Atalarımızın, Uzak Asya’nın bozkırlarından getirdiği, artık dolaşımda olmayan, sözlüklere anlamı daraltılarak hapsedilmiş bir kelime: Dulda.
“Gölge” kelimesi de kullanılıyor dulda yerine ancak gölgeyi de kapsayan daha zengin çağrışımlı bir kelime.
“Kötülerin duldası olmaz.” diyor, Karacaoğlan; pek çok hasletin, iyiliğin, insandaki ağırlığını anlatmak için “dulda” kelimesi kullanılıyor.
Çevrenizi koruyup kolluyor, mazlumların, mağdurların, muhtaçların yarasını sarıyor, onların hakkını hukukunu gözetiyor musunuz, duldanız vardır.
Cömert misiniz, yedirip içirmeyi, konuk ağırlamayı seviyor musunuz, duldanız vardır.
Kötülüğe, namertliğe, vurdumduymazlığa tahammülünüz yok mu, duldanız vardır.
Siz orada bulunmasanız bile, adınızın geçtiği ortam bir saygı halesiyle mi çevreleniyor, duldanız vardır.
İtibarınız dilden dile mi dolaşıyor, duldanız vardır.
Muhataplarınızın ilk bakışta hâlinden ve derdinden anlayan bir basirete mi sahipsiniz, duldanız vardır.
Sır tutmayı biliyor, sırrınızı nadana söylemiyor musunuz, duldanız vardır.
İnsanların ardından konuşmuyor, gıybetten, malayaniden, istihzadan uzak, onurlu bir hayat mı yaşıyorsunuz, duldanız vardır.
Bulunduğunuz mecliste hiç konuşmasanız bile sizin sözünüz mü geçiyor, duldanız vardır.
Bulunduğunuz ortamı iyilik bulutları mı kaplıyor, duldanız vardır.
Hasılı iyi misiniz, duldanız vardır.
Ne diyor Karacaoğlan:
“Atı olan ata biner atlanır
Atı olmayan her cefaya katlanır
Yiğit attan düşse yine ad kalır
Yiğit duldasında yiğit saklanır
Kötülerin duldası olmaz, dalı olmaz”