ÜÇ AYLARIN HATIRLATTIKLARI

Dr. Mehmet EKİM
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı

İnsan zamanla kayıtlı bir varlıktır. Dünyada kalacağı süre sınırlıdır, kendisi için takdir edilen ecel geldiğinde can emanetini teslim ederek dünyadaki sürecini tamamlar. Mümin açısından bakıldığında ömür denen bu süreç, aslında bir “imtihan” sürecidir. Bundan dolayı inanan insanların ömrünün her anı kıymetlidir. Zira alıp verdiği her nefes, sınavı kazanmak için fırsatının devam ettiği anlamına gelir. Müslümanların sahip olduğu bu fırsatı iyi değerlendirmesi için âdeta fırsat içinde fırsatlar vardır. İçinde bulunduğumuz üç aylar, ömür içinde ömür bahşedilen eşsiz aylardır. Müslümanlar; recep, şaban ve ramazan aylarına sıradan bir takvim dönemi olarak bakmazlar. Çünkü üç ayları, kendi varoluşlarını ve Yaradan’la olan bağlarını yeniden düşünmek için bir vesile olarak görürler. Bundan dolayı üç aylar, altın değerinde olan zamana, varlığa ve varlık sahnesine çıkmış olmanın amacına ilişkin geniş bir tefekkür için bulunmaz bir fırsattır. Müminler, sahip olduğu zamanın her anının değerli olduğunun bilincinde olduğundan vakitlerinin dünyada bulunma amacıyla uyumlu olmasına dikkat ederler. Özellikle modern dönem insanını çepeçevre kuşatan dijital çağ uygulamalarının oluşturduğu sanal çemberin dışına çıkmanın insanı yapay gerçekliklerden kurtarmak anlamı taşıdığının farkındadırlar. Bundan dolayı üç ayları, bu modern hayatın kaotik yapısından kurtulmak için bir sığınak kabul edip bu aylarda ibadetlere yoğunlaşmakla birlikte derin içsel yolculuğa çıkmak ve nefsi muhasebe etmek için kendilerine zaman ayırırlar.
Hz. Peygamber’in üç aylara yönelik ifadelerine bakıldığında recep ve şaban ayı, aslında ramazan ayına ulaşmadan önce manevi dönüşümün yaşandığı ve insanın iç dünyasının kademeli olarak ramazan ayı ile uyumlu hâle geldiği aylardır. Bu üç ay, birbiriyle bağlantılıdır. Nitekim ezkâr türü eserlerde, “Recep ekim, şaban sulama, ramazan ise hasat zamanıdır. Mümin; recep ayında kalbine tohum eker, şaban ayında bunu sular ve ramazan ayında mahsulünü toplar.” ifadelerine yer verilmektedir. Bazen de recep ayı rüzgâra, şaban ayı bulutlara ve ramazan ayı da bereketle yağan yağmura benzetilmiştir. Recep ayının ramazan ayı için bir hazırlık, şaban ayının ise bu hazırlığı pekiştirme ayı olduğu düşünüldüğünde her bir ayın diğeri ile olan ilişkisi ve ilk iki ayın ramazan ayı ile olan ilişkisi daha net ortaya çıkmaktadır.
Üç ayların ilki olan recep ayı girdiğinde Hz. Peygamber’in “Allah’ım! Recep ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 259) şeklinde yaptığı duadan anlaşılacağı üzere bu aylar kıymetli olmakla birlikte asıl hedef manevi zenginliklerin, iç huzurun zirvede yaşandığı ramazan ayına ulaşmaktır. Recep ayı, haram aylardan olduğundan muhtelif ayetlerde bu aylara saygı gösterilmesi emredilmektedir. (Bakara, 2/194, 217; Maide, 5/2, 97; Tevbe, 9/5, 36) Bu aylarda işlenen iyilik ve kötülüklere başka zamanlarda işlenenlerden daha fazla mükâfat ve ceza verileceği yönünde genel kabul vardır. Ayrıca Müslümanlara bu aylarda oruç tutmak tavsiye edilmiştir. (Ebu Davud, Savm, 55; İbn Mace, Sıyam, 43) Ülkemizde idrak edilen Regaib Gecesi bu ayda yer almaktadır. Âlimler, bu geceleri vesile ederek kaza ve nafile namaz kılmayı, Kur’an okumayı ve çeşitli hayırlar yaparak Allah’a yaklaşmaya çalışmayı tavsiye etmişlerdir. Recep ayında idrak edilen bir diğer önemli gece ise Miraç Gecesi’dir. Miraç hadisesinin gerçekleşme tarihi Müslümanların çoğunluğuna göre recep ayının 27. gecesidir. Abdullah b. Mesud’un bildirdiğine göre bu gecede beş vakit namaz farz kılınmış, Hz. Peygamber’e Allah’a şirk koşmadıkları sürece ümmetinin günahlarının bağışlanacağı müjdesi verilmiştir. (Müslim, İman, 279)
Üç ayların ikincisi olan şaban ayı girdiğinde Resul-i Ekrem’in (s.a.s.) diğer aylara oranla daha fazla oruç tuttuğu, bazen de tamamını oruçlu geçirdiği ifade edilmiştir. (Buhari, Savm, 52; Müslim, Sıyam, 175,176) Hz. Peygamber, ramazan dışındaki en faziletli orucun şaban ayında tutulan oruç olduğunu bildirmiştir. (Tirmizi, Zekât, 28) Bu ayı idrak etme ve değerlendirme bağlamında Üsame b. Zeyd’in “Ya Resulallah! Şaban ayında tuttuğunuz kadar hiçbir ayda oruç tuttuğunuzu görmedim.” demesi üzerine Hz. Peygamber’in (s.a.s.) verdiği cevap son derece önemlidir: “Recep ve ramazan ayları arasında, şu şaban ayında insanlar gafildir. Bu öyle bir aydır ki ameller, âlemlerin Rabb’ine bu ayda yükseltilir. Ben oruçlu iken amellerimin yükseltilmesini severim.” (Nesai, Sıyam, 70) Şaban ayı içerisinde Berat Gecesi idrak edilir. Bu geceye de işaret eden bir rivayette Hz. Peygamber, “Şabanın ortasında gece ibadet ediniz, gündüz oruç tutunuz. Allah o gece güneşin batmasıyla dünya semasında tecelli eder ve fecir doğana kadar, ‘Yok mu benden af isteyen onu affedeyim, yok mu benden rızık isteyen ona rızık vereyim, yok mu bir musibete uğrayan ona afiyet vereyim, yok mu şöyle, yok mu böyle!’ der.” buyurmuştur. (İbn Mace, İkame, 191) Hz. Peygamber (s.a.s.) şaban ayına ve özellikle bu ayın on beşinci gecesine ayrı bir önem verdiğinden bu gecenin namaz kılarak, Kur’an okuyarak ve dua ederek geçirilmesinin sevaba vesile olacağı ifade edilmiştir. Bununla birlikte bazı âlimler, bu geceye ait özel bazı ibadet ve kutlama şekilleri ihdas edip âdet hâline getirmenin ise dinde yeri bulunmadığını söylemişlerdir.
Recep ve şaban aylarında yapılan ibadetler ve tutulan oruçlarla üç ayların sonuncusu olan ramazan ayına manevi bir hazırlık yapılır. Ruhları ve gönülleri eğiten bir mektep olan ramazanın en belirgin vasfı, bütün insanlığa rehber olarak gönderilen Kur’an-ı Kerim’in bu ayda inmeye başlamış olmasıdır. Çoğu âlim tarafından bu ayın yirmi yedinci gecesi olan Kadir Gecesi’nde inmeye başladığı kabul edilmektedir. Bin aydan daha hayırlı olan bu gece, ömürlük bir gecedir. Bu ayın diğer önemli vasfı ise tam bir irade eğitimi olan oruç ibadetinin yapıldığı ay olmasıdır. Bu iki yönüyle ramazan ayının her gecesi manevi fırsatlar içeren bir gece, gündüzleri de Müslümanların günahlardan, kötü huy ve özelliklerden arınması için iradesini çelikleme adına büyük bir fırsattır.
Bu aylar geldiğinde Müslümanlarda gözle görülür değişiklikler meydana gelir. Rablerine karşı sorumluluklarını yerine getirmek için daha gayretli olurlar. Arınma ve tezkiye vesilesi olan ibadetlerine daha bir itina gösterir, özellikle beş vakit namazlarına dikkat ederler. Bu aylarda ve özel gecelerinde, hayatlarının gidişatını gözden geçirir, hata ve günahları için tövbe ederler. Kul hakkı ihlali yapmışlarsa hak sahibine hakkını ödeyerek helallik alır, tüm müminler ve aileleri için dua eder, bol bol Kur’an-ı Kerim okurlar, vaktinde kılamadıkları namazlarını kaza eder ve nafile namaz kılarlar. Muhtaç insanlara karşı her zamankinden daha fazla cömert olurlar. Bu ayların gelmesi hem iç dünyalarında hem de çevrelerinde; ailelerinde, evlerinde bir farklılık oluşturur. İbadetler başta olmak üzere ahlaki erdemler ve faziletleri gündeme getirirler. Diğer yandan bu üç aylar tefekkür ve muhasebe aylarıdır. Tefekkür ve muhasebe neticesinde edindikleri erdemli düşüncelerin bir tezahürü olarak kâinattaki büyük sırrı görüp bütün yaratılmışlara karşı derin bir şefkat beslemeye başlarlar. Bu şefkat ve merhamet dolu gönülden ağaçlardan kuşlara, topraktan havaya, hayvanattan suya kadar bütün mahlukat nasibini alır.
Rahmet ve bereket mevsimi olan bu aylar, insanların Rabb’ine, kendisine ve ailesine karşı duyarlılığını artırdığı gibi yaşadığı topluma, diğer canlılara, çevre ve tabiata karşı olan sorumluluklarını da daha güçlü şekilde hatırlamasına vesile olur. Günümüzde milyonlarca insanın işleyen huzurunun bozulduğu, göç etmeye mecbur bırakıldığı, özellikle çocukların, kadınların ve yaşlıların zor koşullarda yaşam mücadelesi verdiği düşünüldüğünde bu mübarek aylar, infak ayına dönüşmelidir. Muhtaç olanların yardımına koşmak, bir yudum suya, bir lokma ekmeğe muhtaç olanların yanında olmaya güçlü bir vesile olmalıdır.
Sonuç olarak şuna dikkat çekmek gerekir: İyi insan olmak ve iyi Müslüman olmak belli bir vakitle sınırlı değildir. Bu sorumluluk, son nefese kadar devam etmesi gereken bir sorumluluktur. Bundan dolayı yılın belli günlerinde birtakım özel günleri hatırlayıp yılın kalan günlerinde adına özel gün tahsis edilen değerlerimizi unutmak insanca ve Müslümanca bir davranış biçimi değildir. Aynı şekilde, haftanın bir günü veya yılın birkaç ayında dinî hayatı yaşayıp senenin diğer günlerinde ihmal etmek de doğru bir din anlayışı değildir. Zira bu şekildeki bir din anlayışı ile İslam’ın gerçekleştirmeyi hedeflediği dünya ve ahiret saadetine ermek güçleşir. İnsan olma ve Müslüman olma gibi değerler, hava gibi su gibi yaşamsal değeri yüksek olan değerlerdir. Çünkü insan bu manevi iklimde olduğu gibi üç ayların dışındaki zaman diliminde de ibadete, iyilik yapmaya, tefekkür etmeye, iradesini güçlendirmeye ihtiyaç duyar. Ayrıca Yüce Allah, mübarek gün ve gecelerde olduğu gibi bu zaman dilimlerinin dışında da ibadete layıktır. Bu konuda doğru olan, kişinin Allah ile olan irtibatını devamlı hâlde, son nefesine kadar canlı ve diri tutmasıdır. Nitekim Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurur: “Allah’ın hoşuna giden amel, az da olsa devamlı olanıdır.” (Müslim, Müsafirin, 216)