DİJİTAL PLATFORMLARDA

GÖRÜNÜR

OLMA ARZUSU

Doç. Dr. Betül ÖNAY DOĞAN

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi


Batı kültürlerinde görme, duyuların en soylusu olarak tanımlanır ve görmek inanmakla eş değer olarak kabul edilir. Bunun en belirgin kanıtlarını kiliselerde görmek mümkündür. İslam’da inanmak için duymak yeterliyken Hristiyanlıkta inanılması istenen her şey resmedilir. Kiliseleri ziyaret edenler bakar, görür ve inanır. Görmenin gücü sadece inanmakla sınırlı değildir. Richard Sennett’e göre Roma’da görme pratiği, inanmayı aşarak itaat üretmenin temel araçlarından biri hâline bile gelir. İmparatorluğun büyüklüğü, meydanlar ve anıtlar aracılığıyla görselleştirilir; bu görsellik, halkın imparatorluğun gücüne inanmasını ve itaat etmesini sağlar. Buradan yola çıkarak neyin görünür kılındığı, neye inanıldığı ve neyin meşru kabul edildiği arasındaki ilişkiyi birlikte düşünmek gerekir.

Günümüzde görmenin hegemonyası, dijital platformlarda sonu gelmeyen görüntü üretimiyle pekişmiştir. Şimdiye kadar insanlığın karşılaşmadığı boyutta, bitmek bilmeyen bir görüntü yağmuru içindeyiz. Dijital platformlarda görüntülerin dolaşımı hem mekânsal hem de zamansal hız üzerinden işler. Üretilen içerikler çok kısa sürede değer kazanır, aynı hızla tüketilir ve görünmez hâle gelir. Bu durum, görünürlüğün kalıcı bir kazanım değil sürekli yeniden üretilmesi gereken, kırılgan bir konum olduğunu da göstermektedir. Dijital platformlarda görünürlüğün bir diğer farkı, görüntülerin anlam üretici otoriteler tarafından değil kullanıcılar tarafından üretilmesidir. Bu durum bir yanılsamayı beraberinde getirir: “Üretenler benim gibi kullanıcılarsa üretilenler de onların sıradan hayatlarıdır.” Eğer kullanıcıların ürettikleri her paylaşım masum bir biçimde izleyicilere sunulsaydı bu ön kabul geçerli olabilirdi ancak görünür olana karar veren ya da görünmez kılan bir sistemin varlığı, görünür olmanın sanıldığı kadar kendiliğinden gelişmediğini ortaya koymaktadır.

Görüntüler sadece üretilerek değil kayıt altına alınıp dolaşıma girdiği ölçüde anlam ve değer kazanırlar. Görünür olma öyle bir hâl aldı ki görünür olmayan, kayıtlı olmayan, dolaşımda olmayan âdeta kamusal alanda yok hükmündedir. Bu sebeple görüntü, sistem tarafından ölçülür ve yönlendirilir. Üretim kadar üretileni kimlerin göreceği ya da ne kadar görüleceği de yapısal olarak düzenlenmektedir. Tarihsel olarak inanmanın ve itaat etmenin temelinde yer alan görme ya da görüntü, şimdi algoritmik olarak ölçülen, sıralanan ve dolaşıma sokulan bir yönetişim aracına dönüşmüştür. Bu yönetişim sadece dışarıdan denetlenerek sürdürülmez; aynı zamanda bireyin kendi davranışlarını sürekli izlemesi ve düzenlemesi teşvik edilir.

Dijital platformlar ancak kullanıcılarının varlığı ve aktif kullanımıyla ayakta kalabilir. Kullanıcıların olmadığı bir dijital platformu hayal edebiliyor musunuz? İnsanların yaşamadığı bir şehir kadar anlamsız olacaktır. Kullanıcının varlığı, bir yandan platformun güçlenmesini sağlarken diğer yandan elde edilen kullanım verileri manipülasyon, yeni davranış kalıplarının ya da gündelik politikaların oluşturulması için kullanılabilir. Platformların kullanım yoğunluğu arttıkça yönlendirme gücü de artar. Sosyal medyanın yaşamımıza ait fotoğraflarımız, aklımızdan geçen düşüncelerimiz, hislerimiz, kızgınlıklarımız ya da mutluluklarımızın paylaşıldığı yegâne alan hâline gelmesinin sebebi dijital platformların paylaşımlarımıza yapısal olarak ihtiyaç duymasından kaynaklanmasıdır. Hızla üretilen ve aynı hızla tüketilen bu alanlar sürekli performe edilmek zorundadır. Dolayısıyla dijital platformlarda var olmak, üretimle doğrudan ilişkilidir ve üretimin olmadığı her an kaybedilebilecek kırılgan bir konuma işaret eder. Kullanıcı, var olmak için kendi kendiyle yarışır ancak bu yarışın kazananının olması mümkün değildir. Sürekli içerik paylaşmak, her içeriğin diğerinden daha güzel olması, daha fazla beğenilmesi ya da daha fazla takipçinin olması kendi kendimize yarışın dinamiklerinden bazılarıdır. Belki de şimdi uyandığı anda, son paylaştığı içeriğin beğenilerine bakan kullanıcının durumu daha anlaşılır hâle gelir. Var olmak için görünür olması gerektiğine kanaat getiren kullanıcı için tefekküre zaman yoktur. Anı yakalaması gerekir. Görünürlülük, geçici bir tatmin sağlar ancak asla kalıcı bir güven hissi oluşturmaz. Sürekli kendini aşmak zorunda hisseden kullanıcı geri bildirimleri bir değer ölçütü olarak kullandıkça bu döngüden çıkmakta zorlanır.

Debord’un, “Görünen şey iyidir, iyi olan şey görünür.” olumlamasından yola çıkarak herkes sistem tarafından görünür olmaya davet edilir. Bu noktada algoritmalar, görünürlük ekonomisinin işletim mekanizması olarak devreye girer. Görünürlük ekonomisi dikkatin ve görünmenin ekonomik, kültürel ve toplumsal değere dönüştüğü bir sistemdir. Bu sistemde platformlar, kullanıcıların dikkatinin hangi alanlarda toplanacağını belirler. Bunu yaparken kimlerin görüneceğine ya da görünmeyeceğine de karar verir. Kullanıcılar, görünür kalabilmek için sürekli üretmek ve kendilerini optimize etmek zorundadır. Görünür olmanın doğası ise ünlü olma isteğini peşinden getirir. Dolayısıyla algoritmalar doğrudan ünlü olma isteği üretmez ya da kimin ünlü olacağını tayin etmez ancak bu isteğin ortaya çıkabileceği altyapıyı hazırlar. Beğeni, takipçi ve izleme sayısı görünürlüğün değeri hâline gelir yani sayısallaştırır. Sayısallaştırma kıyaslamayı da kolaylaştırır. Kendi görünürlüğünü takip eden ve diğerlerinin görünürlükleriyle kendini kıyaslayan kullanıcı, önce dijital platformlara ardından da görünür olma isteğine bağımlı hâle gelir.

Castells, ağ toplumunu tanımlarken ağa bağlanmanın bireysel bir zorunluluk olmadığını ifade eder. Ancak ağa bağlanmayan kendini dışlanmış hisseder. Dolayısıyla duygusal bir zorunluluk oluşur. Görünür olmaya davet edilen kullanıcılar arasında bu davete icabet etmeyenler elbette olacaktır ancak görünür olmayanın ağın dışında kalacağı ve sosyal bulunuşluğunu yitireceği yönündeki algı, bireyleri görünürlük ekonomisine dâhil olmaya zorlayan önemli bir baskı unsurudur. Dolayısıyla görünür olmak bir tercih olmaktan çıkar ve sosyal olarak var olmanın koşulu hâline gelir.

Geleneksel medyada görünür olmak ve sonrasında gelen ün, sınırlı aktörlere atfedilen, görece kalıcı ve hiyerarşik bir statü biçimiyken dijital platformlarda ünlü olmak herkesin erişebileceği bir konum olarak gösterilir. Dijital platformlar tarafından görünürlüğü vurgulanan ve ünlü olma vaadini yakalayan kullanıcılar, yaşadıkları değil gösterdikleri hayatın sonucu olarak takipçi sayılarını artırırlar. Dijital platformlar tarafından desteklenen paylaşımların sürekli olarak ve yeniden üretilmesi gerekir. Teorik olarak herkes için mümkün olduğu iddia edilen çok takipçiye sahip, dolayısıyla takip edenler tarafından tanınan biri olmak yani “ünlü olmak”, zannedildiğinin aksine kırılgandır.

Ünlü olmanın kırılganlığı, algoritmaların içerikleri masum bir şekilde dağıtmamasından kaynaklanır. Algoritmalar belirli içerikleri görünmez hâle getirirken bazı içerikleri güçlendirir. Dijital platformların yapısıyla uyumlu olan içeriklerin görünürlüğü artırılır. TikTok, Instagram, X gibi platformların medya sahipliğinin önemi, içerik moderasyonlarındaki rolleri üzerinden açıklanabilir. Örneğin, gölge yasaklama olarak tanımlanan shadow banning platformların kullanıcıların içerik üretmesine olanak sağladığı ancak bu içerikleri kimsenin görmediği bir sansür türünü tanımlar. Elinde güç olduğunu hisseden kullanıcı aslında bir yanılsamanın içindedir. Sansürlendiğini bilmeden sessizleştirilir…

Sonuç olarak dijital platformlar, kullanıcının kendini “değerli hissetme arzusu”na yaslanan bir görünürlük üretmektedir. Bu sisteme uyum sağlayanlar sayısal göstergelerle ödüllendirilirken uyum göstermeyenler görünmezlik riskiyle karşı karşıya kalırlar. Ünlü olma vaadi, platforma uyum sağlandığı sürece sürdürülebilir bir olasılık olarak sunulur. Dijital platformların henüz hayatımızda olmadığı bir dönemde görünürlüğü gösteri üzerinden analiz eden Debord’un ifadesiyle, “Gösteri dili, hâkim olan üretimin işaretlerinden oluşur; çünkü bunlar üretimin nihai hedefidir.” Bugün dijital platformlarda görünürlük, üretimin kendisi hâline gelmiş, bir toplumsal düzenleme mekanizmasına dönüşmüştür.

Hangi içeriklerin daha fazla görünürlüğe sahip olduğu, hangi anlatıların dolaşıma girdiği ve hangi imgelerin öne çıktığı zamanla kullanıcılar tarafından öğrenilir. Ünlü olmak belirli anlam kalıplarıyla ilişkilendirilir. Belirli estetik tercihler, yaşam anlatıları, politik tutumlar ve bunların nasıl paylaşıldığı ünlü olmanın koşulu olur. Böylece algoritmaların teşvik ettiği anlamlar, yalnızca içerik stratejilerine değil ünlü olmanın nasıl mümkün olabileceğine dair kolektif bir algıya dönüşür. Ünlü olmak, özgün bir ifade biçiminden çok algoritmanın tercih ettiği anlamları doğru biçimde paylaşabilmekle ilişkilendirilir. Bu bağlamda ünlülük, bireysel fark yaratmaktan ziyade platformların görünür kıldığı anlamlara uyum sağlama kapasitesi üzerinden yeniden tanımlanır.

Kaynakça

• Debord, G. Gösteri Toplumu (Çev. Ayşen Ekmekçi & Okşan Taşkent), Ayrıntı Yayınları, İstanbul: 2012.

• Castells, M. Ağ Toplumunun Yükselişi: Enformasyon Çağı – Ekonomi, Toplum ve Kültür, Cilt 1 (Çev. Ebru Kılıç), İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul: 2013.

•             Sennett, R. Ten ve Taş: Batı Uygarlığında Beden ve Kent (Çev. Tuncay Birkan), Metis Yayınları, İstanbul: 2011.