HAFIZLIĞIN GELECEĞİNE DAİR BAZI TEKLİFLER
Son yüzyılda ülkemizde çok sayıda hafız yetişti. Bunların arasından bu ülkenin camilerinde, mihraplarında, minberlerinde, kürsülerinde güzel hizmetler verenler ve bu sayede insanların gönlünde taht kuranlar olmuştur. Bazıları, mesai mefhumu tanımadan, ömürlerini Kur’an’ı öğrenmeye ve öğretmeye vakfetmişlerdir. Bunlar, kendisi gibi onlarca hatta yüzlerce hafızın yetişmesine vesile olan eli öpülesi Kur’an sevdalılarıdır. Onlar, ömürleri boyunca Kur’an’a hizmet etmenin aşk ve şevkini yaşamış, mükâfatlarını da sadece Mevla’dan umarak bu kutlu görevi yapmışlardır. Yine bu hafızlardan bazıları, gönülleri fetheden ses ve nağmeleriyle sözlerin en güzeli olan Kur’an’ı, yine ona yaraşır bir güzellikte tilavet etmişlerdir.
Bütün bunlar, hafızlık kurumunun, bu ülkenin dinî hayatına kattığı önemli değer ve güzelliklerden bazılarıdır. Hafızlar günümüzde de Diyanet İşleri Başkanlığının çeşitli kademelerinde görevlerine devam etmektedirler. Bu kaynaktan daha fazla istifade etme gayretleri de sürdürülmektedir. Ancak gelinen noktada, bu konuyla ilgili geçmişin muhasebesini ve günümüzde hafızlıktan beklentilerin neler olduğu konusunun değerlendirmesini iyi yapmalıyız. Eğer bu yapılmazsa kurumsal olarak bir gelişme kaydetmemiz şöyle dursun, aynı yanlışları tekrarlamaktan ve harcanan onca emeğin boşa gitmesinden kurtulamayız. Bu bakımdan, hafızlıkla ilgili bazı anlayış ve uygulamaların gözden geçirilip gelecekte bu konuda ihtiyaçlara cevap verecek yol ve yöntemlerin tespit edilmesi gerekiyor.
Eğitim anlayış ve uygulamalarıyla ilgili zengin kültür mirasımızı güncelleştirip ondan istifade etme yoluna gidilmelidir. Çünkü oradan alacağımız önemli tecrübe ve değerler vardır. Diğer taraftan günümüzde eğitim faaliyetleri, çocukların ve gençlerin psikolojik ve zihnî gelişmişlik düzeyleri, yetenek ve kabiliyetleri yine çağın getirdiği imkânlar dikkate alınarak son derece gelişmiş metotlarla yapılmaktadır. Dolayısıyla insanlığın bu birikmiş tecrübesinin göz ardı edilmesi, bazı eksik ve hatalı uygulamalarda ısrar edilmesi, anlaşılır bir durum değildir. Kaldı ki bugünkü dünyada hâkim olan anlayış ve pratikler dikkate alındığında gençlerin, kendini yenileyememiş eski anlayış ve uygulamalara ne kadar uyum sağlayabileceği tartışmalıdır.
Geçmiş dönemlere göre kursların fiziki alt yapılarında önemli gelişmeler olmuştur. Gittikçe gençlerin spor ve diğer ihtiyaçlarını karşılayacak daha nezih ve kullanılışlı mekânlar tesis edilmektedir. Yine Diyanet İşleri Başkanlığının hafızlıkla ilgili kanuni düzenleme, seminerlerle öğreticilerin iletişim ve pedagojik yeterliliklerini sağlama, hafızlık sonrasında dinî ilimlere yönlendirme ve hıfzın korunması konularında önemli çalışmaları vardır. Ancak eğitim sistemlerinin geldiği gelişmişlik düzeyi, İslam medeniyeti ve toplumumuzun Kur’an’la ilgili ihtiyaçları dikkate alındığında, ara vermeden çalışmamız gerektiği görülecektir. Vakıf, dernek ve hayırseverleriyle toplumumuz, bu gelişmeleri destekleyecek kaynak ve imkânlara sahiptir. Burada önemli olan, hafızlıkla ilgili algı, anlayış ve uygulamalarda değişime olan ihtiyacın farkına varılmasıdır. Biz bu yazıda konunun bazı yönlerine dikkatleri çekmek istiyoruz.
Hafız olmak, ilim tahsilinin başlangıcı olarak kabul edilmelidir. Ancak ülkemizde yetişen hafızlara bakıldığında, birçoğunun hıfzını tamamladıktan sonra tahsil hayatlarına devam etmemekte olduğu görülmektedir. Başka bir ifadeyle kısa yoldan meslek hayatına atılmayı tercih etmektedirler. Hatta azımsanmayacak bir kısmı din hizmetleri ve din eğitimi alanları dışına yönelmektedir. Oysa bunların önemli bir kısmının, dinî tahsile ve Kur’an ilimlerine yönelmeleri beklenirdi. Bazıları da ne yazık ki müezzinlik, imam hatiplik gibi görevlerde olmalarına rağmen, hafızlıklarını koruyamamaktadırlar. Bu, âdeta şuna benzer: Babadan evlada kalan eşsiz değerde bir miras vardır. Ancak o, bir mirasyedi gibi kıymetini bilememekte, hatta çarçur edip onu israf etmektedir. Bu bağlamda söylenmesi gereken bir başka husus da şudur: Şu anda ülkemizde yüz elli bini aşkın belgeli hafız vardır. Bu hafızların, dini bilen, güzel ve doğru anlatabilen, toplumda model olan üstün bir niteliğe erişmesi hepimiz için önemlidir.
Bu tespitler, hafızlıkla ilgili bütün paydaşlara önemli görevler düştüğünü bizlere anlatmaktadır. Bunlardan birincisi, hafızlığını tamamlayanlar kendi hâline terk edilmemelidir. Çünkü hafızlığın birkaç yıl ihmal edilmesi, onun unutulması demektir. Bu ise manevi vebali olduğu gibi aynı zamanda çok büyük bir kayıptır. Dolayısıyla hafız olanların sonraki tahsil hayatlarında takip edilmeleri gerekir. Sistem buna göre planlanıp kurulmalıdır. Hafızların mutlaka üç beş sene ramazanlarda mukabele okumaları veya hatimle teravih kıldırmaları lazımdır. Bu, onların hafızlıklarını iyice sağlamlaştırmalarına ve ömür boyu devam ettirmelerine önemli bir katkı sağlayacaktır.
Diğer bir husus da şudur: Hafız olanların dinî tahsilde kalmaları yani imam hatip, ilahiyat ve lisans sonrası tefsir veya kıraat sahalarında akademik çalışmaya devam etmeleri ihmal edilmemelidir. Çünkü hafızlar Kur’an’ı ezbere bilmeleri dolayısıyla hem ilmî çalışmalar hem de Kur’an’ın buyruk ve mesajlarını topluma ulaştırmaları yönüyle oldukça avantajlı bir pozisyona sahiptirler. En azından fıkıh, kelam, hadis ve tasavvuf gibi dinî ilimlere devam etmeleri takip edilmelidir.
Kısaca hafızlık, hafızların mazhar oldukları sadece kutsal bir statü ve bir şeref nişanesi olarak görülmemelidir. Aksine bu değerli hazine işlevsel hâle getirilmeli, ümmetin ve İslam medeniyetinin yeniden inşasında olanca imkânlarıyla değerlendirilmelidir. Diğer bir anlatımla her bir hafız, gelecekte Kur’an ilimleri sahasında ihtisas sahibi bir âlim olarak düşünülmelidir. Onların gerek yurt içi gerekse yurt dışında tahsillerinin devamı için elden gelen fedakârlıktan kaçınılmamalıdır. Buna uygun olarak programlarımız, hafızlıktan başlayıp Kur’an ilimleri, dinî musiki, ilgi alanına göre bir yan dal tahsili ilave edilerek ihtisasla devam edecek şekilde planlanmalıdır.
Bahsedilen anlayışın hafız adaylarına verilmesi ve bu yönde motive edilmeleri oldukça önemlidir. Hafızlık sürecinde gaye ve hedefle ilgili rehberlik çalışmaları yapılmalıdır. Başka bir ifadeyle dinî eğitimle ilgilenen bütün resmî ve gayri resmî kurum ve kuruluşların böyle bir vizyonu ve hedefi olmalıdır. Plan ve programlarını buna göre yapmalıdırlar. Büyük düşünmemiz ve geleceğe dönük uzun vadeli ve kalıcı çalışmalar yapmamız gerekmektedir. Bugüne kadar hafız olup doktor olan, hafız olup hukukçu olan veya şoför, gemici, bakkal vb. mesleklere giden nice tanıdıklarımız olmuştur. Diğer alanlara geçenlerin büyük bir çoğunluğunun hıfzını kaybettiğini tahmin etmemiz zor değildir. Verilen emekler, maddi, manevi gösterilen çabalar açısından bakıldığında bunların üzüntü verici bir durum olduğunu söylemekte bir sakınca yoktur diye düşünüyorum.
Elimizde çeşitli imkânlar, ayrıca hafızlık konusunda destek sağlayacak hayırseverler vardır. Ayrıca ülkemiz genç, dinamik bir nüfusa sahiptir. Kur’an ilimleri sahasında çalışmak, İslam ümmeti ve insanlığın geleceği açısından elzem olduğuna göre, zaman kaybetmeden çalışmaların yoğunlaştırılması gerekmektedir. Kur’an’la ilgili devasa bir kültür mirasına sahibiz. Bu miras, ilmî metotlarla araştırılmayı, incelenmeyi ve gün yüzüne çıkarılmayı beklemektedir. Sonra, Kur’an bizlere insanlığın geleceği ile ilgili söz söyleme sorumluluğunu yüklemektedir. Tevhid, adalet, hakkaniyet, barış konusunda insanlığa öncülük etmemizi bizlerden istemektedir. Bunun için insanlığın gidişatını dikkate alan kapsamlı ve kalıcı çalışmalara ihtiyaç olduğu muhakkaktır.
Kur’an sahasında çok yönlü çalışmalara, disiplinler arası araştırmalara ihtiyaç vardır. İslam medeniyetinin geleceği açısından bunlar oldukça önemlidir. Çünkü ilimde, kültürde, tefekkürde, mimaride ve sanatta öze bağlı bir inşa ve inkişaf sağlanmadığı müddetçe, sadece sanayide, teknolojide kaydedilecek gelişmeler bu ümmetin geleceği ve medeniyeti açısından yeterli olmayacaktır. Belki de medeniyet planında içerisinde yaşamaya mecbur kaldığımız egemen anlayış ve uygulamaların tahkim edilmesi sonucunu doğuracaktır. Dolayısıyla hafızlık konusu bir medeniyet projesi olarak ele alınmalıdır. Önce hedeflerin belirlenmesi gerekir. İslam ümmetinin bugün Kur’an’la ilgili hangi çalışmalara ihtiyacı vardır? Tefsir tarihi, tefsir usulü, kıraat ilmi, konulu tefsir, Kur’an ve beşerî ilimler konularında neler yapılabilir? Hafızların evrensel bir ufuk ve ideale sahip olmaları için yabancı dil ve yurt dışı tahsili konularında hangi adımlar atılmalıdır? Bunların belirlenip hafızlıktan icazet alanların, kabiliyet ve becerilerine göre bu alanlara yönlendirilmesi lazımdır.
Şu hâlde İlahi Kelam’a karşı olan görevimiz sadece hafız yetiştirmekle sona ermemektedir. Bu ilk aşama olup esas amaç Kur’an sahasında nitelikli ve derinlikli, insanlığın önünü aydınlatacak çalışmalar yapmaktır. İşte bunu gerçekleştirecek olanlar da öncelikli olarak hafızlardır. Geçmiş nesiller yaşadıkları çağlarda ellerinden gelen gayreti göstermişler ve geriye muhalled eserler bırakmışlardır. Artık bizim görevimiz sadece bunlarla yetinmek ve övünmek olmamalıdır. Eskilerin izinden giderek bunların ötesinde, insanlığı İslam’ın rahmet ve şifa dolu dünyası ile tanıştıracak yeni eserler ortaya koymaktır.