerinden olan meddahlar, ellerinde kuklalarla komik ama bir o kadar öğretici, ders verici hikâyeler anlatırlardı. Bizim çocukluk yıllarımızda da kuklalı filmler oynatılırdı. Hâlâ o günleri hatırlarız, kahramanların isimleri aklımızdadır. Hatta komik sahneleri bile hatırımızdadır. Çilek de tıpkı onlar gibi öğretime renk katıyor, bir yenilik, bir farkındalık oluşturuyor.
Minik çocuklar, kuklanız Çilek’i görünce nasıl bir tepki verdi ve Çilek’in 4-6 yaş Kur’an kursu öğrencilerinin eğitim öğretimine ne gibi katkısı oldu?
İlk tanışmada Çilek utanır; konuşmak, ismini söylemek istemez hatta sınıfın duygusal durumuna göre bazen kucağımdan inmez, ağlamaklı olur. Sonra korkacak bir şey olmadığını telkin ederiz, hatta bunu sınıfımdaki utanan, konuşmak istemeyen çocuklar yapar. Sonra yavaş yavaş alışır sınıfa, tüm arkadaşlarının isimlerini öğrenir ve alıştıkça geveze ve komik olmaya başlar. İşte bu andan itibaren eğitimin eğlenceli kısmı başlıyor, hem öğretmen olarak benim için hem kurs ile ilk kez tanışan öğrencilerim için. Kendi duygularını tıpkı bir ayna gibi karşılarında görmek ve o duyguların aslında sıradan ve yaşanması gereken bir süreç olduğunu fark etmek, başa çıkmayı deneyimlemek ve başa çıkabilmek öğrencileri çok rahatlatıyor. Eğitimde çok etkin bir öğrenme metodu vardır. Biz buna akran öğrenmesi diyoruz. Çilek çocuklarla tam olarak bu yöntem ile anlaşıyor. Bazen beni değil onu dinliyorlar. “Öğretmenim sen değil Çilek anlatsın lütfen!” sesleri yükseliyor sınıftan.
Çalışmalarınız ve gayretleriniz öğrencileriniz ve çevrenizdeki insanlar tarafından nasıl karşılanıyor ve nasıl tepkiler alıyorsunuz?
Çilek ve ben, anne ve kızı gibi olduk desem abartmış olmam sanırım. Karnımdan konuşmak kısmı herkese çok farklı geliyor. Sadece çocuklar değil yetişkinler bile konuşmasını istiyor. Hatta Çilek o kadar sevdiriyor ki kendini, cevap verip karşılıklı sohbet ediyorlar. Müftülüğümüze bağlı kurslarımıza Çilek’le zaman zaman tiyatro gösterilerine gidiyoruz. İlk kez gören öğrencilerin heyecanı bambaşka oluyor. Heyecanla izleyip gösterinin tekrarını istiyorlar. Burada çalışma ve gayretlerimi görünür kılan, Çilek’in daha fazla çocukla buluşup daha fazla yüreğe dokunmasına vesile olan idarecilerime de teşekkür etmek istiyorum. Elbette sınıfımdan çıkmak farklı ortamlarda olmak, yeni tecrübeler kazanmak beni de heyecanlandırıyor.
Çilek’le Hatay’daki depremzede çocukların da yanında oldunuz, onların yüzlerinde tebessümler oluşturdunuz. Çocukların sevinmesini sağlamak ve onlarda gülen yüzler oluşturabilmek nasıl bir duygu?
6 Şubat depremi hepimizi derinden sarstı. Ülkece depremin olduğu ilk andan itibaren orada olup bir işin ucundan tutmak, birisine faydalı olmak için can attık. Depremin 10. gününde 40 kişilik bir personel ekibi ile Hatay Kırıkhan’a gittik. Henüz yaralar tazeydi. Herkes depremin şokundaydı. Sevdiklerini kaybedenler, evi, iş yeri göçenler, çaresiz babalar, ne yapacağını bilmeyen anneler ve yaşadıklarına bir anlam veremeyen çocuklar... Bu çok üzücü bir sahne, insan ne yapacağını nasıl davranacağını kestiremiyor. Çadır kent alanına gittiğimizde Çilek sırtımda çantamdaydı. Uygun ortam olursa çıkarmayı planlamıştık. Beraberimdeki öğretici arkadaşlarımla alanın bir bölümünde oynayan çocukları fark ettik. Çilek çıktığı anda ilgi odağı oldu. Sadece çocuklar değil gençler hatta anne ve babalar, yaşlılar bile etrafımızı sardı. Herkes kısa bir süre de olsa yaşananları unuttu; hep birlikte tebessümler ettik, hediyeler dağıttık. Ertesi gün ekip sorumlularımız hızla çocuk çadırı kurdular ve Çilek bu vesile ile 3 gün arkadaşlarıyla buluştu. Görevimiz bittiğinde hepimiz gönlümüzün yarısını Hatay’da bırakarak ayrıldık. Bu arada Çilek’i elime her aldığımda muhakkak aklıma gelen bir anımı paylaşmak istiyorum. 7-8 yaşlarında bir oğlumuz vardı. Çilek’ten o kadar zor ayrıldı ki son kez arkamızdan seslendi “Öğretmenim büyüyünce araba alıp Kütahya’ya gelip seni ve Çilek’i arkadaşlarıma getireceğim.” Sanırım bir kukla ile ne yapılabilir sorusunun en net cevabı bu olmalı. Bir kukla ile, bir kalem ile, bir oyun hamuru ile hatta topraktan kardığımız çamur ile çok şey yapılabiliyor. Öyle çok şey yapılabiliyor ki bazen yapan bile yaptıklarına şaşırıyor.
Öz Geçmiş
Betül Eryılmaz, Kütahya’da doğdu. İlkokul eğitimini Evliya Çelebi İlkokulunda tamamladıktan sonra Kütahya Merkez Anadolu İmam Hatip Ortaokulu ve aynı okulun lisesinden mezun oldu. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesindeki öğrenimini 2007 yılında bitirdikten sonra Anadolu Üniversitesi Sosyal Hizmetler Bölümünü okudu. Hâlen Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Manevi Danışmanlık ve Rehberlik ana bilim dalında yüksek lisans eğitimine devam etmekte olan Betül Eryılmaz, Kütahya Yediler Camii Kur’an Kursunda 4-6 yaş öğreticisi olarak görev yapmaktadır, evli ve 2 çocuk annesidir.