DOĞALLIĞIN SANATA VE
İHTİŞAMA DÖNÜŞÜMÜ
TOPKAPI
SARAYI MÜZESİ
Sümeyra YAMAN
Müzeler, geçmişi günümüze bağlayan köprülerdir. Geçmişte var olan medeniyetlere ait eserleri toplayıp koruma altına alarak sergiler, günümüze ve geleceğe ışık tutarak ikisi arasında güçlü bir bağ kurarlar. İnsanların sanat ve estetik anlayışının gelişmesine katkıları oldukça büyüktür. Müzeler, sadece içerisinde bir sürü kültürel varlığın yer aldığı yapılar olarak görülmemelidir. Toplumların iyi bir gelecek inşa etmekte kullanabilecekleri birikimlerinin bir arada bulunduğu, belgelerin toplandığı, eğitimlerin ve araştırmaların da yapıldığı merkezler olarak işlev görürler. Bu kurumlarda tarihin farklı dönemlerine ait eserleri bulur ve takip ederiz. Eğer biz bu birikimle ilgili yeterince farkındalık oluşturup kapsamlı bir eğitim verebilirsek nesiller boyu değerler aktarımı ve şuurlu kuşaklar yetiştirme sorumluluğumuzu yerine getirmiş oluruz.
Bu bağlamda Topkapı Sarayı Müzesi tarihi anlamada, yorumlamada ve geleceğe yön vermede ecdadımızdan kalma önemli abidevi hazine olarak bütün ihtişamıyla bizi bekler. Müze, Topkapı Sarayı’nın bir bölümüdür. Topkapı Sarayı, Osmanlı Devleti’nin yönetim merkezi, padişahların aileleri ve hizmetkârlarıyla yaklaşık 380 yıl ikame ettikleri mekândır. Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ve Haliç arasındaki tarihî İstanbul yarımadasının ucundaki Sarayburnu’nda yer alan büyüklü küçüklü binaların oluşturduğu bir külliyedir. Fatih Sultan Mehmet tarafından inşa ettirilen saray, zaman içinde ihtiyaç duyulan yapıların eklenmesiyle büyük bir alana yayılmıştır. Osmanlının son dönemlerinde hanedan mensuplarının diğer saraylara yerleşmelerine rağmen Topkapı Sarayı önemini hiçbir zaman yitirmemiştir. Cülus ve cenaze merasimlerinin sarayda gerçekleştirilmesi âdetine saltanatın sona ermesine kadar devam edilmiştir. Ayrıca her ramazan ayının on beşinci günü gerçekleştirilen Hırka-i Saadet ziyaretleri için Topkapı Sarayı’na gelme âdeti tüm padişahlar tarafından uygulanmıştır.
Topkapı Sarayı Müzesinin oldukça ilginç bir kuruluş hikâyesi vardır. Topkapı Sarayı’nda tabii hâllerinde mevcut olan eserler zamanla muhafaza altına alınarak müze eserlerine dönüştürülmüştür. Söz konusu müzeleştirme sürecinin başlangıcı Sultan Abdülmecid zamanına kadar götürülebilir. Kendisinin, sarayı ziyarete gelen yabancı ve yerli devlet ricaline etrafı gezdirirken tarihî eserleri de göstermesi zamanla bir gelenek hâline gelmiştir. Devamında nadide eserlerin bazıları camekânlı vitrinlerle koruma altına alınmıştır ve sarayın farklı bölümleri artık bir sergi alanına dönüşmüştür. Sultan II. Abdülhamid devrinde bu müzeleşme süreci iyice gelişmiştir. Osman Hamdi Bey’in koordinasyonuyla sarayın belli bölümleri ve pek çok eser müze çerçevesinde terkip edilmiştir. 1919 yılında İstanbul’un İngilizler tarafından işgal edilmesiyle Topkapı Sarayı ziyarete kapatılmış, daha sonra Cumhuriyet’in ilanının hemen ardından tekrar müze hâline getirilmiş, on yıl sonra da tamamen halkın ziyaretine açılarak mevcut Topkapı Sarayı Müzesi tesis edilmiştir.
Topkapı Sarayı’nı meydana getiren binalar, farklı eserlerin sergilendiği büyük bir manzumeyi anımsatır. Mekânların da bir enerjisi vardır, derler. Oradaki yaşanmışlıklar ziyaretçilere yansır. Geçmiş zamanlarda bu mekânlarda sürdürülen yaşanmışlıkları hayal ederek gezeriz sarayı. Eserlere bakmak tarihe idraki de kolaylaştırır.
Topkapı Sarayı, Ayasofya Camii tarafındaki saltanat kapısından girildiğinde sırasıyla içlerinden geçilen dört avludan müteşekkil, etrafı bahçeler ve meydanlarla çevrili binaların oluşturduğu bir külliyedir. Sarayın ilk avlusu olan Alay Meydanı, halkın başvuru için girebildiği ilk yerdi.
Saraya kuş bakışı bakıldığında tam merkezde Divanıhümayun toplantılarının yapıldığı Kubbealtı binası görülür. Burası Divan Meydanı olarak bilinen sarayın ikinci avlusudur. Kubbealtı binasının hemen arkasındaki çokça kubbeleriyle dikkat çeken bina, devletin resmî hazinesi olarak kullanılan Kubbeli’dir. Şu an burada, farklı desenlerle süslemeli yüzlerce silah sergilenmektedir. Bu eserler arasında sahabeye, bazı Emevi ve Abbasi halifelerine ait kılıçlar ile Türk, Memluk ve İran silahları dikkat çekmektedir. Divan Meydanı’nın Haliç tarafında Baltacılar Koğuşu vardır. Daha sonraları genişletilen bu kısım bir avlu çevresinde cami, koğuş, hamam ve çubuk odası gibi bölümleriyle Osmanlıya özgü bir mahalle görünümündedir. Meydanın sağ yanında mutfaklar sıralanır. Tarih boyunca sarayda kullanılan Çin ve Japon seramik sanatının en nadide örnekleri bu mutfaklarda sergilenmektedir. Bu mutfakların farklı bölümlerinde sarayda kullanılan madenî mutfak eşyaları, Yıldız Çini Fabrikası porselenleri ve cam eserler, hemen karşısındaki binalarda sarayın Avrupa porselenleri ve gümüş eserleri sergilenmektedir. II. Abdülhamid’e hediye gelen gümüşler bu koleksiyonun en özel parçalarıdır.
Enderun Avlusu sarayın üçüncü avlusudur. Padişahın kullanımına sunulan yapılarından ilki olan Arz Odası bu avlu içerisindedir. Arz Odası içinde bulunan tezhipli tahtın mücevherli örtü takımları, gelen elçilerin önemine göre değiştirilerek kullanılırdı. Bu odanın arkasında, III. Ahmed’in Lale Devri mimarisine uygun inşa ettirip enderun ağalarına hediye ettiği Enderun Kütüphanesi vardır. Hazine Köşkü ve Has Oda (Kutsal Emanetler Dairesi) yine bu avlu içerisinde yer alır. Fatih Sultan Mehmed’in saray inşa edilirken yaptırdığı Hazine Köşkü saray hazinesi olarak kullanılmıştır. Günümüzde Osmanlı hazinesinin sergilenmesine ayrılan Hazine Köşkü’nün içerisinde dört adet taht, Osmanlı hükümdarlık sembolü olan askı ve sorguçlar, Kaşıkçı Elması, mücevherli kitap kapları ve Topkapı Hançeri bulunur. Padişahlara ait en önemli oda Has Oda’dır. Dörtlü ayrı bölümden oluşan bu oda muntazam çinilerle dekore edilmiş büyük bir daire görünümündedir. Bu yapı padişahların saray selamlığındaki özel ikametgâhıydı. Tarihte olduğu gibi günümüzde de mukaddes emanetler bu binada muhafaza edilmektedir. Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethinden sonra Mekke ve Medine’deki Hz. Muhammed ve ilk halifelere ait eşyaları Has Oda’da muhafaza altına aldırdığı bilinmektedir. Bu eserler arasında Hz. Muhammed’in hırkası, su kâsesi, sakal-ı şerifleri, iki adet kılıcı, dişi, ayak izleri, sancak-ı şerifi, Hümeze, Tekasür, Kadr ve Tebbet surelerinin vahiy kâtipleri tarafından deri üzerine yazılmış ilk nüshaları, Hz. Muhammed’in çeşitli hükümdarlara gönderdiği İslam’a davet mektupları, na‘l-i şerifler, ilk halifelerin kılıçları, padişahların çeşitli dönemlerde Mekke ve Medine’ye vakfettikleri objeler yer almaktadır. Kutsal emanetlerin sergilendiği Hırka-i Saadet Dairesi’nde hafızlar tarafından yirmi dört saat Kur’an-ı Kerim okunmaktadır. Günümüzde de devam eden bu gelenek Yavuz Sultan Selim döneminden beri sürdürülmektedir.
Enderun saray okuluna ait koğuşlar farklı sergi alanları olarak hizmet vermektedir. Seferli Koğuşu denilen bölüm padişah elbiseleri sergisine ayrılmıştır. Bu koleksiyonda padişahların tarih boyunca saklanan günlük elbiseleriyle tören elbiselerinin yanı sıra sarayda kullanılan çeşitli kumaşlar sergilenmektedir. Kilerli Koğuşu ise müze idare binası olarak düzenlenmiştir. Hazine Koğuşu’nda Osmanlı yazı, minyatür ve hat örnekleriyle gereçleri bulunmaktadır. Aynı avludaki Has Oda padişah portrelerinin sergilendiği yerdir. Fatih Sultan Mehmet döneminden kalan Ağalar Camii, Bizans ve Osmanlı yazmaları ile ünlü saray kütüphanesi şeklinde hizmet vermektedir.
Topkapı Sarayı’nın dördüncü avlusu olan, Sarayburnu’nun arka tarafında Sofa-i Hümamekanyun diye adlandırılan bahçede sultanların kişisel köşkleri yer almaktadır. Bu köşklerden Sünnet Odası bölümünde Osmanlı çini sanatının çeşitli dönemlerine ait panolar bulunmaktadır. Mecidiye Köşkü, Batılı saray zevkine uygun inşa ettirilmiştir. Burasını son dönem padişahları Boğaziçi saraylarına taşındıktan sonra Topkapı Sarayı’na geldiklerinde dinî ve resmî törenlerde kabul salonu olarak kullanmışlardır. Bu köşkün yanına Sofa Camii yaptırılmıştır.
Topkapı Sarayı, içerisinde barındırdıklarıyla Osmanlı idare sisteminin, yaşam tarzlarının ve ince zevkinin kültüre, mekâna ve eşyaya yansımasıyla bizlere tarihsel bir tanıklık oluşturur. Topkapı Sarayı dünya müzeleri arasında yaşayan, tarihi ile bugüne ulaşabilmiş ender örneklerdendir. Mimari yapıları, koleksiyonları ve binlerce arşiv belgeleri ile dünyanın en büyük saray-müzeleri arasında yerini alır. Canlı bir tarihe ve sayısız muhteşem esere şahitlik etmek isteyen değerli okuyucularımızı en kısa zamanda Osmanlı Devleti’nden bize hatıra kalan bu değerli hazinemizi ziyarete davet ediyorum.