NİZAMİYE MEDRESELERİ

Alparslan AKÇA

Selçukluların ilk başkenti olan Nişabur’da mühim bir eğitim müessesi inşa edildi. Sultan Alparslan’ın izni ve öncülüğüyle sultanın hocası ve veziri Nizamülmülk tarafından kurulan medrese, kurucusunun adına atfen “Nizamiye” adıyla anıldı. Nişabur’daki ilk medrese ile başlayan süreç Bağdat, Belh, Herat, İsfahan, Basra, Merv, Musul, Rey vb. Selçuklu şehirlerinde yeni medreselerin açılmasıyla devam etti.

Nizamiye medreselerinin kuruluşu, sadece Selçuklu tarihi için değil İslam tarihi açısından da önemli bir “kırılma noktası” olarak kayıtlara geçti. Zira gerek ilmî faaliyetleriyle gerekse yetiştirdiği ulema ve devlet adamlarıyla, İslam âlemini derinden yaralayan sapkın hareketlerin zararlı fikirlerini yaymalarının önünü alma konusunda gösterdiği başarıyla birlikte değerlendirildiğinde, medrese geleneğinde bir çığır açtığı görülür.

Bağdat Sünni halifeliğine karşılık Mısır’da kurulan Fatımîler Devleti, kendilerinin Hz. Peygamber’in kızı Hz. Fatıma’nın neslinden geldiklerini, gerçek İslam halifeliğinin kendilerince temsil edildiğini iddia ediyor ve inandıkları Şii akidesini bütün İslam coğrafyasında egemen kılmak için büyük çaba gösteriyordu.

İlmî, siyasi hareketlerini şiddetli ve dehşetli propagandalarla yürüttükleri bir dönemdi, Nizamiye medreseleri Fatımîlerin teröre varan eylemlerinin önünde set olmuştu.

Yüksek ilim tahsilinde büyük inkılaplar gerçekleştiren Nizamiye medreseleri, tahsil sürecindeki dağınıklığı gidermiş, Müslümanlar arasında birlik beraberliği sağlayarak bölücü cereyanların önüne geçmiş, sünnilik ve ehl-i sünnet düşüncesinin hâkim olmasına katkı sağlamış, Şii Bâtınilerin yürüttüğü sapkın faaliyetlerin engellenmesinde büyük rol oynamıştı.

Nizamiye medreseleri, Osmanlılar başta olmak üzere bütün İslam ülkelerinde örnek alınan ve yıllarca takip edilen öncü eğitim kurumlarıdır. İmam Gazali, Ebu İshak ve Cüveyni gibi İslam âlimlerinin müderrislik ettiği bu medreseler; Yusuf Hemedani gibi tasavvufu ehl-i sünnet çizgisinde yorumlayan sufi âlimler yetiştirmiş, dolayısıyla Yesevilik, Bektaşilik, Nakşibendilik başta olmak üzere mana ocaklarının yanmasında ve mayalanmasında, Türkistan ve Anadolu velilerinin yetişmesinde de tesiri olmuştur.

XI. asırdan sonra başlayan Haçlı seferleriyle birlikte Müslümanlarla ilişkileri artan, onları yakından tanıma fırsatı bulan Hristiyanlar, iktibas yoluyla fikir ve kültür alışverişinde bulundular. Selçuklular alanında uzman merhum Prof. Dr. Osman Turan, Selçuklu mirası Nizamiye medreselerinin, sadece Türk ve İslam âleminin medrese ve eğitim öğretim anlayışını kemale erdirmekle kalmadığını, Avrupa’da kurulan üniversitelerin fikrî temelini de oluşturduğunu savunur.