TÜRK İSLAM EDEBİYATINDA
SEHER VAKTİ
Ali AYGÜN
Seher, gecenin karanlığı ile gündüzün aydınlığının birbirine karıştığı; tan yeri ağarmasından önceki vaktin adıdır. Seher, daha çok gecenin son bölümü için kullanılan bir kavramdır. Gece uykusuz kalmak, uyumamak anlamına gelmektedir. (Ethem Cebecioğlu, Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü, Otto Yay., Ankara 2020, s.423)
Gecenin en faziletli kabul edilen son üçte biri hakkında kullanılan bir kavram olarak “seher vakti”, tasavvufta manevi terakki açısından önemli bir yere sahiptir. Sufilere göre uyku, maddi ve nefsani bir şey olduğu için gaflet hâli sayılmaktadır. Çünkü salik, uyku hâlinde Hakk’ı düşünüp zikredemez. Gecenin son üçte biri sayılan seher vaktini uykusuz geçirenlere “seherî” denmektedir. Tasavvufta salik seherî olmalı, tan yeri ağarmadan önceki seher vaktini Rabb’ine iltica için fırsat bilmelidir. Seherî salik, geceleyin kalktığı teheccüt namazından sonra bir süre istiğfar, tevhid, zikir, tesbih, salât ü selâm ile meşgul olmalı, Kur’an-ı Kerim okumalı ve tefekkürde bulunmalıdır. (Cebecioğlu, a.g.e., s.423)
Seher vakitlerini ibadetle geçirmenin faziletine Kur’an ve hadislerde işaret edilmesi hasebiyle Türk İslam edebiyatında mutasavvıf şairler, seher vaktini şiirlerinde sıklıkla kullanmışlardır. Mutasavvıf şairlerin divan-ı ilahiyatları incelendiğinde seher vaktini anlatan ifadelerin hayli bir yekûn tuttuğu görülmektedir.
Sufi bir şair olarak Ahmed Yesevi, seher vakitlerinde Allah’a niyazda bulunmanın, tövbe ve istiğfar etmenin üzerinde Divan-ı Hikmet’te çokça durmakta, doğru yolu gösterecek zatın Allah Teâlâ olduğunu ve O’na sığınmak gerektiğini “seher vakti olanda” redifli müstakil hikmetinde dile getirmektedir:
Ne hoş tatlık Hak yâdı seher vakti olanda;
Baldan tatlı Hû adı seher vakti olanda.
…
Kul Hoca Ahmed saati, bir zerre yok ibadeti,
Zikri canın rahatı seher vakti olanda
Konuyla ilgili örnek olarak verebileceğimiz diğer bir önemli şahsiyet Yunus Emre’dir. O, dinî metinlerden hareketle zenginleştirdiği birikimini, tasavvufun verdiği heyecanla bir vecd hâlinde yorumlayarak şiire dönüştürmektedir. Yunus Emre, şiirlerinde Allah’a itaatin gerekliliğini ifade etmekte, günahlardan kaçınmayı, tövbeyi tavsiye etmekte; ihlasla ibadetlere sarılmanın önemini vurgulamaktadır. Yunus Emre, seherlerde kalkıp namaz kılmakta, dua ve zikir ile Allah’a yalvarıp, ağlayıp inlemektedir; onu görenler, gül bahçesine karşı şakıyan bülbül sanmaktadır:
Geceler subha dek hayrân u mestem
Oluban muntazır dîdâre karşı
Seher-gâhın turup zârî kılarım
Sanasın bülbülem gülzâre karşı
Dünyevi makamları reddeden Şemseddin Sivasî de tasavvufi terbiyeyi gönüllere nakşetmek, halkı irşat etmek gayesiyle şiirler yazmıştır. Şaire göre kul, Hakk’ın kapısından medet ummalıdır çünkü bütün dertlerin dermanı, hastalıkların çaresi Allah’tır. Derde düşen insanoğlu, başına gelenlerden dolayı şikâyetçi olmamalı, Allah’tan umudunu kesinlikle kesmemelidir. Kul, bir kapıyı kapayan Hak Teâlâ’nın başka bir kapıyı açacağına inanmalı, şükrü, zikri ve duayı dilinden düşürmemelidir. (Fatih Ramazan Süer, Sivâsîlerin Pîri Şemseddin Sivâsî, Ketebe Yay., İstanbul 2018, s.145-150) İnsan, Allah’ın ihsan, lütuf ve rahmetine mazhar olmak için seher vaktinde uyanık olup dua etmelidir:
Seherlerde uyanık ol duâya dest açık ol
Dilersen olasın vâsıl Hudâ’dan lutf u ihsâna
Şemseddin Sivasî’nin yeğeni Abdülmecid Sivasî, hem bir şair hem bir mutasavvıf aynı zamanda önemli bir ilim adamıdır. Divanında dinî ve edebî türlerden tevhid, münacat ve naatın dışındaki bütün şiirleri hemen hemen tasavvufi konularla ilgilidir. Şiirlerinde dünyanın fâniliğinden, gönül hanesinin temizliğinden, mâsivânın sürülmesinden bahseden Abdülmecid Sivasî; “-ân eylemeyen bilmedi” redifli şiirinde seher vakitlerini gözyaşı dökerek, ağlayıp sızlayarak geçirmeyenleri “bilmedi” olarak nitelendirmektedir. Sivasî, bu şiiriyle “…Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?...” (Zümer, 39/9) ayet-i kerimesine telmihte bulunmaktadır:
Gözyaşını vakt-i seher saçmayan
Âh u figân eylemeyen bilmedi
Medrese ve tekkeden aldığı feyzi özümseyerek liyakatle temsil eden diğer bir sufi şair Aziz Mahmud Hüdayî’dir. İrfan dünyamızın önemli bir ismi olan Hüdayî, şiirlerini berrak bir Türkçeyle, son derece lirik bir üslupla yazmıştır.
“Onlar seherlerde istiğfar ederlerdi.” (Zâriyât, 51/18) ayetini iktibas ederek seher vakitlerinde tövbe istiğfarda bulunulmasına işaret etmektedir:
“Ve bi’l-eshâri hüm yastağfirûn”a
Bak istiğfâr eyle her seher-gâh
İlahileri bestelenerek yüzyıllardır okunan
mutasavvıf şairlerden
Seyyid Nizâmoğlu’na göre salik seher vaktini, muhtaç ve çaresiz olduğunun bilincine varıp Allah’a yakararak, dua ederek ve namaz kılarak geçirmelidir:
Erişe çün seher vakti namazın
Dur eyle Hazret-i Hakk’a niyazın
Nutk-ı şeriflerinde aşk ve irfana ait hakikatleri damıtıp süzerek döneminin en güzel Türkçesiyle bütün insanlığa yepyeni bir üslupla takdim eden Niyâzî-i Mısrî de “Yalvar Güzel Allah’a” redifli şiirinde her seher vaktinde Allah’ın bin lütfu geldiğini, kalbin uyanacağı bu vakitte güzel Allah’a yalvarmak gerektiğini söylemektedir:
Her vakt‐i seherde bin lütfu gelir Allah’ın
Ol vakt uyanır kalbin yalvar güzel Allah’a
Marifetname adlı eseriyle şöhret bulsa da sufi bir şair olan Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi de şiirlerinde seher vaktinin önemini işlemiştir. İbrahim Hakkı Efendi, “-âh tâ-key” redifli şiirinde seher vaktini “ona ruhumdan üflediğim vakit”e (Hicr, 15/29) teşbih ederek, “Allah’ın karanlığı yarıp sabahı çıkaran, aydınlatan” (En’âm, 6/96) zat olduğunu hatırlatarak seher vaktini ikiye bölenin acısı ne zamana kadar diye sormaktadır. Bu beyitte hem iktibas hem de telmih sanatının örnekleri görülmektedir:
“Nefahtü fîhi min rûhî”dir ısbâh
Firâk-ı fâliku’l-ısbâh tâ-key
Tasavvuf ve ilahi aşk muhtevalı şiirlerinden oluşan divanında seher vaktine oldukça fazla değinen mutasavvıf şairlerimizden biri de Ahmed Kuddûsî’dir. Bu şiirlerinde öğütler geniş yer tutmakta, yer yer kendi hayatına da temas etmektedir. Sade bir dille kaleme alınmış olan bu şiirlerinden bir kısmı bestelenmiştir. Kuddûsî, seher vakti rüzgâr estikçe aşk sarhoşluğunun verdiği acıyı şöyle dillendirmektedir:
Tuyuban cânım nesîm-i zülfüni yanar tüter
Ey güzeller güzeli vakt-i seher esdikçe bâd
Seher vakitlerini tövbe ve istiğfarla, Allah Teâlâ’ya dua ve niyazla geçirmek gerektiğini şiirlerinde ifade eden bir diğer sufi şair de Alvarlı Muhammed Lutfî’dir. Muhammed Lutfî Efendi, daha çok münacat nazım türünde şiirler yazmış olsa da bir vesileyle naat, tevhid yahut bir gazelde Allah Teâlâ’ya ellerini açıp iltica etmekte, dua ve niyazda bulunmaktadır. Alvarlı Muhammed Lutfî, seher vaktinde Allah’a yalvarıp yakarmak, dua etmek gerektiğini söylemektedir. Kişi çareyi Allah’a niyazda aramalıdır, O’na yalvarıp yakaran, dua eden kişi nura kavuşacaktır:
Dergâh-ı Hakk’a kıl niyâz niyâz ile bul çâre-sâz
Vakt-i seher sûz ü güdâz eden bulur nûr-i cemîl
Tasavvufi Türk edebiyatı çerçevesinde yazdığı şiirlerini Divân-ı Hulûsî-i Dârendevî adıyla bir araya getiren Osman Hulûsî Efendi de şiirlerinde seher vaktine oldukça yer vermiştir. Seher vaktinde bütün dertlere deva bahşedilmekte, hasta gönüller derman bulmaktadır:
Dil-i bîmârına dermanı gözle fecr-i sadıkta
Kamu derde devalar bahşolur vakt-i seher peyda
Mutasavvıf şairler, Türk İslam tasavvuf geleneği içinde bir silsileyle yetişmiş; Kur’an-ı Kerim’den, Hz. Peygamber’in sünnet ve hadisinden ilhamla şiirler kaleme almış ehl-i irfan şahsiyetlerdir. Sufi şairler, gece ibadeti ve seher vaktine dair ayet ve hadisleri çok iyi özümsemiş ve önemsemişler; şiirlerinde başarılı bir şekilde işlemişlerdir. Tasavvufi derin anlamlar yükledikleri şiirlerini, didaktik ve lirik tarzda gayet estetik ve edebî bir Türkçeyle kaleme almışlardır. İçinde Arapça, Farsça kelime, ayet ve hadis iktibaslarının bulunduğu bu Türkçe, halkın rahatlıkla anlayabildiği bir Türkçedir. Sufi şairler, Türkçeyi bir hakikat, irfan, aşk ve sevgi dili hâline getirmiş; İslam’ın emir ve yasaklarını daha yumuşak bir üslupla ifade ederek Allah’a korku ile değil sevgi ile ulaşmaya çalışmışlardır.