“GÖNÜL”DEN
Hatice YILDIRIM NAÇ
Gönüllülük; insanı iyiye güzele doğru mayalayan alanlardan biridir. Elde ettiğimiz birikim, zaman, mesleki tecrübeler gibi değerleri başkalarının faydası adına, karşılık beklemeksizin gönülden paylaşma hâlidir. Bu hâl, hayatta her zaman kendine bir alan açabilmiştir. Çocukluk dönemlerimden hatırlarım. Eskiden, hastası olduğu için Anadolu’dan İstanbul’a gelenler olurdu. Bir tanıdığının hastasını gecelerce evinde misafir eden komşumuz vardı mesela ya da bayram yaklaşınca, kumaş alalım da çocuklara şenlenecekleri bir şeyler dikelim, diyerek bayramı bayram eden annelerimiz. Hepsi bir bardak çay, kek ve hamur kızartması samimiyetinde akıp geçti hayatımızdan. İnsanlar bu samimi hâlleriyle içtenliğin yayılmasını sağlardı. Gönülden gönüle bir maya çalınırdı. Sanırım en kıymetli ödül de buydu.
Şimdi, modern dünya kurgusu içinde nefes almakta zorlanan bu güzellikler, içimizde farklı bir koldan yeşermeye gayret ediyor. İnsan, hamurunda var olan o diğerkâmlık hâlini “gönüllülük” adıyla başka bir boyuta taşıyor artık. Hayatımın otuz yılını "gönüllü" çalışmalarıyla geçirdim. Bu, kimi zaman masa başı kimi zaman saha çalışmaları şeklinde geniş bir yelpazede oldu. Bu vesileyle yıllar içinde çok fazla hayata şahit oldum. Ve anladım ki gönüllere damla damla maya çalmanın insanı nehirleştiren bir hâli var.
Gençliğimin ilk yıllarıydı. Bir arkadaşımla çocukları sevindirecek paketler hazırlayıp dağıtmaya niyet ettik. Paketlerin içine koyacağımız her şeyi nasıl da özenle seçtik anlatamam. Sıra bir yöntem belirlemeye geldiğinde işin içinden çıkamadık. Biz de çocukları kırmadan, birden sevindirip ortadan kaybolmayı hayal ettik. Ve bir bayram öncesi çıktık yollara. Üzerinden uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen bir iki simayı da hâlâ hatırlıyorum. Mesela bir dede-torun vardı. Dede, adını bilmediğimiz acıları yüklenmiş de düşürmemesi gerekiyormuş gibi adımlıyordu yolu. Elinden tutan torunuysa sağa sola çekiştirip duruyor, dedesinin yüzüne bakınca duruluyor, o da aynı yükün muhatabıymış gibi donuklaşıyordu. Karşılarına geçtiğimde hızlıca selam verip, “Yarın bayram ve çocuklara minik bir mutluluk katmak istiyoruz, müsaade eder misiniz?” diyebildim. O anki yüz ifadeleri bunca yıl sonra bile aklımda, öylece bakmışlardı. Poşetin içinden o dönem çoğu çocuğun iştahını kabartacak kadar rengârenk bir hediye paketini çıkarıp, “Bu paket senin prenses.” diyebildim. Dedesine, alabilir miyim, bakışını attıktan sonra paketi aldı ve “Bunlar gerçekten benim mi?” diyebildi. “Senin.” diyerek hızlıca uzaklaştım. Arkama dönüp baktığımda küçük kızın paketi sımsıkı kucakladığını ve hoplayarak yürüdüğünü gördüm. Dedeyse sonsuz yorgunluğuna küçük bir es vermiş gibiydi…
O bayram içimde, adını bile bilemediğim insanların gülüşleri açmıştı sanki. Bu hâli çok sevdim. Başka neler yapılabilir diye düşünmeye başladığım süreçte karşıma bir fırsat çıktı. Çalıştığım kurumda personel arasından iş saati dışında ailelerin ihtiyaçlarını belirleyip karşılayacak gönüllüler aranıyordu. Hemen dâhil oldum. Ev ziyaretleri, çocuklara hediye dağıtmak gibi bir süreç değildi. Aksine, aklıma hiç gelmeyecek acılara şahitlik ediyor, onları dinliyor, insanların çaresizliklerini not alıyordum. Dünyanın bu yüzü boğazımı düğümlüyordu. Bir akşam, yaşadığı gecekondunun yarısı tamamen yıkık olduğu hâlde sağlam olan tek odada hasta kızına ve torunlarına bakmaya çalışan bir anneyi ziyarete gittik. Üstelik kışın sert geçtiği bir seneydi. Evde yakacak yoktu ve kadının bize ikram ettiği çorbanın içinde sadece bir avuç bulgur vardı. Yarı karanlık sofranın etrafına oturup hikâyelerini dinledik. Ertesi gün planlarımızı yaparak harekete geçtik. Gönüllü olarak ayırdığım saatlerin insanların hayatlarına bu kadar güçlü yansıdığını görmek kıymetliydi. Zaman geçip tanışmalar arttıkça tecrübe dediğimiz o dem kıvamını bulmaya başladı. Hikâyeler, hayatlar birbirine bağlanınca aslında bu âlemde “biz” olduğumuzu anladım. Sanırım gönüllülüğün yorucu ve sürekli vericilik tarafını işte tam da bu öğretiler silip süpürüyor. Sen, gönülden bir damla paylaşırken hayat da seni cömertçe gerçek anlamla besliyor.