SAİD HAVVA
HÜCRESİNİ ÇALIŞMA OFİSİNE ÇEVİREN BİLGİN
Enbiya YILDIRIM
Aslen Vanlı bir ailenin çocuğu olarak 1935 yılında Suriye Hama’da doğdu. Fransa’nın Suriye’yi işgal ettiği dönemler… İki yaşındayken annesini kaybetti. Sömürge düzenine karşı aktif mücadele edenlerden biri olan babası, kan davası nedeniyle evden uzak kalınca onun da çocukluk dönemi meşakkatli geçti. Bu zor günlerinde ninesi ve amcası onu himayelerine aldı. Sekiz yaşlarındayken hapishaneden çıkan ve sebze satarak geçimini temin etmeye çalışan babasına işlerinde yardımcı olmaya başlayınca okuldan ayrılmak zorunda kaldı. Bugünleri anlatırken ailesinin çok fakir olduğunu, genellikle arpa ekmeği yediklerini ve sadece bayramlarda pirinç yiyebildiklerini söyleyecektir.
Lise öğrenimi sırasında sosyalizm, milliyetçilik, Baasçılık ile Mısır’da okuyan Suriyeli öğrenciler vasıtasıyla ülkeye taşınmış olan Müslüman Kardeşler hareketi ülkede yaygındı. O, sonuncusuyla tanıştı ve 1952’de harekete katıldı. Lise dönemi onun zihinsel olarak yetişme dönemidir. On üç ila on yedi yaş aralığında, yaşının küçüklüğüne rağmen hayatının en zengin okumalarını gerçekleştirir. Bir caminin büyük kütüphanesi ona bu imkânı sunar. Nietzsche, Eflatun, Schopenhauer ile ilgili çok sayıda kitap okur. Aristo’nun Nikomakhos’a Etik kitabının özetini bile hazırlar. Fransız İhtilali ve Napolyon hakkında da eserler okur. Ayrıca İhya-u Ulumi’d-Din başta olmak üzere tasavvuf ve ahlak ile ilgili kitapları da mütalaa eder. Havva, bu okumalarının kendisine, yaşını aşan yazma yeteneği yanında hızlı anlama ve bütüncül düşünme kudreti kazandırdığını ifade eder. Nitekim okulu bitirdikten sonra yazacağı tefsir hususunda önemli ölçüde zihninde bir yöntem oluştuğunu söylemesi bundandır.
Lise sonrasında Şam Üniversitesi Şeriat Fakültesine kaydoldu. Fakültedeyken Kur’an’ı ezberledi. İhvan’ın lideri de olan dekan Mustafa Sibâî ile tanıştı. Mustafa Zerkâ, Hasan Habenneke gibi o dönemler İslam dünyasının yıldızları olan üstatlardan ders aldı. Bu da onu ilahiyat alanında hem birikim sahibi yaptı hem de ümmetin aşılması gereken sorunlarıyla yüzleştirdi.
Mezun olduktan sonra Hama’da öğretmenliğe başladı. Askerlik dönüşü şehirde İhvan ile rejim arasında çıkan çatışma ve sürtüşmelerde hareketin silaha başvurmaması için çabalasa da adı organizatörler içinde geçtiğinden Irak’a kaçmak zorunda kaldı. Gıyabında idam cezası verildi. Genel af ilan edilmesi üzerine tekrar ülkesine döndü. Harekete uygulanan baskıların iyice artması sebebiyle de 1966’da Arabistan’a giderek dört yıl öğretmenlik yaptı. Kâbe ile Ravza-i Mutahhara’yı teneffüs ettiği coğrafya ona ilk kitaplarını yazma imkânı sundu.
Yönetime el koyan Hafız Esed, İhvan’ın sürgündeki mensuplarına yurda dönüş izni verince 1971’de memleketine geri geldi. Kaldığı yerden devam etmek niyetindeydi. Nitekim Suriye’nin İslam’a uygun yönetilmesi talebini dile getiren bir açıklamaya imza verdiğinden ve bu çerçevedeki faaliyetlere katıldığından 1973’te tutuklandı ve beş yıl hapse mahkûm edildi. O ise burayı Yusufiye’ye dönüştürdü ve on bir ciltlik tefsirini yazdı. Yetinmedi, hükümlülerden oluşan talebelerine dersler verdi. 1978’de hapisten çıkmasının ardından İhvan’ın Suriye liderliğini üstlendi ancak çok sıkı gözetim ve baskılar nedeniyle iki ay sonra memleketini tekrar terk etmek zorunda kaldı. Komşu ülke Ürdün’e yerleşti. Burada iken İhvan ile bağını sıkı şekilde devam ettirdi. Pek çok ülkeye seyahatler yaptı. Suriyeli mazlumlara yardım etmesi ve rejim üzerinde baskı kurması için Humeyni’yi ziyaret etti ancak görüşmesinden hiçbir sonuç alamadı. Mevdudi gibi önde gelen mütefekkirlerle de tanıştı. Bir taraftan da İslami hareketlerin dünya ölçeğinde birleşmesi için yoğun çaba gösterdi. Uluslararası Müslüman Kardeşler Teşkilatının kuruluşunda yer aldı ve iki yıl süreyle başkanlığını yaptı.
Esed rejiminin baskıları dayanılmaz dereceye ulaşınca direnişe onay verdi. Lakin ardından İhvan’ın kalesi konumunda olan Hama 1982’de bombalanarak yerle bir edildi ve binlerce insan katledildi. Said Hoca’nın tüm hayatı boyunca yüreğini en çok yakan olay budur. 1987 yılında kısmi felç yanında şeker hastalığı gibi pek çok rahatsızlığı nedeniyle İhvan’ın yönetimsel işlerinden ayrılmaya mecbur kaldı. 1989 yılında üç aylık komadan sonra 53 yaşında Amman’da vefat etti.
Eserlerinden öne çıkanlar
Aksiyonerliği yanında bir taraftan da yazmaya eğilen Said Hoca, kısa ömrüne elli cilt civarında eser sığdırmıştır. Hasan el-Benna ve Seyyid Kutub gibi insanlar onun bu çalışmalardaki temel referanslarıdır. Kitaplarından birkaçı şunlardır:
Allah: Rabbimizin varlığını ispat için yazdığı eserinde yaratıcıyı inkâr etme metodolojisini tahlil ve tenkit eder. Farklı kategoriler içerisinde Allah’ın varlığına deliller getirir. Bu deliller arasında bilimsel olanlar bulunduğu gibi klasik kelam delilleri de yer alır. Ayrıca tevhid inanışının nasıl olması gerektiğini ortaya koyar.
er-Rasul: Hz. Peygamber’in (s.a.s.), Allah’ın elçisi olduğunu ispat ettiği ve rehberlik boyutunu öne çıkardığı çalışmasıdır. Zamanımız insanının Hz. Muhammed’i tanıması ve peygamberliğini kabullenmesi açısından güzel bir eserdir. Rivayetlere çok yer vermesi de ayrı bir güzelliktir. Onun Allah kitabıyla bu eserinin Rabbimizin varlığını reddedenler ile Resulüllah’ın nübüvvetinden şüphe duyanlara sunulan kılavuz kitaplar olduğunu söylemeliyiz.
el-Esâs fi’t-Tefsîr: Modern dönemde ortaya çıkan soru ve sorunlara ilim, davet ve cihat eksenli olarak çözümler sunmak üzere hazırlanmış bir tefsirdir. Dili son derece sade ve anlaşılırdır. Sıradan okuyucunun kafasını karıştıracak farklı rivayet, görüş ve münakaşalardan arındırılmıştır.
el-Esâs fi’s-Sunne: Hadislerden hareketle Hz. Peygamber’in hayatını, akaid konularını, ibadet ve cihatla ilgili mevzuları ele aldığı geniş bir eserdir. Hadis ve sünnetin dinimizdeki yerini anlamak açısından referans kitaplardan biridir.
Kişiliği
Dinî hassasiyeti, mütevazılığı, dünyaya önem vermeyişi, her fırsatı Kur’an okuyarak değerlendirmeye çalışması, namaz sonrası tesbihatı asla aksatmaması, günlük zikirlerine önem vermesi, kitaplarını farklı dillere tercüme ederek basanlardan bir ücret talep etmemesi onun şahsiyetinin göstergeleridir.
Kendi değerlerimize dönmek
İslami ilimlere vukufiyeti yanında yaşadığı dönemdeki yeryüzü Müslümanlarını da yakından tanıyan Havva, sorunları tespit etmiş ve bunlara uygun reçeteler hazırlamaya çalışmıştır. Onun bütün amacı, modern dünya içindeki Müslümanlara kötü durumlarını düzeltecek bir çıkış yolu sunabilmek olmuştur. Bunun yolu ise Kur’an ve sünneti merkeze almaktır. Nitekim o, İslam’ı bir bütün olarak önüne alır ve şöyle der: “İmanın şartları İslam’ın rükünlerini, İslam’ın siyasi, iktisadi, askerî, pedagojik, ahlaki ve sosyal konularda ortaya koyduğu hayat tarzı İslam binasını, cihad, emr-i bi’l-ma’ruf nehyi ani’l-münker, yargı ve cezalar da yaptırımlarını oluşturur.”
Müslümanların Kur’an’a bakışındaki düzeltilmesi gereken hatalarına gelince bunları şöyle özetler: “Birinci hata: Allah’ın hükmünün her alanda geçerli olduğunu unutmaları veya Allah’ın hükmünün bir kenara bırakılabileceğini sanmalarıdır. İkinci hata: Kur’an-ı Kerim’in her şeyin açıklayıcısı olduğunu unutmalarıdır. Evet, Kur’an-ı Kerim her şeyi açıklamıştır. Kur’an, bazı yerlerde hükümleri açık olarak zikretmektedir. Açık olmayan hükümler de sünnet, kıyas veya icma gibi yollarla bilinebilmektedir.” Sünnetin ihyası, başka bir ifadeyle Allah Resulü’nün izinin takip edilmesi de Said Havva’nın Müslümanlar için zorunlu gördüğü çizgidir. Çünkü Resulüllah’ı görmezden gelerek Kur’an’ı anlamak, Müslümanlığı yaşamak mümkün değildir.
Müslümanların vahdeti
Yeryüzündeki İslam düşmanlarının dinimiz karşısında organize olmaları ve özellikle gençliği bu çerçevede etkilemeleri karşısında, ümmeti koruyup birliğini sağlamak başta olmak üzere Allah yolundaki her türlü cihadı öncelikleri arasına koyan Said Hoca, çalışmalara tek tek bireylerden başlamak gerektiğini düşünmekteydi. Başka bir ifadeyle önce ferdi kazanmak, ardından fertleri kardeş yaparak ümmeti kazanmak. Bu hususta şöyle derdi: “Uzun süreden beri, İslam ümmetinin karışıklık ve dağınıklık arz eden probleminin sırrının Müslüman fertlerden kaynaklandığı kanaatine vardım. Eğer her Müslüman ferdi, olması gereken yere ulaştırabilirsek İslam ümmetinin durumunda köklü bir değişme olacaktır.” Bir vesileyle asrımız davetçilerinin sorunlarını dile getirirken de iman ve tevhide gereken boyutta önem verilmediğine dikkat çeker. Bir başka sorunun da akli ve nakli deliller hususunda yetersiz olmalarını gösterir. Dolayısıyla fertleri kazanacak olanların da bir başka açıdan kazanılmaya ihtiyacı vardır.
Yeryüzünde İslam adına hareket eden faaliyetleri bölünmüşlük olarak görmez, hepsinin İslam’a bir yanından hizmet ettiğini kabul ederdi. Birbirlerini dışlamamalarının önemi üzerinde dururdu. Ayrıca o, ümmeti dürüst, samimi ve salih âlimlerin toparlayabileceğine inanırdı.
Selefî bir çizgide yer almakla birlikte tasavvuf onun gönül dünyasında ayrı bir yer tutar ve tasavvufu dinî olarak temellendirirdi. Bununla birlikte aşırılıkları şiddetle yerer ve şöyle derdi: “Tasavvuf, İslam dininde ihsan hakikatini temsil eden ve Hz. Peygamber’in, ‘Allah’ı görüyormuşçasına ona ibadet etmendir. Sen O’nu görmüyorsan da O seni görüyor’ sözünde ifadesi bulan rükündür. Gerçek tasavvuf, gerçek akidenin zevkine ermektir. Bunun ötesine taşarsa tasavvuf zındıklık olur. Tasavvuf olmaktan çıkar… Birçokları tasavvufu bilmecelere çevirmiş, içini sırlarla doldurarak kabartmış ve vehimlere çevirmiştir. Öyle ki tasavvuf, anlaşılması mümkün olmayan şeylerin sembolü hâline gelmiştir. Aslı ve muhtevası itibarıyla herkes tarafından istenen bir şey olduğu hâlde, onu, halkın belirli bir kesimine tahsis ettiler. Sahabeden en doğru ve aslına uygun şekliyle Allah’a seyredip nasibini almayan biri var mıdır?”
İran devrimi sonrasında Şia’nın ümmetle kucaklaşması için bir müddet gözlemde kalan Havva, bunun gerçekleşmeyeceğini anladıktan sonra açık bir tavır almış ve İran yönetimini sert bir dille eleştirmiştir. Tüm sıkıntılara rağmen o, İslam âleminin birliği için bütün Müslümanların bir gün ilmî araştırmalarda insaflı olacağını, siyasi harekette geçmişin komplekslerinden kurtulacağını, günlük ilişkilerde sevgi ve kardeşliğe dayalı yeni bir döneme geçeceğini ümit etmekteydi.