SESSİZ ŞÖHRET: TEVAZU
Sena UÇAR TAŞ
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı
وَعِبَادُ الرَّحْمٰنِ الَّذٖينَ يَمْشُونَ عَلَى الْاَرْضِ هَوْناً وَاِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَاماً
“Rahman’ın has kulları yeryüzünde tevazu ile yürüyen, cahiller onlara laf attığı zaman ‘Selam’ deyip geçen kullardır.”
(Furkan, 25/63)
İnsan her çağda sözle, tavırla ve görünürlükle imtihan edilmiştir. Günümüzde bu imtihanın en yoğun yaşandığı alanlardan biri sosyal medya ve dijital iletişim ortamlarıdır. Sosyal medya; insanlara kendini ifade etme, düşüncelerini paylaşma ve başkalarıyla iletişim kurma imkânı sunarken aynı zamanda görünür olmayı merkeze alan yeni bir değer algısını beraberinde getirmiştir. Bu imkânlar, doğru ölçü ve ahlaki denge gözetilmediğinde kişiyi farkında olmadan görünürlük ve ün arayışına sürükleyebilmektedir.
Günümüzde ün, yalnızca tanınmış olmak anlamına gelmemektedir. Sosyal medya ile birlikte ün; görünür olmak, takdir edilmek, onaylanmak ve etkileşim almak gibi duygularla iç içe geçmiş yeni bir anlam kazanmıştır. Beğeni sayıları, takipçi rakamları ve etkileşim oranları insanın kendini değerli hissetmesinin ölçütü hâline gelebilmektedir. Zamanla kişi kendini bu göstergeler üzerinden değerlendirmeye başlayabilmekte; bu durum ise kişiyi farkında olmadan “Nasıl görünmeliyim?” sorusuna odaklarken “Nasıl bir insan olmalıyım?” sorusunu geri plana itebilmektedir.
Sosyal medya çağında şöhret çoğu zaman yüksek sesle konuşmak, sık görünmek, herkesten farklı olmak ve sürekli tepki vermekle özdeşleştirilmektedir. Tüm bunlar dijital dünyanın yeni değer algısının ön parametreleridir. Oysa Kur’an-ı Kerim, insanın değerini görünürlükle değil ahlak, takva ve tevazu ile tanımlar. Yüce Allah, insanın değerini şöyle ifade eder: “Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.” (Hucurat, 49/13) Bu noktada, başlangıçta yer verdiğimiz ayet de dijital çağın tam merkezine yerleştirilebilecek güçlü bir rehberlik ve sessiz bir şöhret anlayışı sunar.
Ayetin ilk kısmında Rahman’ın kullarının hayata karşı duruşlarından bahsedilir ve onların “tevazu ile yürüdüğü” ifade edilir. Tevazu, insanın kendini küçültmesi değildir; kendini merkeze koymaması, üstünlük iddiasında bulunmaması ve başkalarını hor görmemesidir. Hz. Peygamber (s.a.s), “…Biri Allah için tevazu gösterirse Allah da onu yüceltir.” buyurmaktadır (Müslim, Birr, 69). Dijital dünyada tevazu; her paylaşımı bir vitrine dönüştürmemek, her tartışmada öne çıkma ihtiyacı hissetmemek, görünür olmayı amaç hâline getirmemek ve bunun için sahip olunan değer yargılarından vazgeçmemektir. Ayetin çizdiği bu çerçevede değer, görünür veya herkesten farklı olmakla değil ölçülü, tutarlı ve vakur duruşla kazanılır. Bu yönüyle tevazu, ün arzusunu tamamen yok saymaz; ona bir denge getirir ve onu ahlak ile terbiye eder.
Ün arzusunun en hassas noktası övülme beklentisi ile birleştiği yerdir. İnsan, yaptığı bir davranışın başkaları tarafından fark edilmesini isteyebilir; bu fıtri bir eğilimdir. Ancak bu istek, davranışın önüne geçtiğinde kişi yaptığı işi, iyiliğin kendisi için değil alkış üretmesi için yapmaya başlayabilir. Dinimiz, mümine “Hiç görünme!” demez; “Görünür olmayı amaç hâline getirme!” der. Ün; insanı yücelik arzusuna götürüyorsa tehlikeli, insanı sorumluluğa çağırıyorsa bir imkândır.
Sosyal medya, insanın övülme ve takdir edilme ihtiyacını hızla besleyebilen bir ortamdır. Bu sebeple kişiyi, yaptıkları kadar yapmadığı şeylerle bile övülme ihtiyacına itebilir. Kur’an, bize bu noktada çok net bir uyarıda bulunur: “Sanma ki yaptıklarından memnun olanlar, yapmadıklarıyla övülmekten hoşlananlar, evet, sanma ki onlar azaptan kurtulacaklardır!...” (Âl-i İmran, 3/188) Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de bu konuda şöyle buyurur: “Her kim duyulsun diye bir iş işlerse, Allah onun kıymetsizliğini duyurur. Her kim gösteriş olsun diye bir iş yaparsa, Allah da onun gösteriş yapmasını ve değersizliğini ortaya çıkarır.” (Müslim, Zühd, 38) Bir başka hadiste ise ölçü şöyle ifade edilir: “Ameller niyetlere göredir.” (Buhari, Bed’ü’l-Vahy, 1) Tüm bunlar bize, gerek gerçek âlemde gerekse dijital dünyada yapılan her paylaşımın niyet süzgecinden geçirilmesi gerektiğini hatırlatır.
Tevazu, yalnızca bireysel bir ahlak değil aynı zamanda toplumsal huzurun da temelidir. Aile içinde, iş hayatında ve dijital ortamlarda tevazu ile hareket eden kimse kırıcı olmaktan, üstünlük kurmaktan ve başkalarını incitmekten sakınır. Bu anlayış, özellikle aile hayatı açısından son derece öğreticidir. Çocuklar ve gençler, dijital dünyadaki davranış kalıplarını büyük ölçüde ailede gördükleri tutumlar üzerinden şekillendirirler. Anne babanın her tartışmaya girmesi, her eleştiriye sert karşılık vermesi ya da sürekli kendini görünür kılma çabası içinde olması çocuklarda da benzer reflekslerin oluşmasına zemin hazırlar. Buna karşılık, yapıp ettiklerinde Allah’ın rızasını gözeten, ölçülü konuşan, gerektiğinde susabilen ve her platformda kendini ispat etme ihtiyacı hissetmeyen bir ebeveyn modeli dijital dünyada da dengeli bir duruşun temelini atar.
Serlevha yaptığımız ayetin ikinci bölümü ise günümüz açısından son derece dikkat çekicidir: “Kendilerine cahiller hitap ettiğinde ‘selam’ derler.” Ayette yer verilen bu ifade, müminin her söze karşılık vermek zorunda olmadığını öğretir. Dijital ortamlarda zaman zaman kırıcı, alaycı veya kışkırtıcı sözlerle karşılaşılabilmektedir. Böyle durumlarda öfkeyle verilen karşılıklar, çoğu zaman sorunu çözmek yerine büyütmektedir. Yüce Allah, söz ve üslup konusunda şu temel ölçüyü verir: “Kullarıma söyle: Sözün en güzelini söylesinler…” (İsra, 17/53) Bir başka ayette ise şöyle buyrulur: “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel olanla sav…” (Fussilet, 41/34)
Bu ayetler, dijital dünyada da geçerli olan bir ahlak inşasını işaret eder. Bazen susmak bazen selametle geçmek pasiflik değil olgunluk göstergesidir. Sosyal medya çağında güç, her söze cevap vermekte değil ölçülü konuşabilmekte ve gerektiğinde susabilmektedir. Furkan suresi 63. ayet, mümine hem yön hem denge kazandırır: Tevazu ile yürümek, kendini merkeze koymadan yaşamayı öğrenebilmektir. “Selam” demek ise kalbi ve dili koruyup Allah için susmaktır.
Şöhret ve görünürlük geçicidir. Alkış diner, etkileşim azalır, gündem değişir. Kalıcı olan; insanın ahlakı, üslubu ve Allah katındaki değeridir. Dijital dünyada da Rahman’ın has kulları gibi yürüyebilmek çağımızın en kıymetli kazanımlarından biridir.