SIRAT-I MÜSTAKİM ÇİZGİSİ İTİDAL
Âlemlerin Rabbi olan Allah, kâinatı bir ölçü ve denge içerisinde yaratmış, her varlığa anlam ve amacına uygun bir istikamet belirlemiştir. Her şeyin kendi yörüngesinde belli bir ölçü ile akıp gittiği bir âlemin irade sahibi bir varlığı olan insandan da aynı ölçü ve nizam içerisinde istikamet sahibi olması istenmektedir. Allah’a kulluk gibi yüce bir gaye için yaratılmış insanın bu gayeyi ancak istikamet üzere bir hayat sürmekle gerçekleştirebileceği izahtan varestedir. İstikamet çizgisinde mutedil bir hayat, birey ve toplumun huzur ve selameti için olduğu kadar yeryüzünün denge ve düzeninin devamı için de elzemdir. Diğer taraftan insanın istikametten sapması ve itidalini yitirmesi durumunda yeryüzündeki her türlü kötülüğün, felaketin ve fesadın baş aktörü ve müsebbibi olacağı da bir gerçektir. Bu sebeple yüce dinimiz İslam’ın getirdiği ilke ve değerler, bireyin, toplumun ve dünyanın dengesini bozacak her türlü tutum ve davranıştan uzak durmayı, ifrat ve tefrite düşmeden mutedil bir çizgide bulunmayı öğretmektedir.
Bu bağlamda Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de inkâr, cehalet, taassup, taklit, kibir gibi sebeplerle tevhid, ibadet ve ahlak başta olmak üzere hayatın birçok alanında yönünü kaybeden toplumların düçar oldukları aşırılıkları bizlere haber vermiştir. Allah’a çocuk isnat eden, emir ve yasaklarına karşı çıkan, peygamberlerin kimine iman edip kimini inkâr eden, kıyamet ve ahiret hayatına dair çarpık bir inanışa sahip olan, madde ve mana arasındaki dengeyi gözetmeyen, dinî hayatı dünyadan soyutlayarak ruhbanlığı savunan birtakım anlayışların yanlışlığına dikkat çekmiştir. İnanç hususunda haddi aşanları ve Allah’a daha iyi bir kul olma adına aşırı davranışlar ortaya koyanları şiddetle eleştirmiştir. Bu bağlamda Rabbimiz, Maide suresinin 77. ayetinde, “De ki: ‘Ey Ehl-i kitap! Hakkın sınırlarını aşarak dininizde aşırılığa gitmeyin. Daha önce kendileri saptığı gibi birçoklarını da saptıran ve yolun doğrusundan uzaklaşan bir topluluğun keyfî istek ve arzularına uymayın.’” uyarısıyla da ilahi sınırları aşma, dinde aşırıya gitme, doğru yoldan uzaklaşma, nefsî istek ve arzuların esiri olma hususunda tüm insanlığı uyarmış, her halükârda ölçülü ve dengeli davranmaya davet etmiştir.
İnsanlık için örnek şahsiyetler olarak peygamberler, ilahi mesajları tebliğde her zaman itidal üzere olmuş, dinin emir ve yasaklarını ifrat ve tefrite sapmadan uygulamıştır. “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” (Hud, 11/112.) ilahi fermanına muhatap olan Sevgili Peygamberimiz de hep bu ilke üzere hareket etmiştir. O’nun İslam’ı hayatla buluşturma uğruna verdiği mücadeleye baktığımızda daima ölçü ve dengeyi gözettiğini ve ashabına da her durumda mutedil olmayı tavsiye ettiğini görmekteyiz. Onun bu husustaki “Dinde aşırılıktan sakının. Muhakkak ki sizden öncekileri dinde aşırılığa gitmek helak etmiştir.” (Nesai, Menasikü’l-hac, 217.) uyarısı, meselenin ehemmiyetini açıkça ortaya koymaktadır.
Ayrıca Peygamberimiz her işte daima kolay olanı tercih etmekle de ümmetine en güzel örnek olmuştur. Bir hadislerinde, “Din kolaylıktır. Bir kişi takatinin üstünde ibadete kalkışırsa din karşısında âciz kalır. Bunun için aşırıya kaçmayın, dosdoğru yolu tutun...” (Buhari, İman, 29.) buyurmuştur. Ashab-ı kiramdan bazılarının ibadetler hususunda iyi niyetlerinden kaynaklı aşırı istek ve uygulamalarda bulunduğunu müşahede ettiğinde onları ikaz etmiş, dinin doğru anlaşılması ve itidal üzere yaşanması hususunda onları ikna etmiştir. Böylelikle kolay olanı tercih etmenin fıtrata en uygun yol olduğunu öğretmiştir. Onun her türlü aşırılıklardan uzak hayatını örnek alan ashab-ı kiram, hem teoride hem pratikte kolaylaştırma ve sıkıntıları giderme metodunu hayatlarının en önemli ilkesi hâline getirmiş; İslam’ın itidal ve suhuleti önceleyen hayat nizamının sağlam bir şekilde bizlere ulaşmasına öncülük etmiştir.
Ne yazık ki tarihsel süreçte İslam coğrafyasında yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in itidali merkeze alan ayetleri ve Allah Resulü’nün her türlü aşırılıktan uzak hayatı apaçık ortada olduğu hâlde dinin maksat ve maslahatlarını idrak edememeleri sebebi ile birtakım marjinal kişi, grup ve anlayışlar zuhur etmiştir. İlk dönemlerdeki tekfirci anlayışın savunucusu Hariciler ve ezoterik anlayışın temsilcisi Bâtıniler, marjinal grupların en bilinen dikkat çekici örnekleridir. Günümüzde ise başta ayetler, hadisler, ibadetler olmak üzere İslam’ın ilke ve kavramlarını amacı ve bağlamı dışında kendi hedefleri doğrultusunda kullanarak istismar eden FETÖ ve DEAŞ gibi gruplar, aşırılığın ve hakikatten kopuşun tipik örnekleri olarak ortadadır. Ancak bunlar ve benzerlerinin ifrat ve tefrite varan düşünce ve davranışları hiçbir zaman Müslümanların çoğunluğu tarafından kabul ve itibar görmemiştir ve görmeyecektir.
Bugün bizlere düşen, İslam’ın her türlü aşırılıktan uzak makul ve mutedil hayat nizamını ve Hz. Peygamber’in (s.a.s.) çağlar üstü örnekliğini insanlık ailesinin her bir ferdine güzel bir dil ve üslupla ulaştırmaktır. İslam’ın sevgiyi, şefkati, merhameti, insafı merkeze alan, düşmanlığı, nefreti ve ötekileştirmeyi reddeden anlayışını insanlıkla buluşturmaktır. Esasen bu, Allah’a ve ahiret gününe iman etmiş ve yeryüzünü ıslah etmekle memur kılınmış Müslümanlar için bir iman ve kulluk sorumluluğudur. Çünkü Rabbimiz bizleri, “her türlü aşırılıklardan uzak bir ümmet” (Bakara, 2/143.) olarak tavsif etmiştir. Böyle bir ümmet olmanın gereklerini de “Siz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emredersiniz, kötülükten alıkoyarsınız ve Allah’a inanırsınız…” (Âl-i İmran, 3/ 110.) ayeti ile beyan etmiştir. Sırat-ı müstakim çizgisinde mutedil bir hayat yaşamak ve yaşanması için çalışmak, ancak bu sorumluluğun gereklerini hakkıyla yerine getirmekle mümkün olacaktır.