İSTİKAMET
Dinî kaynaklarımızda terkip ve teşvik edilip de edebiyatımızda konu edilmemiş ahlaki değerlerimizden hiç var mıdır acaba? İslam’da “maruf” kapsamında hangi güzel söz ve davranış varsa bunların duyurulması, özendirilip terviç edilmesi (emir bi’l-maruf) hem din tebliğcilerinin görevi olmuş hem de divan şairlerimizin sanat metinlerine girmiştir. “İstikamet” de bunlardan biridir. “Doğruluk, dürüstlük, adalet, itidal, itaat, sadakat” gibi sözlük anlamlarının dışında, kelime Arapça lügatlerde “dinî ve ahlaki hükümlere uygun bir hayat sürme, aşırılıktan sakınıp Allah’a itaat ve Hz. Muhammed’in sünnetine uyma” olarak özetlenebilecek bir mana ile izah edilmiştir. (M.Çağrıcı, S.Uludağ, İstikâmet, DİA, c. 23, s.348.) Bir kereliğine dürüst olma değil hayat boyu doğruluk çizgisinde yaşama manasıyla istikamet, İslam’da tavsiye edilen ahlaki değerler arasındadır. Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde bu kelime değişik kullanım şekilleriyle geçmekte olup Cenab-ı Hak ve Resulü tarafından müminlerin istikamet sahibi kâmil insanlar olmaları emredilmiştir. Kavramın mana genişliği bütün ahlaki güzellikleri içine alacak düzeydedir. Hz. Peygamber’in, “Sana emredildiği şekilde dosdoğru ol.” (Hud, 11/112.) ayetinin kendisini ihtiyarlattığını belirtmesi (Tirmizi, Tefsir, 56/6.), Müslüman için ahlaki bir hedef olarak gösterilen “müstakim” olmanın önemini ve zorluğunu göstermektedir. İslam uleması kavram üzerinde çokça durmuş, kelimedeki murad-ı ilahiyi anlamaya yönelik yorumlar geliştirmişlerdir. Âlemdeki her varlığı kuşatan ilahi hikmetin istikamet anlamına geldiği; “Şüphesiz Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir.” (Hud, 11/56.) mealindeki ayette, Yüce Allah’ın evrenle ilişkisinin de bu çerçevede anlaşılacağı yorumu yapılmıştır. (M.Çağrıcı, S.Uludağ, İstikâmet, DİA, c. 23, s.349.)
Şairlerin istikameti
Çeşitli manaları arasında daha çok doğruluk (sıdk/sadakat) yönü öne çıkan istikamet terimi, şairler tarafından hem vaaz üslubuyla hem de sanatlı söz oyunlarıyla ele alınmış, kelimenin her anlamı nazara verilmeye çalışılmıştır. Onlar müstakim olmayı hayatın gayesi olarak sunmuşlar, şiirlerini okuyacak olanlara da bunu tavsiye etmişlerdir. Anadolu’da edebî türlerin yeni belirdiği çağlarda, şairin düz bir anlatımla Kur’an’a tabi olup emir ve nehiylerine uymanın en doğru yol olduğunu belirtmesi böyle bir söyleyiş örneğidir:
Anı tut kim dir bu Kur’an-ı Kerim
K’ol-durur bî-şek sırat-ı müstakim
Emrine sıdkıle ol anın mutî‘
Nehyini ko k’ola ol sana şefî‘ (Ahmedî)
İslam kültüründen çokça beslenen divan şairleri, dinî/ahlaki ilkeleri bazen hayattan seçtikleri misaller üzerinden verir, benzetmelerle tavsiye ve öğütlerini daha etkili kılmaya çalışırlar. “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” emrine ittiba ederek şairler de “şunun gibi doğru ol” anlamında teşbihler üretirler. Beytine böyle bir misali alan şair, “Sen tıpkı ok gibi istikamet üzere hedefine doğru yol al; çevrende eğri huylu kişilerin bulunması bile sana engel olamaz.” diyerek okuyucusuna yön göstermiştir:
Mani değil refâkat-i kec-tıynetân heman
Manend-i tîr râst-rev-i istikamet ol (Arpaeminizade Sami)
Aynı şair başka bir misalle daha zihinlerimizi uyandırır. Kültürümüzde elif harfi, başka delâletlerinin yanında doğruluğun da simgesidir. Göz alıcı güzel bir hat ile resmedilen elif harfi zihinlerde doğruluğu remzeder, üst kısmındaki püskül de adaleti hatırlatır şaire göre:
Elifler i‘tidâl-i istikametden ibarettir
Verir zülfeyle zencîr-i adaletten nişan tuğra
Eşyadaki fiziki düzgünlükle ahlaki dürüstlük arasında irtibat kuran gönül ehli bir şairimiz de dimdik (dosdoğru) olan servi ağacına hazan rüzgârının tesir etmemesini örnek vermiş (irsal-i mesel), istikametli olanların Hakk’ın korumasında olduğunu ve zarar görmeyeceklerini söylemiştir:
İstikamet ehli hıfz-ı Hak’dadır ermez ziyân
Anın içün servi incitmez beyim ermez ziyân (Aziz Mahmud Hüdayi)
Müstakim bir şairimiz de daimî bir istikamet hâlini kendi hayatı üzerinden dikkatlere sunmuş, öyle olmak gerektiğini söylemeye çalışmıştır:
Hasbeten lillah gazâlar eyleyüp Haydar gibi
Âlemi seyr ideriz mir’ât-ı İskender gibi
Hasmımızdan dönmeziz dünyada şîr-i ner gibi
Dinimizde kâmiliz ashab-ı Peygamber gibi
Ehl-i dünyaya inen açılmazız defter gibi
Gönlümüz dünyaya akmaz hâsılı kevser gibi (Taşlıcalı Yahya)
Hayatta güzel ahlak adına sahip olunması gereken pek çok haslet vardır. Her bir hikmetli sözde bunlardan birisi öne çıkar. İsmi de doğruluğu çağrıştıran şaire göre, insana önce sadakat duygusu gereklidir. Çünkü imanın özüne istikameti olmayanlar ulaşamaz:
Evvela lâzım sadâkat Sıdkıyâ ez-cân u dil
İstikametsiz bulunmaz lübb-i îmân şübhesiz (Mehmed Sıdkî)
Hayatında hep bir arayış içinde olan insan, arzuladığı menzile varabilmek için de istikamet caddesinde (sırat-ı müstakim) yürümelidir. “Kem aletle kemalât olmaz” vecizesinde de belirtildiği gibi eğri yol ile doğru hedeflere ulaşılması çok güçtür zira:
Şeh-râh-ı istikamete var sâlik ol yürü
Güçdür vusul menzile oldukda râh kec (Sünbülzade Vehbî)
Aynı hakikati benzer üsluplarla dile getiren şairler okuyucularına daima doğru hedef çizerler. İnsanların hayırlı menzillere ulaşmalarını istediklerinden, onlara bu doğrultuda tavsiyelerde bulunurlar. Mutasavvıf şairimiz hedefe yönelenlere istikamet tavsiye ederek servi ağacı gibi dik başlılık etmemelerini, kaf harfi gibi boyun bükmelerini istemiş; talep (aşk) sahrasında ilerlemeyi (seyr ü sülûk), böylece Kaf Dağı’nın sultanı Anka’ya kavuşabileceklerini hatırlatmıştır:
Ey tâlib-i kâmet kıl istikâmet
Ser çekme serv-tek kâmeti kıl kâf
Sahrâ-yı talebde eyle ikâme
Tâ görünsün Ankâ şehenşâh-ı kâf (Hamza Nigârî)
Bunun için de samimiyetle her daim dua etmeli ki Sübhan olan Rabbimiz bütün işlerimizde bize yardım etsin:
Gice gündüz hemân sıdk-ı derûn ile du’â eyle
Ola cümle umûrunda mu‘îni Hazret-i Sübhân (Şehrî)
Tavsiye ile yetinmeyip kendisi de Hak’tan istikamet isteyen şair, dua eden mümin tavrıyla pişmanlık belirtmiş, ilahi lütfun kendisine rehber olmasını ve dalalet yoluna düşmemeyi niyaz etmiştir:
Hâdi-i râh-ı hüdâ ol yolumuzdan azmışız
Sâlikiz göster tarîk-ı istikâmet Rabbenâ
Rehber et lütfun tarîk-ı müstakîme gidelim
Etme bizi sâlik-i râh-ı dalâlet Rabbenâ (Beyânî)
Başka beyitlerinde gönlünün saf, gıllügişten beri olduğunu belirten aynı şair, doğruluğu şiar edindiğini ve gam sokağında dosdoğru devam ettiğini yazarak hayat çizgisini beyan etmiştir:
Bilmeziz hile sadakat kârımız
Müstakimiz sûk-ı gam dellâliyiz
Çeşitli şiir tarzına sahip şairler, vermeye çalıştıkları mesajları farklı nazım şekilleriyle ve en güzel söyleyiş kıvamına getirip ifadeye dökerler. Bu türün örnekleri genellikle divanlarında yer alır. Bazen de mesnevilerinde yer verdikleri manzumeleriyle biraz didaktik ve öğüt üslubuyla seslenirler okuyucuya. Çeşitli ahlaki erdemleri dile getirirken istikameti de bütün mana genişliğiyle birlikte düşünüp esasta doğruluk tavsiyesinde bulunurlar.
İslami edebiyatı bu topraklarda ikame eden yazarlarımızdan Âşık Paşa, tasavvuf düşüncesiyle mezcettiği Garibname’sinde doğruluğun insanı nimete ulaştıracağını, aksinin mihnet getireceğini, sıdkı olmayanın mümin değil münafık sayılacağını, böyle kalbin rahmetten uzak karanlık bir hâlde bulunacağını ta ilk asırlarda kolay anlaşılır bir dille nazma dökmüştür:
Sıdk u tâ‘at devlete iltür seni
Nefs ü şehvet mihnete yiltür seni
Her ki sıdkı yoğise mü’min değil
Bes münâfıkdır değil anda kabûl
Her gönül kim sıdkı yok benzer şuna
Rahmet inmez tîredir önden sona (Âşık Paşa)
Hikmet şairi Nabi farklı meslek gruplarını değerlendirdiği meşhur Hayriyye’sinde, devlet görevlisinin her yönüyle beğenilir olmasını, söz ve fiillerinin (marifet) müstakim olmasını ister:
İstikametle ola ma‘rifeti
Pâk ü müstahsen ola her ciheti (Nâbî)
Şair ayrıca uyarıda bulunarak her doğru görünene aldanmamayı lakin herkesi de nifak sahibi zannetmemeyi tavsiye etmiştir:
Herkesin kavlini sadık sanma
Cümleyi lîk münafık sanma
İlim ve sanat erbabının asırlar boyu yaptığı manzum/mensur telkin ve tebliğler şüphesiz her dimağda aynı müspet tesiri yapmış olamaz. Söz tutan da olmuştur tutmayan da. Nüktedan bir şair de sadakatin yokluğundan yakındığı kasidesinde belki biraz da mübalağa yaparak olumsuz bir tablo çizer:
Halkın yanına varmağa yokdur yüzi gayri
Gözden düşeli merdüm-i pinhân-ı sadâkat
Turmaz bu yakınlarda ider terk-i der ü dâr
Gurbetler olur nâ’ib-i evtân-ı sadâkat
Gitdiyse haber almanın imkânını bulsak
Bilsen neredir menzil-i mihmân-ı sadâkat
Toğrısın ararsan anın imkânı bulunmaz
Turmaz bu havâlîde o sultân-ı sadâkat (Ebubekir Kânî)
“Doğruluk kavramı artık gözden düşmüş, insan içine çık(a)mamaktadır. Diyarı terk etmiş, gurbeti vatan edinmiştir. O misafirin menzili bilinmez artık. Sadakat sultanı bu havalide değil, onu bulmanın imkânı da yoktur.” ifadeleriyle içinde gerçeklik de barındıran şairane mısralar, bu ahlaki erdemin yokluk ve azlığının topluma olumsuzluk olarak yansıyacağının acı bir ifadesidir.
Kelimelerin en uygun kullanım mecralarını bulan büyük şairler, bunlarla insanların duygularına da istikamet verirler. Divanında bu terimi çok ustaca kullanan Fuzuli, aşk ülkesinin surlarında geçirdiği dertli ve uykusuz gecelerde istikamet hisarını beklediğini söylemiş; o dönemde askerlerin nöbet usulünü de çağrıştırarak kelimeye ahlaki bir anlam yüklemiştir:
Sanmanız kim giceler bî-hûdedir efgânımız
Milk-i aşk içre hisar-ı istikamet bekleriz (Fuzuli)
Şairce bir kurgu olsa da “aşk kalesi”ni bekleyenlerin istikamet üzere olmalarını bize ihtar eden beyit, şairin duygularındaki istikameti göstermektedir.
Şiir sanatındaki seviyesini dürüstlükle kazandığına inanan usta bir şair, kendine hitapla, “Şiir söylemekte kimse senin yanlışını bulamaz; çok şükür senin tabiatın düzgün, akıl ölçün de dürüsttür.” diyerek şairane bir tefahür belirtse de kendinde gördüğü ahlaki değerin varlığına şükretmiştir:
Bâkıyâ fenninde tutmaz kimse noksanın senin
Hamdü lillâh tab‘ mevzûn akl mizanı dürüst (Baki)
Resul-i Ekrem’i titreten istikamet sorumluluğu şairlerde ne kadar tecelli etmiştir bilinmez ama onlar daima doğru bildiklerini okuyucularına tavsiye etmişler, müstakim olanlardan da dua beklemişlerdir. Ne demişti Ziya Paşa:
İnsana sadakat yaraşır görse de ikrah
Yardımcısıdır doğruların Hazreti Allah
Hasılıkelam, ne mutlu ömür boyu müstakim kalabilenlere!