ERTUĞRUL FIRKATEYNİ HADİSESİ

Dr. Mehmet Fatih BECERİK

Türk-Japon ilişkilerinin tesisi 19. yüzyılın son çeyreğine kadar gider. 1867’de tahta çıkan İmparator Mikado (Meiji), Japonya’da “Meiji Restorasyonları” denilen devrimler başlatmıştı. Daha önce ABD ve Avrupalı devletlere verilen kapitülasyonları kaldırmak istemesinin yanında Rusya’nın da tehlikeli hamlelerde bulunması, Japonya’yı İngiltere ve Osmanlı Devleti ile ilişki kurmaya zorlamıştı. Bu amaçla Osmanlı Devleti ile ilk teması 1871’de gerçekleştirmişti.
Öte yandan hem Avrupa devletleri hem de Rusya ile yapılan savaşlarla zor süreçler yaşayan Osmanlı Devleti’nde padişah II. Abdülhamid 1876’da tahta geçmiş, içerideki otoriteyi sağladıktan sonra fiilen Osmanlı toprakları dışındaki Müslümanlar üzerinde Panislamizm siyasetini takip etmeye başlamıştı. İfade edilen bu nedenler iki devlet arasındaki ilişkilerin gelişmesinde bir başlangıç noktası oluşturmuştu. 1881 yılında Japon Dışişleri Bakanlığı tarafından bir heyet, Osmanlı Devleti ile iyi siyasi ilişkiler tesis etmek için İstanbul’a gönderilse de bahsi geçen bu ziyaretler Türk-Japon ilişkilerinde istenen neticeyi sağlamamıştı.
Japonya, Rusya’nın Akdeniz yerine deniz politikalarını Uzak Doğu’ya çevirmesi sebebiyle çıkabilecek bir Rus-Japon savaşında Karadeniz’de bulunan Rus donanmasının Uzak Doğu’ya gönderilmesini engellemek için Sultan II. Abdülhamid’in dostluğunu kazanmak ve ikili ilişkileri geliştirmek istiyordu. Bu amaç doğrultusunda Ekim 1887’de Japon imparatoru Mikado’nun amcası Prens Komatsu, eşi ve oğluyla İstanbul’a gelmişlerdi. Göksu Kasrı’nda misafir edilen ve Dolmabahçe Sarayı’nda ağırlanan Prens, II.Abdulhamid’i ziyareti esnasında Japon İmparatorluğunun büyük nişanı olan “krizantem”i ve Mikado’nun mektubunu padişaha sundu. Bu ziyaret iki devlet arasındaki münasebetleri fiilen geliştirmeye başlamıştı.
Osmanlı Devleti’nin 20. yüzyılın başlarında ayakta kalabilmesi ve Uzak Doğu’da varlığını göstermesi için adımlar atmaya ihtiyacı vardı. Bu doğrultuda İmparator Mikado’ya dostluk nişanı ve değerli hediyelerle hem iade-i ziyaret hem de iki ülke arasında diplomatik ilişkileri geliştirmek için Japonya’ya Ertuğrul Fırkateyni’ni göndermeye karar vermişti.
Gezi Öncesi Durum
Şubat 1889 tarihli Bahriye Nezareti’ne ait bir tezkirede Hind, Çin ve Japonya denizleri seferi için ahşap gövdeli yelkenle birlikte buharla harekete ve uzun yolculuğa dayanıklılığı sebebiyle bu işe elverişli bulunan Ertuğrul Fırkateyni’nin uygun olduğu belirtilmişti. Geminin tamirat ve teçhizatının tamamlandığında komutanına verilecek talimatname ile yola çıkabileceği de ilave edilmişti. Bu sebeple Sadaretin Mart 1889 tarihli tezkiresinde bu gemiye karar kılındığına ve geminin her türlü tadilat ve tamiratının yapılmasına dair emir verilmişti. Bu esnada görev yapacak kumandan ve zabitan ile memurların belirlenmesi hızla tamamlanmıştı. Ayrıca Bahriye Mektebinden mezun olan öğrencilerin de teorik bilgilerini uygulama amacıyla bu gemiyle gönderilmesi istenmişti.
Sultan ve devlet adamları için Ertuğrul’un yalnızca bir gemi olmadığı, Osmanlı prestijini temsil eden bir sembol olduğu bilinmekteydi. Dolayısıyla yapılacak gezinin tarihsel, diplomatik ve sembolik bir önemi haiz olduğu gayet anlaşılır bir durumdu. Hem Uzak Doğu’da varlığını göstermek hem de Japonya ile arasında dostane ilişkileri artırma amacıyla ortaya konan bu misyonun önündeki en büyük tereddüt ise seçilen geminin teknik durumu ve uzun yolculuğa karşı taşıdığı risklerdi. Ertuğrul hakkında olumsuz münakaşalar ve şayialar da dikkate alınarak Sadaret ve Bahriye Nezareti arasındaki yazışmalar neticesinde geminin muayeneden geçirildiği, tadilatının yapılarak bir rapor ile sonucun bildirildiği ve hazırlandığı belirtilmişti.
Ertuğrul Fırkateyni’nde sefer sırasında subaylar, askerler, denizciler, memurlar, yeni mezun öğrenciler içerisinde olmak üzere mürettebat sayısı 609’u bulmuştu. Gemi kumandanı olarak Miralay Osman Bey atanmıştı.
Ertuğrul’un Yolculuğu ve Japonya’ya Varışı
14 Temmuz 1889’da Miralay Osman Bey’in komutasında İstanbul’dan yola çıkan Ertuğrul, ilk önemli sıkıntısını Süveyş Kanalı’nda yaşadı. Fırkateyn, Akdeniz’den kanala girdiği 26 Temmuz 1889’dan bir gün sonra kuma oturmuş, kanal şirketine ait römorkörlerce kurtarılmıştı. Ancak ertesi gün dümeni ve bodoslaması kırılarak denize düşmüş, geminin havuza girip tamiratının yapılmasına karar verilmişti. Gemi, kanaldaki havuzun dolu olması ve tamirinin uzun sürmesi sebebiyle yaklaşık iki ay sonra yola çıkabilmişti.
Aden’e varıp gerekli ikmallerden sonra Bombay’a hareket eden Ertuğrul, 20 Ekim 1889’da limana geldiğinde gemiyi ziyaret için bekleyen binlerce Müslüman ziyaretçinin hücumuna uğradı. Ertuğrul’u görmek için Lahor, Delhi, Hayrabad gibi uzak ve meşakkatli yoldan gelenler de vardı. İçlerinde “bağımsız bir İslam toprağı olarak” gördükleri Ertuğrul’un güvertesinde namaz kılanlar, iskelesini ve güvertesini öpenler ile ağlayanların hâlleri, Osmanlı itibarının ve nüfuzunun bu yörelerde çoktan beri hasretle beklendiğinin göstergeleriydi. Bu kadar ilgi belki de Sultan II. Abdülhamid’in beklentisinin üstündeydi. Bombay’daki gazeteler Ertuğrul ve mürettebatına ilişkin yayınlar yapmakta, tercümeleri de İstanbul’a ulaşmaktaydı.
Bombay’dan sonra Kolombo’ya gelen gemi, tamirle ilgili sorunlarının Singapur’da çözülebileceği anlaşıldıktan sonra burada çok kalmadan Kasım 1889 ortalarında Singapur’a geçmişti. Tıpkı Bombay ve Kolombo’da olduğu gibi Singapur’da da yakınlardaki küçük Müslüman ülkelerinden gelen ziyaretçiler tarafından karşılanan gemi ve mürettebatı, limanda, sahilde, sokaklarda büyük hürmet görmüştü. Teknik muayenesi ciddi bir şekilde yapılan Ertuğrul, burada yaklaşık dört ay kalmış; bu durum mevsim rüzgârlarının ters yönde esme zamanının gelmesiyle yola çıkış ve seyir esnasındaki zorlukları artırmıştı. Bu esnada amiralliğe terfi ettirilen Osman Paşa kumandasındaki Ertuğrul Fırkateyni 22 Mart 1890’da Singapur’dan ayrılmıştı. Tersine esen kuzey rüzgârları sebebiyle yelkenleri kullanılamayan gemi, sırasıyla Saygon’a, Amoy’a, Nagazaki ve Kobe’ye uğramış, son olarak 7 Haziran 1890’da nihayet Yokohama’ya varmıştı.
Yaklaşık 11 aylık yolculuktan sonra geldiği Yokohama Limanı’na ulaştığında Japon yetkililer ve halk tarafından büyük bir ilgiyle, coşkulu ve samimi bir havayla karşılandı. Daha sonra Tokyo’ya geçen mürettebat, imparator tarafından kabul edildi. Çok önemli misyonu yerine getiren Ertuğrul heyeti Osmanlı Padişahının gönderdiği hediyeleri ve nişanı törenle imparatora takdim etmişti.
Üç ay boyunca imparatorun özel misafiri olarak ağırlanan mürettebat, Japon halkının misafirperverliğinden ve sıcak yaklaşımından son derece etkilendi. Bu süre boyunca Ertuğrul heyeti, Japon halkı üzerinde olumlu izler bırakmıştı. Japonya’da Türklere karşı duyulan sevgi basında da kendine yer bulmuş, Japon gazetelerinde heyet ile ilgili övgü dolu yazılar yayımlanmıştı. Bu ziyaret hem kültürel hem de diplomatik bir başarı olarak değerlendirildi. Japonya’nın Osmanlı denizcilerine olan ilgisi, Ertuğrul’un anlamını daha da derinleştirdi.
Görevini başarıyla tamamlayan Ertuğrul Fırkateyni, dönüş seferine başlamadan bir şanssızlık yaşamıştı. Uzak Doğu’nun korkunç hastalığı kolera gemide baş göstermiş, gemi Nagaura’da karantinaya alınmış, hastalığa yakalanan 50’ye yakın mürettebatın 12’si hayatını kaybetmiş, diğerleri ise sağlığına kavuşmuştu.
Tokyo’dan Hareket ve Ertuğrul’un Kaza Yapması
Kolera ve karantina sebebiyle vakit kaybeden Ertuğrul Fırkateyni, İstanbul’dan iradenin çıkması ile 15 Eylül 1890’da Yokohama’dan dönüş yolculuğuna başladı. Japon uzmanlarının geminin buhar makinesinin ciddi bir tamirata ihtiyaç duyduğunu ve özellikle tayfunların aktif olduğu bu mevsimde çıkmamalarını ifade etmelerine karşın kumandan Osman Paşa gelen emri geciktirmek istememişti.
Hareketinden sonra Wakayama açıklarında bir tayfuna yakalanan ve dalgalar nedeniyle kontrolünü kaybeden geminin her yerinde arızalar baş göstermiş, makinesi ise tamamen bozulmuştu. Karanlıkta hurda bir tekne hâline gelen gemi, fırtınanın etkisiyle 16 Eylül 1890 akşamında Oşima Adası’nın doğusundaki Kuşimoto kayalıklarına çarpmıştı. Kazanın ardından dağılan ve hızla batan geminin mürettebatından sadece 69 kişi Japon balıkçıların ve halkın çabalarıyla kurtarılmış, 500’den fazla kişi ise şehit olmuştur.
Sebeplerine bakıldığında facia olarak da nitelendirilen bu elim olayı haber alan Japon imparatoru kazadan çok etkilenmiş, kurtulanların istirahat ve tedavileri ile bizzat ilgilenmişti. Hadise ve kurtulanlar hakkında da bir rapor hazırlatarak Hariciye Nazırlığına göndermişti. Kaza sonrasında Japon basını olayla ilgili yayınlar yapmış hatta kazazedeler için yardım kampanyası bile başlatmıştı.
Kazanın İstanbul’da duyulması ise biraz vakit almış, anında basına karşı tedbir konulmuş, Ertuğrul aleyhine yapılan yayınlar yasaklanmış, geminin yetersizliğinden bahseden yabancı yayınların ise Osmanlı sınırlarından girmesi engellenmiştir. 24 Eylül 1890 tarihli Bahriye Nezaretinin dergisi Ceride-i Bahriye’de “İlân-ı Resmî” olarak olayın tafsilatlı anlatılması kararlaştırılmışsa da kazadan kısaca bahsedilmiştir. Geminin Süveyş’te tamir edildiği ve kazanın doğal bir facia olduğu belirtilmiş, Ertuğrul’un gittiği yerlerdeki karşılanmaları, gördüğü teveccüh ise tafsilatlı şekilde anlatılmıştır.
Kazanın duyurulması sonrasında padişahın iradesine uygun olarak Bahriye Nezareti bünyesinde yardım komisyonları kurularak şehit ailelerine maaş bağlanmış, çeşitli yardım kampanyalarına destekler verilmiştir.
İmparator Mikado, Kobe’de tedavilerinin tamamlanmasının ardından kazazedeleri Kongo ve Hiei adlı harp gemileriyle İstanbul’a göndermiştir. Yaralananlar için düzenlenen kampanya yardımlarını götürmek üzere Cici Şimpo gazetesinden Şotora Noda’yla birlikte Ekim 1890 tarihinde Kobe’den hareket eden gemiler, 2 Ocak 1890 tarihinde Dolmabahçe Sarayı önünde demirlemişler ve İstanbul halkı tarafından heyecanla ve samimi bir şekilde karşılanmışlardır.
Ertuğrul’un Japonya gezisi ve ardından Japon sularında kaza yapması iki ülke insanı arasındaki ilişkilere olumlu bir etki yapmıştır. Osmanlı Devleti, Japonya’nın gönderdiği yardımları unutmamış ve bu dostluk bağını daha da ileri taşımaya çalışmıştır. Ertuğrul kazası bir facia olsa da iki ülkenin ilişkilerinin başlangıcına güçlü bir temel oluşturmuştur. Kazada hayatını kaybeden denizciler için Japonya’nın Wakayama bölgesinde bir şehitlik inşa edilmiştir. Bu şehitlik, Osmanlı ve Japon halklarının ortak acısını ve dostluğunu sembolize etmektedir.
Tarihte
bu ay neler oldu?
Türk Lirası’ndan altı sıfır atıldı.
(1 Ocak 2005)
Soyadı Kanunu yürürlüğe girdi.
(2 Ocak 1935)
Ahmet Hamdi Akseki vefat etti.
(9 Ocak 1951)
Mîsâk-ı Millî kabul edildi.
(28 Ocak 1920)
Sarıkamış Harekâtı sona erdi.
(15 Ocak 1915)
Thomas edison, elektrik ampülünün patentini aldı
(27 Ocak 1880)