gezici mikrofon
“Bir edebiyatçının bir duruşu, bir dünya görüşü olmalı mıdır? Bu görüş sanatına nasıl yansımalıdır?”
Tarık BUĞRA
“Evvela şu önemli zannediyorum: Her romancının bir dünya görüşü var ve olmalıdır… Büyük romancıların dünyaya bir bakışları var. Bu nasıl oluyor? Bir değerler manzumesidir bu. İlkeler vardır, kıymet hükümleri vardır ve mevzu, ellerine aldıkları malzeme bakımından da toplumların kıymet hükümleri vardır, davranışları vardır… tutumları vardır. Bunların hepsi bir dünya görüşünden gelmektedir. Hıristiyanî dünya görüşü, Musevi dünya görüşü ve İslami dünya görüşü… Ateist, dinsiz dünya görüşü… Bu, büyük roman için şarttır ve İslami dünya görüşünün bir Türk yazarı için ayrı bir önemi vardır. İslami dünya görüşü, kendi insanımızı anlama çabası demektir. Bu memleketin yüzde doksan dokuzu Müslüman diyoruz, demek ki bu memleketin romanını yazmak için İslami yapının ne olduğunu “anlamak” lazımdır. Bunu anlamak için de İslami dünya görüşü şarttır. Sadece gözlemlerle olmaz, öbürü daha büyük bir yardımcıdır. Müslüman toplum ve insanı anlamak, onu yozlaşmış, bozulmuş ve güzel taraflarıyla kavramak için şarttır. İslami bir dünya görüşü… Bunu demek istiyorum. Esefle söylüyorum, bu ihtiyaç bize duyurulmadı. Duyurulsaydı çabamız daha fazla olurdu, daha sağlamlaşırdı görüşümüz. Ama açıkça söylemek lâzım, noksandır bizde. (…) İslâmî görüş şarttır. İslam dünyasını, Müslüman toplumunu anlamak için… Bu toplum ne kadar dağılmış olursa olsun, gene de İslami törelerine göre doğuyor, İslam törelerine göre yaşamasa da İslam törelerine göre gömülüyor. Bu insanları anlamak için, İslami dünya görüşü şart olan bir ihtiyaç. Öyle sanıyorum.
(Tarık Buğra, Konuşan M. Nuri Bingöl, “Tarık Buğra ile Roman Dünyası Üzerine”, Türk Edebiyatı, sayı: 157, Kasım 1986, s. 42-45.)
Hüseyin SU
“Duruş” ve “dünya görüşü” kavramlarının farklı olduğunu düşünüyorum. Duruş, daha çok ilkeli ve karakter sahibi olmakla ilgili anlamları ima eder. Şu insanın, “bir duruşu var” veya “bir duruşu yok” derken de bunu kastetmez miyiz? Dünya görüşü ise ilk anlamından da belli olduğu üzere, dünyayı nasıl gördüğümüzü ifade eder. Varlığı, yaradılışı ve hayatı kavrayışımız; tarih, medeniyet, inanç, din, siyasa anlayışımız ve bu bağlamdaki aidiyetlerimizin tümü, ister bir edebiyatçı, sanatçı olalım isterse sıradan bir insan olalım, dünya görüşümüzü belirler. Her insan için duruş da önemli ve gerekli olmakla birlikte, duruşu olmayan bir insan için bile bir dünya görüşünün olmaması gibi bir seçenek söz konusu değildir. İnsan inanır, düşünür, siyasadan, dinden, felsefeden, sanattan, edebiyattan, şuradan veya buradan ama mutlaka bir yerden, bir dünya görüşünden bakar varlığa ve bütün insanlığa. Edebiyat ve sanat iktidarından çekindiği için inançlarından, dininden, tarihinden, medeniyetinden, siyasal görüşünden kaçan, utanan, gizleyen, bu değerlerin verdiği eserlerine yansımasından korkan bir sanatçı, edebiyatçı, önce insanlığından kaçıyor demektir. Sağlıklı zihne sahip, duruşu olan bir yazar, sanatçı, sanat ve edebiyat için bu kaçış asla mümkün değildir. Bu kaçış, olsa olsa kompleksli, kimliksiz bir yaralı bilince, kişiliği yaralı bir insana ve mütereddit yazara, sanatçıya işaret eder. Çünkü bitkinin rayihası, kokusu, bulutun rengi ve sakladığı, yüklendiği yağmur suyu gibi dünya görüşü de sanat ve edebiyat eserinde içkindir; tersi düşünülemez. Her büyük sanatçının, her büyük sanat eserinin arka planında büyük dinler, inanışlar, büyük medeniyetler, büyük tarihler ve sağlam siyasal dünya görüşleri vardır; bu olmadan olmaz. Bunlar sanat eserine, bir propaganda diliyle değil, en doğal, fıtri, insani hâliyle yansır. Bir dünya görüşünün propagandasını yapan sanat eseriyle dünya görüşü olmayan sanat eseri aynı, gerçek bir sanat eseri olamama noktasında birleşir. Romanda, öyküde, şiirde, musikide, sanatın her türünde hep böyledir: Fuzuli, Baki, Şeyh Galip, Dede Efendi, Sezai Karakoç, Dostoyevski, Tolstoy, T. S. Eliot vb. büyük yazarlara ve eserlerine bakıldığında bunu görmemek mümkün mü? İslam dünya görüşüne, medeniyetine, aidiyetlerine yabancı bir sanatçının, Müslüman bir toplumu ve Müslüman insanı anlatabilmesi mümkün olabilir mi? Bakınız, yakın dönem Türk edebiyatının hâlipürmelâli…