Yaklaşık beş milyon nüfusa sahip İrlanda, hem mesafe olarak hem de kültür, gelenek görenek açısından Türkiye’den epey uzakta bir ülke. Doğal güzellikleri, farklı ve gizemli yapısı, tarihî dokusu, mimarisi ile de birçok sanatçıya ilham kaynağı olmuş. Avrupa’da en fazla sanatçı ve edebiyatçı çıkaran ülkelerden biri olarak da biliniyor. Edebiyat tarihine baktığımızda Oscar Wilde, Bernard Shaw, Samuel Beckett, James Joyce ve meşhur Drakula’nın yazarı Abraham Bram Stoker ilk akla gelen isimlerden. Liste; Jonathan Swift, William Butler Yeats, Gerald Griffin şeklinde uzayıp gidiyor.
Eğer edebiyat âşığı bir gezgin iseniz Trinity College kütüphanesine uğramadan geçmeyin ama onun öncesinde selamlamadan geçmemeniz gereken biri var. Başkent Dublin’in Saint Stephen Meydanı’na heykeli dikilen bu şair, İrlanda’nın Edgar Allen Poe’su olarak da bilinen James Clarence Mangan’dan başkası değil.
Türk şiiri çevirirken Türk şairi olmak
Mangan, 1 Mayıs 1803’te Dublin’de fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Cizvit papaz mektebinde Latince, İspanyolca, Fransızca ve Almancayı çok genç yaşta öğrenen bu çok zeki, çalışkan ve bir o kadar da talihsiz çocuk, esnaf olan babasının iflasından sonra on beş yaşında okulu bırakıp çalışmaya başlar. Ailesine destek olmak için “Trinity College”ın kütüphanesinde bir süre yardımcı katalogcu olarak görev alır, çevirmenlik yapar. Bu çeviriler vasıtasıyla dönemin Türk şiiriyle tanışır. Yeni karşılaştığı bu kültürden o kadar etkilenir ki bütün zorluklarına rağmen Türkçeyi öğrenir. (Daha sonra Türkçeye Arapça ve Farsça da eklenecektir.) Bir İrlandalı olarak Türkçe öğrenmenin zorluğunu University Magazin’de Türkiye üzerine yazdığı yazılarda şu şekilde ifade eder: “Türk edebiyatını anlamak çok zor. Türkçe gramer okumakla, küçük izahları dinlemekle olacak iş değil bu. O bilgiyle Osmanlıcayı yazıp okuyamazsınız. İşi ciddi tutmak, uzun bir süre için kendi memleketinizi unutmanız gerekiyor. Âdeta yeminli bir Müslüman gibi olmalısınız. Osmanlıyı, Türk şiirini anlamak ancak böyle mümkün. Yani Avrupalılığın bütün eskimiş paçavralarından kurtulmak, onları rüzgâra savurmak gerek...”
Peki, Mangan’ı bizim için bu kadar ilginç kılan şey Türkçe bilmesi midir? Elbette hayır! O, Türk topraklarına hiç gelmemiş, ruhu Osmanlı topraklarında gezinen lakin bedeni Dublin’de olan bir sürgündür. O, Türk kültürü ve tarihine dair yazdığı şiirlerle çoğu “bizim” şairden daha “bizden”dir. O, Türk gibi düşünmeyi, Türk gibi hissetmeyi ve bunların doğal sonucu olarak da Türk gibi duyumsamayı şiirlerine nakşetmiştir. Türk gazel formunu kullanarak yazdığı şiirlerinde, şair olarak dâhil olduğu bu kültüre attığı derinlemesine bakış ve bu kültürün tam ortasından seslenişi akıl alır gibi değildir. Karaman, Erzurum, İstanbul gibi şehirleri görmeden yazdığı şiirlerde yakaladığı ses muazzamdır. Boğaz’ı çoğu şairimizden daha güzel tasvir eder. İstanbul’u Üsküdar sırtlarındaymış gibi anlatır. “Karaman Sürgünü” şiirinde Karaman’a olan hasretini bütün içtenliğiyle aktarır:
Görüyorum seni rüyalarımda,
Karaman!
Yüzlerce tepeni, binlerce ırmağını,
Karaman, Ah Karaman!
İrlandaca bilmeyen İrlandalı
Mangan, 1838 yılında İrlanda haritasıyla ilgili bir projede görevlendirilir. İrlanda’ya özgü yer isimleri ve coğrafi özellikler konusunda bilgi toplarken eski İrlanda şiir geleneğini keşfeder. Bazı şiirlerini İrlandacadan çevrilen şiirler üzerine kurar ve İrlandacayı bilmediği için de derinlikli bir bilgiye sahip olmaksızın bu dilde yazılan eski şiirlerden esinlenir. Burada elbette akıllara şöyle bir soru gelmesi kaçınılmaz: İrlanda’da yaşayıp İrlandaca bilmeyen şair mi olur? Bu soruyu cevaplamak için o dönemin siyasi atmosferine şöyle bir bakmak yeterli olacaktır:
1800 yılı sadece yönetimsel olarak değil, dilsel manada da İrlanda’da Britanya’nın emperyalizminin kendini kurduğu bir dönemin başlangıcına işaret eder. Bu dönemde İrlandaca, Britanya’dan gelen yetkililer tarafından sistemli bir şekilde unutturulmaya çalışılır. Bu kültür emperyalizmi, İrlanda halkında bir travmaya neden olacak ve toplumsal belleğe hiç silinmemek üzere kazınacaktır. Aslında, Mangan’ın görevlendirildiği bu proje, Britanya’nın uyguladığı dilsel emperyalist ideolojinin kullandığı mekanizmaların bir parçasıdır ancak durum tersine dönecek, Mangan’ın eski İrlanda şiir geleneğini keşfetmesine ve daha da milliyetçi bir çizgiye kaymasına neden olacaktır.
1922 yılında İrlanda Özgür Cumhuriyeti kurulduğunda bile, İrlandaca sadece köylerde yaşlı İrlandalıların hatırlayabildiği ya da Atlantik kıyısındaki bazı bölgelerde konuşulan bir dil durumundaydı. Tabiri caizse İrlanda dili ölü bir dil hâline gelmişti; ne sosyal hayatta ne ticarette ne de eğitimde kullanılmaktaydı. İrlandalılar İrlandacayı, çok sonraları okulların öğretim programlarına yerleştirilen dil dersleriyle öğrendiler ki bu da İrlandalıların ana dilini sonradan öğrenen bir ulus olması gibi benzeri bulunmayacak bir gerçekliği deneyimlediğini göstermesi açısından önemlidir. Sonraki dönemlerde İrlandalıların yaşadığı bu derin travma, pek çok edebiyat eserine konu olur. XX. yüzyıl İrlanda tiyatrosunun önde gelen isimlerinden Brian Friel’in “Translations” başlıklı oyunu, bu eserlerden yalnızca biridir.
Mangan, sadece dönemin siyasi atmosferinden dolayı değil, bir manavın oğlu olarak dünyaya geldiği için ait olduğu sınıf ve dinî kimliği yüzünden de pek çok açıdan haksızlıklara maruz kalır. Çünkü Katolik bir aileye mensuptur ve XIX. yüzyılda İrlanda’da Katolik olmak demek Krallığın sunduğu pek çok nimetten faydalanamamak demektir.
Özetle Mangan’ın yaşadığı dönem (1803-1849), İrlanda tarihinin önemli dönüm noktaları ile kesişmektedir. Tarihinin en acılı ve karmaşalı dönemi, Mangan’ın şiirlerine hem doğrudan hem de dolaylı olarak yansır ve şair, en güzel millî şiirlerini korkunç bir yoksulluğun kucağında inleyen ülkesinin bu döneminde yazar.
Dublin sokaklarında bir mistik
Mangan, yaptığı araştırmalarda Orta Doğu’nun kültürel ve sosyal atmosferinden çok etkilenir ve bu atmosferi edebî eserlerine de taşır. İslam düşüncesinde felsefi bir derinliği temsil eden tasavvufla yakından ilgilenir. Bilindiği üzere sufilerin önemli bir özelliği, sof (suf) giymeleri ve gösterişli elbiselerden kaçınmalarıdır. Mangan, eskiciden satın aldığı, İngiliz dilinde “cloak” olarak adlandırılan bir kıyafetle Dublin sokaklarında dolaşarak herkesi şaşırtmaktadır. Bu kıyafet, bir Müslüman kıyafeti olan cübbedir. Bu açıdan bakıldığında Mangan’ın -en azından kıyafet seçimiyle- kendini tasavvuf ehli olarak gördüğü söylenebilir.
Mangan aynı zamanda büyük sufi öğreticilerinin edebî külliyatına hâkimdir ve sufi öğretilerini metinlerinde de sıklıkla kullanır. Türkçe, Farsça ve Arapçadan çevirdiğini söylediği birçok şiirinde sufi inanç ve öğretilerinden izler görülür. Şiirleri ve nesirlerinde hem imgelem yoluyla hem de biçimsel olarak mistik unsurları eserlerine katarak gizemlerle dolu bir yazın dünyası oluşturur.
Mangan, diğer birçok şiirinde gerek tema ve içerik, gerekse söz sanatları ve motifler açısından tasavvufi öğretilere geniş yer verir. Bu metinlerden biri olan “Sufilerin Manisi” isimli şiiri, yedi bölüme ayrılır ve her bölüm kendi içinde yarı düzyazı yarı şiir biçimindedir. Bu düzyazı bölümlerinin tamamının besmele ile başlaması özellikle dikkat çekicidir. Arkasından gelen bölümler, birebir çeviri olmasalar da işaret ettikleri öğreti ve öğütlerle ayetleri anımsatmaktadır.
Mangan, bir sufi olmak ve bir sufi gibi yaşamak için nelerin gerekli olduğunu ustalıkla seçtiği kelimeler ve bu kelimeleri maharetle kullanarak yazdığı satırlarla tek tek sayar okuyucusuna:
Çuhalar, oruçlar, kahveye karşı bir yemin ve gece nöbetleri,
Günahlardan arındırsa da, yapmaz kimseyi bir sufi.
Aşırılıktan tamamen uzaklaşmaktan fazlası zorunlu
Uysallık, yokluk, cesaret ve tevazu
Bilgelik ve sessizlik ve sabır ve durmaksızın dua yani,
İşte bunlar bizim söylediğimiz maninin tonu ve melodisi.
Süssüz bir yaşamı tercih etmenin bir sufi için yeterli olamayacağını savunan Mangan, bu dizelerinde dış görünümden ziyade içsel zenginliğin ve adanmışlığın yanı sıra tasavvuf ehlinin sabır ve dua gibi deneyimlerinin öneminin de altını çizer. Mangan’a göre bir günah küçük de olsa pişmanlık duyulup tövbe edilmediği ve sürekli tekrarlandığında artık büyük günah sayılır. Bu İslami düşünceyi şiirinde şu mısralarla işler:
Bismillah! Sakının daima yaşamaktan
Tek bir günahın rutin işleyişinde;
Küçükse de günahın kendisi
Sürekli tekrarı yapar onu en feci.
Mangan’ı âdeta bir derviş gibi insanlara nasihat ederken, onları samimi tövbeye davet ederken görürüz:
Vah hâline bir kötülükle diğerini defedenlerin!
Uzak olsun düşüncelerinden bu lanet yanılgı, ey kardeşim!
Sök çıkar kalbini ve tövbe et sahip olduğu ve sevdiği her şeye
Suçlu boşluklarında bir günah beslemektense.
Yama ve tamirdense, yeni kıyafetler giymektir daha asili
Sufi öğretisinde kanaatkârlık -her ne kadar ulu bir gaye olsa da- insan-ı kâmil olmak için daha fazlası gereklidir:
Bismillah! Uyarılmıştın sen, Ey sufi!
Kanaatkârlığın, kendi içinde ne kadar harika olsa da,
Seni kâmil yapmayacağı konusunda.
Mangan, sabır, günahlardan arınmak, tövbe etmek, kibirden kaçınmak, mütevazı olmak, mülkiyetten uzak durmak ve zamanın kıymetini bilmek gibi erdemleri ince ince ve ustalıkla âdeta bir nakış gibi işlediği dizeleriyle okuyucusuna sunar. (Prof. Dr. Arda Arıkan, Kıvılcım Uzun, “James Clarence Mangan’ın ‘Sûfîlerin Mânisi’ Başlıklı Şiirinin Kur’an-ı Kerim ve Sufilik Bağlamında Metinlerarası Bir İncelemesi”.)
“Ruhum Allah’ın sakin yurdunda dinlenecek artık”
Mangan, İrlanda’nın siyasi bunalımlarına eleştirel ve mesafeli olarak yaklaşmış ve belki de bu yüzden İrlandalılar tarafından çekince oluşturan şair ve yazarlar kapsamında yer almıştır. Öte yandan ekonomik, siyasi ve kültürel baskılarla İrlanda’yı etkisi altına almak isteyen İngiltere’yi topyekûn reddettiği için de İngilizler tarafından hak ettiği ilgiyi görememiştir. Eserlerinde sıklıkla Türkiye ve İslam dünyasını konu edinmesine rağmen ülkemizde ve diğer Müslüman ülkelerde eserleri yeterince incelenmemiştir.
Kırk altı yıllık kısa hayatında yaptığı çalışmalarla Osmanlı edebiyatının Avrupa’da tanınmasında önemli rol oynayan bu Türk âşığı şairin kıymetinin taltifi ne yazık ki çok gecikir. Cemal Süreya’nın, “Türkçe bilenin işi rast gider.” ifadesi, Mangan için geçerli olmaz. Maddi sıkıntılar içerisinde bir yaşam süren Mangan’ın bu kısa ömrü, 1849 yılında, henüz 46 yaşındayken açlık ve koleradan Dublin’de son bulur.
Joyce’un tabiriyle “İrlanda’nın bütün geçmişini kafasında taşıyan adam”a vedayı yine kendi mısralarıyla yapmak uygun olacaktır:
“Nihayet kafesin çöküyor…
Demirleri dağılacak yakında.
Elveda gaileli dünya, günahlarla haşır-neşir olan dünya
Ruhum Allah’ın sakin yurdunda dinlenecek artık”