ENGELSİZ GÖNÜLLERİN

MİMARI:  

MUHAMMED DOĞAÇ


Ahmet Mahmut ŞEN


İyilik, yalnızca insani bir görevi ifa etmek değil insanların kalbine dokunarak hayatın tam merkezinde onu inşa etmektir. Bazen bir gülün zarafetinde kapı kapı dolaşmak bazen bir çocuğun sevincinde camiyi şenlendirmek bazen de engelli bir kardeşin duasında umut olmaktır. Kimi insanlar vardır ki görev yaptıkları mekânı kuru bir vazife alanı olarak görmekten ziyade gönüllerin buluştuğu bir muhabbet yuvası addederler. Karşılık beklemeden, samimiyetle ve sebatla yürütülen bu gayret, küçük bir dağ köyünde dahi büyük dönüşümlere vesile olabilir. İşte bu adanmışlık ruhunun temsilcilerinden biri de Muhammed Doğaç’tır.

Adana’da dünyaya gelen Muhammed Doğaç, öğrenim hayatını yine aynı şehirde tamamlar. Hayatında derin izler bırakan dedesinin duasını aldığına inanır ve bunu en büyük manevi sermayesi kabul eder. Dedesinin kendisine nasihat ederken söylediği “Hizmet eden hizmet bulur.” sözünü hayatına düstur edinir. En büyük destekçisi ise eşidir. Sevdiği bir hocasının yönlendirmesiyle ilahiyat eğitimine yönelen Muhammed Doğaç, 2021 yılında -daha önce rüyasında gördüğünü ifade ettiği- Adana’nın Feke ilçesine bağlı Akoluk köyüne imam hatip olarak atanır.

Göreve başladığında camiyi yalnızca beş vakit namaz kılınan bir mekân olarak görmez. Mübarek gün ve geceleri vesile kılarak eline aldığı güllerle eşi ve küçük kızıyla birlikte köydeki haneleri tek tek ziyaret eder. Her kapıyı çalar, her gönle dokunmaya çalışır. Bu ziyaretler vesilesiyle ihtiyaç sahibi ve engelli vatandaşları da tespit eder; onlara yalnız olmadıklarını hissettirmeye gayret eder. Çünkü o, karşılıksız sevgi ve iyilik ile insanların gönüllerine girmeden cami saflarının dolmayacağına inanır.

Zamanla cami, cuma namazları dışında da Kur’an-ı Kerim derslerinin, sohbetlerin ve çeşitli buluşmaların yapıldığı bir merkez hâline gelir. Çocukların kalbini camiye ısındırmak için farklı projeler geliştirir. Türkiye’de bir ilk olarak camiye pamuk şeker makinesi alır. “Salavatını getir, pamuk şekerini götür.”, “Duanı getir, pamuk şekerini götür.” diyerek çocukların gönlünde tatlı bir hatıra bırakır. Çocuklar, yaz Kur’an kursuna sabahın erken saatlerinde koşa koşa gelmeye başlar. Caminin bir bölümünü ücretsiz dağıtılan kıyafet, kırtasiye ve oyuncak köşesine dönüştürür. Camiye gelen çocuklar hem namaz kılar hem Kur’an öğrenir hem de ihtiyaçlarını buradan temin eder. Yaz döneminde başlattığı Kur’an eğitimini yıl boyunca devam ettirir; yetmiş öğrenciye Kur’an okumayı öğretir. “Bugün kalbine dokunduğumuz çocuk yarın bu topluma yön verir.” diyerek eğitimin uzun vadeli bir emanet olduğuna inanır. Böylece bir dağ köyündeki cami, hayatın merkezine yerleşir.

Muhammed Hoca’nın hizmetleri bununla da sınırlı kalmaz. “Engelsiz cami” projesiyle engelli bireylerin camiye erişimini kolaylaştırır. İlk zamanlar camiye gitmek isteyen engelli kardeşlerini kendi aracıyla taşır. Daha sonra sosyal medyada duyulan bu gayretler sayesinde hayırseverlerin destekleriyle onlara akülü tekerlekli sandalyeler hediye eder. Caminin fiziki şartlarını engellilere uygun şekilde düzenler. Camiye gelmeye devam eden engellilerin davranışlarındaki olumlu dönüşümün etkisini aileleri ve köy halkı yakından müşahede ederler. Namaz aralarındaki vakitlerde ihtiyaç sahibi ve engelli vatandaşların evlerinde bizzat tadilat ve tamirat işleri de yapar. Yeri geldiğinde bir imam, yeri geldiğinde bir usta, yeri geldiğinde bir abi, yeri geldiğinde de bir öğretmen olur. Hizmet alanını yalnızca kendi köyüyle sınırlı tutmaz; civardaki dokuz köyde de benzer faaliyetler yürütmeye gayret eder.

Umre ziyareti için yola çıktığı bir dönemde, down sendromlu Savaş’ın her gün pencere kenarında gözyaşları içinde yolunu gözlediğini öğrenir. Bu hadise onu derinden etkiler ve Savaş’ı umreye götürme sözü verir. Sözünü de tutar; Savaş’la birlikte umreye giderler. Savaş’ın gözyaşları bu kez Muhammed Hoca’nın ardından değil ilk defa annesinden ayrı kalacak olmanın verdiği hüzünden dolayı dökülür. Sonraki zamanlarda yine aynı köyden âmâ Ramazan Amca’yı ve yaşlı Nuriye Teyze’yi de umreye götürür. Sosyal medyada paylaşılan bu anlamlı yolculuk, Türkiye’nin dört bir yanında teveccüh uyandırır. Sosyal medyayı bilinçli ve hassas bir şekilde kullanmaya özen gösterir. Din hizmetinde bulunan bir imam olarak yaptığı her paylaşımı sorumluluk bilinciyle hazırlar. İmamın ve caminin hayatın merkezinde olduğu mesajını vermeye çalışır. Paylaşımları geniş kitlelere ulaştıkça hayırseverlerin destekleri de zamanla artar; oyuncaklar, kıyafetler, kırtasiye malzemeleri, akülü tekerlekli sandalyeler ve çeşitli yardımlar bir bir ihtiyaç sahiplerine ulaşır.

Beş yıl boyunca Feke’de görev yaptıktan sonra daha fazla insana ulaşabilmek için Mersin’in Mezitli ilçesinde imam hatip ve manevi danışman olarak hizmetine devam eder. Bu süreçte ağır bir imtihan da yaşar; ikizlerini doğmadan toprağa verir. Acısını yüreğine gömerken hizmet yolundan da asla geri durmaz.

Muhammed Doğaç, birçok din görevlisinden yöntemlerinin örnek alındığına dair mesajlar alır; onlara canıgönülden destek olur. O, tüm bu gayreti, “En büyük engel bir gönle girememektir.” cümlesiyle özetler. Güllerle başlayan bu yolculuk, samimiyetle büyüyen bir hizmet hareketine dönüşür. O, bir dağ köyündeki küçücük camiden taşarak gönüllerde iz bırakan, karşılıksız sevgi ve iyilikle insanlara ulaşmayı şiar edinmiş bir hizmet eri olarak yoluna devam etmektedir.