MEDENİYETLERİN
KAVŞAĞINDA BİR ŞEHİR:
TARİHÎ MEKÂNLARIYLA
HATAY
Sümeyra YAMAN
Anadolu’nun güneyinde, pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış eşsiz bir coğrafyada yer alan Hatay binlerce yıllık geçmişiyle âdeta yaşayan bir tarih kitabı gibidir. Hititlerden Romalılara, Bizans’tan Osmanlıya kadar farklı medeniyetleri bünyesinde taşımış olan bu şehir hoşgörünün, çok kültürlülüğün ve birlikte yaşama tecrübesinin en somut örneklerini üzerinde taşır. Hatay’ı özel kılan unsurların başında tarihî mekânları, müzeleri ve ören yerleri gelir. Bu alanlar yalnızca geçmişi sergilemekle kalmaz, aynı zamanda kültürel mirasın korunması ve gelecek nesillere aktarılması konusunda da önemli bir bilinç oluşturur.
Hatay denildiğinde akla gelen ilk ziyaretgâhlardan biri Hatay Arkeoloji Müzesidir. Dünyanın en zengin mozaik koleksiyonlarından birine sahip olan bu müze özellikle Roma ve Bizans dönemlerine ait eserleriyle dikkat çeker. “Dünyanın En Büyük Mozaik Müzesi” ünvanını elinde bulunduran müzede Antakya ve çevresindeki antik kentlerde yapılan kazılardan çıkarılan mozaikler mitoloji, doğa, gündelik yaşam ve sanatı bir arada sunar. Bu mozaikler yalnızca estetik açıdan değil dönemin sosyal yapısı, inançları ve yaşam biçimi hakkında sunduğu bilgilerle de büyük önem taşır. On dokuz sergi salonundan oluşan müzede aynı zamanda Paleolitik Dönem’den Orta Çağ’ın sonuna kadar pek çok önemli eser kronolojik ve tematik olarak sergilenmektedir.
Şehrin tarihini daha yakın dönemlerden başlayarak öğrenmek isteyenler için Hatay Şehir Müzesi önemli bir duraktır. Şehir merkezinde Asi Nehri kenarında kurulan bu müze, Hatay’ın çok kültürlü yapısını ve toplumsal hafızasını yansıtır. Bu müze, Hatay’ın 16-20. yüzyıl arası kültürünü gözler önüne sererek dinler tarihi, üretim ve ticaret, günlük yaşam, giyim kültürü, yemek kültürü gibi bölümleri, maket ve bal mumu heykellerle canlandırmalar yapılarak dizayn edilmiştir. Hatay Şehir Müzesinde Türk, Arap, Ermeni ve Rum topluluklarının yüzyıllar boyunca bir arada yaşamalarından vücuda gelen ortak kültür; fotoğraflar, belgeler, kıyafetler ve günlük yaşam eşyaları aracılığıyla anlatılır. Hatay’ı değerli kılan unsurlardan en önemlileri üç semavi din için de kutsal sayılması ve tarihten bugüne insanların birbiriyle uyum içinde kardeşçe yaşayagelmesidir. Bu nedenle dinler tarihi bölümünde İslamiyet, Hristiyanlık ve Museviliği temsil eden eserler ve kutsal kitaplar sergilenerek kardeşlik ve hoşgörü vurgulanmıştır. Hatay, birçok medeniyeti içinde barındırması sebebiyle kendine özgü altı yüz çeşit yemeği ile UNESCO tarafından verilen “Dünyanın 26. Gastronomi Şehri” ünvanını kazanmıştır. Bu nedenle şehir müzesinde mutfak kültürünü anlatan özel bir bölüm bulunmaktadır. Burada Hatay’ın meşhur yemekleri oruk (içli köfte), künefe ve kömbe yapımı ile peynirci, kadayıfçı ve aktar canlandırmaları bulunmaktadır. Bu müze ziyaretçilere sadece geçmişi öğretmekle kalmaz, farklılıkların bir arada nasıl bir zenginlik oluşturduğunu da göstererek toplumsal hoşgörü bilincini güçlendirir.
Hatay’ın arkeolojik mirasını destekleyen bir diğer önemli kurum Necmi Asfuroğlu Arkeoloji Müzesidir. Bu müze, Antakya’da yapılan bir otel inşaatının kazıları sırasında ortaya çıkan arkeolojik kalıntıların yerinde korunarak sergilenmesi yoluyla kurulmuştur. Antakya bölgesi, Büyük İskender döneminde kurulmuş olup Roma, Doğu Roma ve Osmanlı imparatorlukları boyunca Doğu Akdeniz’in önemli kentlerinden biri olmuştur. Müzede, tüm bu medeniyetlere ait eserler yer almaktadır. Necmi Asfuroğlu Arkeoloji Müzesinde Roma Dönemi’ne ait çeşitli büyüklükteki taban mozaikleri yerinde korunarak sergilenmektedir. Müze bu özelliğiyle dünyadaki sayılı örneklerden biridir. “Dünyanın en büyük tek parça mozaiği” olarak kabul edilen, 1050 metrekare büyüklüğündeki müstesna mozaik oldukça dikkat çekicidir.
Şehrin tarihî zenginliği müzelerle sınırlı değildir. Antik çağlardan günümüze ulaşan ören yerleri, Hatay’ın açık hava müzesi niteliğini güçlendirir. Bunların başında gelen Çevlik (Seleucia Pieria) Ören Yeri, Samandağ ilçesinin deniz kıyısında bulunur. Bu bölge, antik dönemlerde liman kenti olarak büyük bir öneme sahipti. Ören yerinde bulunan Titus Tüneli, Beşikli Mağara ve kaya mezarlarına patika yollardan yürünerek keyifli bir kültür gezisi yapılabilir. Roma Dönemi’ne ait kaya mezarlar yüksek ve kayalık yamaçlara oyulmuştur. Tapınak kalıntıları ve özellikle Titus Tüneli dönemin mühendislik bilgisini gözler önüne serer. Dağları delerek yapılan bu tünel, sel sularını kontrol altına almak amacıyla inşa edilmiş ve günümüze kadar ulaşmıştır. Bu yapı, kadim toplulukların doğayla uyum içinde geliştirdiği çözümlerin etkileyici örneklerinden biridir.
Hatay şehrimizin önemli tarihî mekânlarından bir tanesi Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi’dir. Payas ilçesi sınırlarında bulunan külliye, Hac ve İpek Yolu kervanlarının kesiştiği noktada yer alan bir menzil külliyesi olarak inşa edilmiştir. Osmanlı sadrazamı olan Sokullu Mehmet Paşa tarafından 1574 yılında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye, Türk-İslam mimarisinin en güzide örneklerinden birisidir. Payas, İpek Yolu ile Halep’e gelen malların deniz yoluyla Kıbrıs ve Akdeniz ülkelerine sevk edildiği yer idi. Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi bu güzergâhı kullanan hac ve ticaret kervanlarının, limanın ve askerî birliklerin emniyetini sağlamak ve aynı zamanda konaklamalarını karşılamak amacıyla inşa edilmiş olup Anadolu’nun en büyük külliyesidir. Külliye, 13.000 m²’lik bir alana kurulmuş olup içerisinde dükkanların olduğu büyükçe bir arasta, merkezinde dua kubbesi, han, hamam, tabhane, imarethane, medrese, cami, sübyan mektebi, iki çeşme ve köprüsü bulunmaktadır.
Hatay ilimizin nadide tarihî mekânlarından bir tanesi de Habib-i Neccar Camii ve Külliyesi’dir. Bu bölge, 7. yüzyılda Hz. Ebubekir döneminde Müslümanlar tarafından fethedilmiştir. Bu fetihle birlikte Anadolu’da inşa edilen ilk İslam mabedi Habib-i Neccar Camii olmuştur. Habib-i Neccar, MS 40’lı yıllarda Antakya’da yaşamış, Hz. İsa’nın havarilerine inanan ve bu uğurda feda-i can eden bir Hristiyan marangozdur. Hz. İsa’nın havarilerinden Yuhanna, Pavlos ve Şem'un’a ait olduğu düşünülen mezarlar ve Habib-i Neccar mezarı bu külliyenin içerisinde yer alır. Müslümanlarca bir evliya olarak kabul edilen Habib-i Neccar'ın, Yasin suresinin 13-27 ayetlerinde kıssası anlatılan kişi olduğu bilgisi İslami kaynaklarda geçmektedir. (Süleyman Ateş, “Habîb en-Neccâr”, DİA, c. XIV, s. 373)
Habib-i Neccar Camii, çevresine zaman içinde farklı yapılar eklenerek külliye hâlini almıştır. Bu külliye; cami, iki türbe, medrese hücreleri ve şadırvandan müteşekkildir.
Hatay’daki tarihî mekânlar ve ören yerleri yalnızca turistik alanlar değil aynı zamanda kültürel miras bilincinin gelişmesine katkı sağlayan abidelerdir. Bu alanları gezmek geçmiş medeniyetlerin yaşam biçimlerini anlamayı, tarihsel sürekliliği fark etmeyi ve kültürel çeşitliliğin değerini kavramayı mümkün kılar. Özellikle genç kuşaklar için bu mekânlar, tarih derslerinin somutlaşmış hâli gibidir. Hatay; müzeleri, tarihî yapıları ve ören yerleriyle Anadolu’nun en zengin kültür hazinelerinden biridir. Bu şehirde tarih, kitap sayfalarında kalmaz; sokaklarda, taşlarda ve mozaiklerde yaşamaya devam eder. Hatay’ı tanımak, insanlık tarihinin ortak mirasına tanıklık etmek anlamına da gelir. Bu nedenle Hatay’ın tarihî mekânlarını korumak ve tanıtmak, geçmişe olduğu kadar geleceğe de yapılan bir yatırımdır.