Kur’an-ı Kerim’deki sıralamada yedinci, iniş sırasına göre ise 39. olan Araf suresi, 206 ayetten oluşmaktadır. Sad suresinden sonra, Cin suresinden önce Mekke’de indirilmiştir. Surenin içinde ele alınan konular, muhteva ve üslubu, bu surenin Enam suresinin ardından ya da eş zamanlı olarak her ikisinin Hz. Peygamber’in Medine’ye hicretine yakın bir zamanda nazil olduğunu gösterir. Surenin 163 ila 170. ayetler arasındaki sekiz ayetinin, Medine’de indiğini söyleyen âlimler olmuşsa da bu görüş zayıf olarak değerlendirilmiştir. (İbn Aşur, et-Tahrir, Tunus 1984, 2/6.)
Ayet sayısı itibarıyla Mekke’de indirilen en uzun sure, Kur’an’daki bütün sureler arasında ise üçüncü uzun suredir. Bu nedenle “es-Seb’u’t-Tıvâl” (yedi uzun sure) diye isimlendirilen sureler içinde gösterilir. (İbn Aşur, 8/5-6.) Bunun yanında bir önceki sure olan Enam suresiyle birlikte “iki uzun sure” şeklinde de anılır. Sure, ismini 46 ve 48. ayetlerde geçen “A’râf” kelimesinden almaktadır. İlgili ayetlerde bu kelime, “cennet ile cehennemi birbirinden ayıran bölgedeki surun yüksekçe olan kısımları” anlamına gelir. Diğer taraftan Araf suresine başında yer alan harflerden dolayı Elif-Lâm-Mîm-Sâd suresi de denilmektedir. Ayrıca Mikât (ayet 143) ve Mîsâk (ayet 169) gibi adlarla da anılmakta ise de meşhur olan ismi Araf’tır. (İbn Aşur, 2/5-6.)
Araf suresi, gerek üslup gerek muhteva bakımından bir önceki sureyi (Enam) andırmakta ve onun devamı gibi görünmektedir. Zira tevhid ve iman esaslarına ilişkin Enam suresinde bahsedilen hususlar bu surede daha da detaylandırılmış, önceki toplumlardan verilen örneklerle konular daha da genişletilmiştir. Bakara ve Âl-i İmran sureleriyle de yer yer muhteva benzerlikleri gösteren bu surede ağırlıklı olarak iman ve itikadi konular, özellikle de ahirete iman ve buna ilişkin hususlar ele alınmıştır. Bunun yanında vahyin ehemmiyeti, körü körüne ataları taklit etmenin yanlışlığı ve zararlı sonuçları, iman edenlerle inkârcı kimselerin ahirette karşılaşacakları durumların mukayesesi, Allah’ın mutlak hâkimiyeti ve hükümranlığı, rahmetinin enginliği gibi iman ve itikada ilişkin pek çok konu Araf suresinin içeriğinde yer alır. Ayrıca surede Allah Resulü’nün (s.a.s.) ve önceki peygamberlerin tevhid mücadelelerine vurgu yapılarak bu uğurda gösterilen çaba ve karşılaşılan zorluklar gözler önüne serilir. Böylece müminlerin, onların tevhid mücadelelerinden dersler çıkarıp öğüt almaları hatırlatılır. Temel özellikleri Allah’a şirk koşmak ve ahireti inkâr etmek olan müşrikler sure içinde pek çok kez uyarılır, müminlere de sabır, sebat ve metanet tavsiye edilir.
Sure, Kur’an’a uymanın önemini ve onun buyruklarına tabi olmanın gerekliliğini bildiren ayetlerle başlar. Çünkü o, Allah tarafından Hz. Peygamber’e vahiy yoluyla indirilmiş ilahi bir kitap, mesajlarına kulak verilmesi gereken hidayet rehberidir. Surede kendilerine vahiy bilgisi ulaşmış olanların sorumluluğuna dikkat çeken bu ayetlerden sonra, önceki milletlerden Allah’ın buyruklarına aykırı davranan toplumların ummadıkları bir anda Allah’ın azabı ile karşılaştıkları ve helak olduklarının haberi verilir. Böylece ilahi mesajı reddeden kişilerin akıbetleri üzerinden insanlar uyarılır. Surenin girişinde yer alan bu ayetlerden sonra, ahiret gününde amellerin tartılacağı, iyilerin kurtulacağı, günahkârların da yaptıkları kötülükler yüzünden cezaya maruz kalacakları vurgulanır. Ahiret hayatına inanmayanlar, ya kibirlerinden ya da günaha düşkünlükleri yüzünden inkâr yoluna saparlar. Nitekim şeytan da kibrinden dolayı Âdem’e secde etmemiştir.
Surenin 11-25. ayetlerinde Hz. Âdem ve eşinin cennete yerleştirilmeleri anlatılır ve bu bağlamda Âdem (a.s.) ile İblis kıssasından söz edilerek insan nesli, şeytanın tuzaklarına karşı uyarılır. Zira Hz. Âdem bütün insanlık için iyinin ve iyiliğin örneği olurken İblis ise kötünün ve kötülüğün ilk kaynağı olmuştur. Daha önce Bakara suresinde de geçen bu kıssa önemine binaen burada tekrar zikredilmiş, böylece şeytanın tuzaklarına karşı devamlı uyanık kalınması istenmiştir. İlgili ayetlerde belirtildiğine göre Hz. Âdem ve Hz. Havva, Allah’a karşı işledikleri günah sebebiyle suçlarını itiraf etmiş ve yaptıkları eylemden büyük bir pişmanlık duyarak Allah’a tövbe etmişlerdir. Cenab-ı Hak da onların bu samimi yakarışına af ve merhametiyle karşılık vermiştir. Böylece Âdem (a.s.), Hakk’ın rahmetinden ümit kesmediği için bahtiyarlardan olmuştur. Hâlbuki İblis, işlediği günahı kabul etmediği gibi yaptığından hiçbir nedamet duymamış, azgınlığının ve haddi aşmasının sebebini Allah’a bağlayıp rahmetten ümidini kesmiş ve ebedî azaba uğramıştır.
28-30. ayetlerde insanoğlunun sorumsuzca yapmış olduğu eylemlere bahane bulma gerekçelerine işaret edilir. Nitekim kötü ve çirkin bir eylemde bulunan müşriklerin, “Babalarımızı bu yolda bulduk. Allah da bize bunu emretti” demek suretiyle işledikleri günahları ve çirkinlikleri kötülük olarak kabul etmedikleri, üstelik bunu Allah’ın emrettiğini söyleyerek daha da ileriye gittikleri bildirilir. Oysa Allah (kullarına) kötülüğü emretmez. Ancak onlar, Allah’ı bırakıp şeytanları kendilerine dost edinip onun adımlarını takip etmişlerdir. Daha sonra gelen ayetlerde, güzel ve temiz giyinmenin gerekliliği, helal dairesinde yiyip içmenin meşruluğu anlatılırken israf ve savurganlık gibi davranışlardan uzak durulması istenmiştir. Ayrıca açık ve gizli kötülük yapmanın, günah işlemenin, haksız yere sınırı aşmanın, Allah’a ortak koşmanın ve Allah hakkında bilmediğimiz şeyleri söylemenin haram kılındığı belirtilmiştir.
44-51. ayetlerde cennet ve cehennem ehlinin karşılıklı konuşmalarına değinildikten sonra, Araf’takilerin yüzlerinden tanıdıkları bazı cehennem ehli kimselere seslenerek, “Ne gücün ne de büyüklük taslamanın bugün artık yarar sağlamayacağını” söyleyecekleri belirtilir. 54-57. ayetlerde Allah’ın yerleri ve göğü, geceyi ve gündüzü, güneşi, ayı ve yıldızları yarattığı, varlıkları yüce bir hükümranlıkla yönettiği ve her yerde O’nun emirlerinin geçerli olduğu belirtilir. Çünkü yaratmak da buyurmak da O’na aittir. 59. ayetten itibaren surenin büyük bir bölümünde Hz. Nuh’tan başlayarak Hz. Hud, Hz. Salih, Hz. Lut, Hz. Şuayb ve Hz. Musa’nın kendi kavimleriyle aralarında geçen olaylarla, yaptıkları tevhid mücadelelerine değinilir. Araf suresinde geçmiş toplumların hayatlarından sunulan canlı kesitlerle, peygamberlerin iman uğrundaki eşsiz mücadeleleri, azim ve fedakârlıkları gözler önüne serilirken yeri geldikçe de Mekkeli müşrikler uyarılır, müminlere de sabır ve sebat göstermeleri tavsiye edilir.
103-158. ayetlerde Hz. Musa’nın tebliğ çabaları, kavmiyle olan ilişkileri, Firavun ve taraftarlarına karşı verdiği mücadele, gösterdiği mucizeleri, Firavun’un kavminin kuraklık ve kıtlıkla imtihanı, tufan, çekirge, haşarat, kurbağa ve kan ile cezalandırılmaları, İsrailoğullarıyla yaşanılan süreçler, Hz. Musa’nın Allah ile konuşması gibi konulara yer verilir.
Surede önceki kavimlerin yaşadıkları olaylara ve akıbetlerine ilişkin verilen bilgilerden sonra “Mîsâk” ayetine geçilmiştir. Bu bağlamda surenin 172-174. ayetlerinde “elest bezmi” diye terimleşen, Allah’ın bütün insanların ruhlarını bir araya getirerek kendi varlığını sorması, âdeta bir sözleşme yaparak kendisinin varlığına onları bizzat şahit tutması hakkında bilgi verilmektedir. Âdemoğulları Allah’a iman etmede, ikrar ve şahadet zincirinin birer halkası gibi nesiller hâlinde yaratıldılar. “Bizim iman ve ikrardan haberimiz yoktu.” demesinler diye art arda gelen peygamberler tarafından uyarılmışlardılar. Allah’ın ayetlerini hiçe sayanlar, yavaş yavaş ve farkına varmadan helake doğru sürüklenmişlerdir.
179-181. ayetlerde insanı bilgiye, ilme, düşünce ve imana götürecek temel insani özellikler anlatılmaktadır. Harikulade yetenek ve özelliklerle donatılmış insanoğlunun, kulluk görevini yapmadığında, hayvandan daha aşağı bir mertebeye ineceği bildirilmektedir. Ayrıca, esma-i hüsna ile dua edilmesine, hakkı ayakta tutan ve adil davranan bir topluluğun her zaman var olacağına işaret edilmektedir. Surenin son bölümlerinde puta tapmanın anlamsızlığı ve faydasızlığı bir kez daha ortaya konulur, kıyametin ne zaman kopacağını Allah’tan başka kimsenin bilmediğine dikkat çekilir. Bu bilgi Hz. Peygamber’e dahi verilmemiştir. Zira Peygamberin görevi gayb âleminin sırlarını açıklamak değil, Allah tarafından bildirilenleri tebliğ etmektir. Çünkü o sadece bir müjdeci ve bir uyarıcıdır. (Araf, 7/188.)
199-206. ayetlerde kolaylığın seçilmesi, iyiliğin emredilmesi, cehaletin her konumundan beri olunması emredilmektedir. Şeytandan Allah’a sığınılması gerektiği ve takva sahiplerinin her zaman hakikati bulacakları vurgulanmaktadır. Kur’an’ın inananlar için bir hidayet ve rahmet kaynağı olduğu, Kur’an okunduğunda susup dinlemenin gerektiği, her zaman Allah’ı zikretmenin insan için bir ihtiyaç olduğu vurgulanmaktadır. Ayrıca, inananların kibre kapılmayıp sadece Allah’ı tesbih ve ona secde ettikleri anlatılmaktadır. Arkasından gelen ayetlerde de Allah’ın gerçek dost ve kitap indiren ve vahiy gönderip doğru yolu gösteren olduğu bildirilmiş, kurtuluşun da affa sarılmak iyiliği emretmek ve gerçeği anlamayanlardan yüz çevirmekle mümkün olduğu izah edilmiştir. İnsanı yoldan çıkarmak için her zaman tuzaklar kuran şeytanın vesvesesinden Allah’a sığınmak gerektiği, bununla beraber Allah’tan korkanların şeytandan bir vesvese geldiğinde bunu hissedip basiretlerine sahip oldukları, inanmayanların ise şeytanın dostları olup onları hep azgınlığa sürüklediği açıklanmıştır.
Sure, vahye uymanın nihai hedefinin Allah’ı doğru tanımak ve O’na kulluk etmek demek olduğunu ortaya koyan şu ayetle son bulur: “Rabbinin katında bulunanlar bile O’na kulluk etmek hususunda kibre kapılmazlar, O’nu tesbih ederler ve yalnız O’na secde ederler.” (Araf, 7/ 206.)